Kabala Eğitimi

Tarih:EKİM
6
Saatler:20:00 – 22:00
Yıl:2026

Hakikat seni çağırıyor! Hayatın özünü tanımaya, evrenin gizemlerini anlamaya ve ruhsal keşifler yapmaya hazır mısın? Kabala eğitimi, kadim bilgelik kaynaklarından beslenir ve yaşamınızda yoğun bir manevi dönüşüm sağlayabilir.

– Kabala nedir?

Kabala Tora (Tevrat) disiplinlerinin ve temel kabala kaynaklarının ezoterik biçimde yorumlanması ile ortaya çıkan bir düşünce okuludur. Evren, insan, yaradan ve yaradılışa dair bilgilerin aktarılması geleneğidir ve bir bilgelik sistemidir. Kabala, bireyin kendi içsel dünyasıyla evrensel düzen arasında bir köprü kurarak, kişinin hem kendini hem de evreni daha derinlemesine kavramasını ve maneviyatı edinmesini sağlar. Kabala çalışmak için belli bir inancı takip etmek gerekmez. Her inançtan, her düşünceden insan kabala öğrenebilir.

– Kabala Eğitimi Ne Sunar?

  •  Kapsamlı Manevi ve Spiritüel Bilgi: Kabalanın temel prensiplerini öğrenerek, evrenin işleyişine dair zengin bir anlayış kazanın.
  • Kendini Tanıma: İçsel kapılarınızı aralayın, gerçek kimliğinizi keşfedin ve ruhsal potansiyelinizi açığa çıkarın.
  • Hayatın Anlamını Keşfetme: Varoluşunuzu, kaderinizi ve evrendeki yerinizi yepyeni bir bakış açısıyla görün.
  • Pratik Uygulamalar: Kabala felsefesini günlük hayatınıza entegre etmenin yollarını öğrenin. Meditasyon, semboller ve dualar gibi pratiklerle ruhsal gelişiminizi destekleyin.

Spiritüel Rehberlik: Alanında 20 yıllık uzman rehber eğitimci eşliğinde, sadece öğrenmekle kalmayın; gerçek bir içsel dönüşüm yaşayın.

– Ders İçeriğinden Bazı Başlıklar:

  • Özgür bir varlık olmak
  •  Yaradılış
  • Yaşam ağacının sırları
  • Yaradılışın alemleri ve ruhların seviyeleri
  • Yaşam ağacı ile yaratmak
  • Kabalanın gizemleri ve klipot
  • Sefiralar
  • Tanrının 72 adı
  • Kabalaya göre eril ve dişil
  • Kabalaya göre cinsellik
  • Reenkarnasyon, doğum ve ölüm
  • Zohar’ın sırları
  • Ana B’Koah
  • Başmelekler
  • Metatron’un gizli sırları

Kabala, insanın kendisini ve yaratılış ve varoluşla kurduğu ilişkiyi farklı bir perspektiften ele almasına imkan veren kadim bir düşünce ve bilgelik geleneğidir. Bu eğitimde kabalanın temel kavramları ve klasik kaynakları, bütüncül bir çerçeve içinde ele alınacaktır.

Elul Ayı ve Başak Burcu

Tarih:AĞUSTOS
24
Saatler:20:30 – 23:30
Yıl:2025

Kabala ve İkiz Ruhlar

Ruh kavramı, insanlık tarihi kadar eski ve evrensel bir fikir olup, yazılı tarihten binlerce yıl önceye, hatta Paleolitik Çağa kadar uzanır. Yani ruh tasavvuru, felsefi sistemlerden çok önce insan zihninde biçimlenmeye başlamış en eski düşünsel yapılardan biridir.

Ruh, insanlığın kadim geçmişi boyunca bireyin varoluşunu, bilincini ve evrendeki yerini anlamlandırma çabalarının merkezinde yer almıştır. Farklı felsefi, dini ve metafizik gelenekler bu kavrama çeşitli açılardan yaklaşmıştır. Örneğin, neoplatonizmin kurucusu Plotinos, ruhu maddeden bağımsız, evrensel akılla bağlantılı ve tanrısal gerçekliğe yönelen bir töz olarak tanımlar. Vedantik düşüncede ise Atman olarak adlandırılan bireysel ruh, mutlak gerçeklik olan Brahman ile özdeştir ve insanın en yüksek amacı bu birlik bilincine ulaşmaktır. İslam düşüncesinin, özellikle tasavvufi yorumlarında, ruhun ilahi bir kaynağa sahip olduğu kabul edilmektedir; tanrısal nefesin tezahürü olan ruh, varoluşsal olarak asli menşeine geri dönme eğilimindedir. Carl Gustav Jung’un analitik psikolojisinde ise ruh, bireyin bireyleşme sürecinde merkezi rol oynayan bir unsur olarak ele alınır. Yahudi mistisizminin temelini oluşturan Kabala’da ise ruh, çok katmanlı bir yapı olarak kabul edilir; genellikle nefeş (can), ruah (ruh) ve neşama (ilahi ruh), haya (hayat) ve yehida (teklik) olmak üzere beş seviyede tanımlanır. Tüm bu çok katmanlı çerçeve, modern spiritüel düşünce içinde ikiz ruh, dual ruh, eş ruh, karmik ruh eşi, ilahi ruh eşi gibi ruh bağlarının ortaya çıkışına zemin hazırlar. Bu kavramlar, farklı bedenlerde tecrübe edinen iki ruh arasında kurulan bağlar olarak değerlendirilir.  Ben bu çalışma kapsamında, kabala temelli kuramsal bilgiler ışığında, bir tarot okuyucusu olarak saha deneyimlerime dayanarak ilerleme kaydedeceğim.

İkiz ruh öğretisinin kökeni, insanlık tarihinin en eski dönemlerine kadar uzanmaktadır. Bu öğretiye dair ilk bilgilerin, maneviyatla doğrudan temas kurduğundan “ilk insan” olarak kabul edilen Adam’a (Hz.Adem) verildiği düşünülmektedir. Bu anlayış, özellikle kabalanın temel metinlerinden biri olan Zohar’da geçen “ayrılmış ruhlar” (split souls) kavramı aracılığıyla desteklenmektedir. Zohar’daki bu anlatım, ruhların yaradılışta bir bütün olduklarını ve daha sonra iki ayrı varlık olarak maddi dünyaya geldiklerini öne sürerek ikiz ruh öğretisinin ezoterik temellerine ışık tutmaktadır.

Bu bağlamda, ikiz ruhlar kavramı, iki ruhun özünde aynı kaynaktan doğmuş ve evrensel bütünlüğün farklı tezahürleri olarak ele alındığı bir metafizik model ileri sürer. Ruhların bu bölünmüşlüğü, hem bireysel gelişim süreçlerinde tamamlanma arayışını hem de kozmik düzeyde birliğin yeniden sağlanmasını ifade eder. Dolayısıyla, ikiz ruhlar öğretisi, insanın ruhsal yolculuğunda kendini gerçekleştirme ve ruhsal bütünlüğe ulaşma çabalarının sembolik ifadesi olarak kabul edilmektedir.

İkiz ruhlar yaratıldığında, denge sağlamak amacıyla eril ve dişil olarak ikiye ayrılmazlar. Bu iki ruh her anlamda eşittir. Her biri, kendilerini yaratan ilahi kaynağın yalnızca yarısını içeremez. İlahi eril ve dişil enerjiler her iki ruhta da eşit biçimde mevcuttur. Eril ve dişil ifadeleri sadece kutupsallıktan bahsederken ayırt edici olması bakımından kullanılan ifadelerdir. İlahi eril ve dişil enerjiler, yalnızca ruhsal düzeyde var olup, ikiz ruhların cinsiyet kimliklerini ya da kimliksizliklerini belirlemez. Dünya üzerindeki tanımlamaları ne olursa olsun, ruhlar birbirinin aynısı olan ruhsal DNAları aracılığıyla eşlerini tanırlar. Bu enerjisel uyum, ikiz ruhları birbirine çeker. Dolayısıyla ikiz ruh ilişkisi, cinsiyet kimliğiyle sınırlı değildir. Ruhlardan biri bir cinsiyet belirtmemeyi secmişse bile diğer ruh da buna uygun frekansta olacaktır.

Bahsedilen öğreti aynı zamanda ruhların karşılıklı münasebeti ve bütünleşme dinamiklerini izah ederek, insan ilişkilerinde derin bir katman meydana getirir. İkiz ruhlar arasındaki bağ, sadece romantik ve hissi bir bağ olmaktan öte, ruhani dönüşüm ve büyüme için elzem bir uyum sürecidir. Buna “ruhun gelişimi süreci” denir ve ikiz ruh yolculuğunun merkezinde yer alır. Bu yolculukta, fertler kendi içlerindeki noksanlıkları tamamlamak, bilinçdışındaki gölge özellikleri ile yüzleşmek ve en iyi versiyonlarına ulaşmak üzere karşılıklı bir yansıtma ve denge vazifesini ifa ederler. Aslında ikiz ruh öğretisi, hem bireysel psikolojik bütünlüğün hem de evrensel manevi birliğin derin bir sembolik ifadesi olarak literatürde mühim bir yer kazanmıştır.

İkiz ruhun tanınması süreci, sanıldığının aksine her zaman ani bir çekim ya da “ilk görüşte aşk” şeklinde tezahür etmeyebilir. İkiz ruh deneyimi, ruhsal düzeyde yoğun ve dönüştürücü bir süreç olması nedeniyle çoğu zaman birey için zorlu ve karmaşık bir seyir izler. Ruh, bu karşılaşmanın getireceği içsel dönüşümü öngördüğünden, kimi zaman karşısındaki kişiyi başlangıçta itici, uygunsuz veya tehdit edici olarak algılayabilir. Bu durum, çoğunlukla ruhun söz konusu deneyimden geri durma veya kaçınma yöneliminden kaynaklanmaktadır. Nitekim uygulayıcı gözlemlerime ve bireysel görüşmelerde elde ettiğim veriye göre, danışanlar tarafından sıkça dile getirilen şu tür ifadeler bu kaçınma eğilimini ortaya koymaktadır:

“Ayaklarım geri geri gitti.”
“İlkin ondan pek hoşlanmadım.”
“Kendime ikinci buluşma olmayacak dedim.”

Bu tür ifadeler, başlangıçta yaşanan dirençli tavırlara rağmen, ikiz ruh deneyiminin özgün ve biricik doğasına işaret eder. Zira birçok danışan, sürecin ilerleyen aşamalarında bu kişiye karşı açıklanması güç bir şekilde derin bir çekim hissettiklerini ve farkında olmadan duygusal olarak bağlandıklarını belirtmektedir. Bu durum, ikiz ruh temasının rasyonel değerlendirmelerin ötesine geçen bir boyutta işlediğini ve ruhsal düzeyde bir karşılaşmayı temsil ettiğini göstermektedir.

İkinci grupta yer alan kişiler ise ikiz ruhlarıyla karşılaştıkları anda yoğun bir duygusal rezonans ve “ilk görüşte aşk” deneyimi yaşadıklarını ifade etmektedirler. Bu bireyler, söz konusu karşılaşmayı daha ziyade tanıdıklık hissiyle tanımlamakta; karşılarındaki kişiyi uzun süredir tanıyorlarmış gibi hissettiklerini, iletişim kurarken herhangi bir çekince yaşamadıklarını ve aralarında güçlü bir fiziksel temas ve göz teması arzusu geliştiğini belirtmektedirler. Ayrıca bu gruptaki kişiler, ikiz ruhlarıyla belirgin düzeyde ortak niteliklere sahip olduklarını keşfettiklerini dile getirmişlerdir. Her ne kadar sayısal bir dağılıma ilişkin kapsamlı bir analiz henüz gerçekleştirilmemiş olsa da, gözlemlerim doğrultusunda, dişil enerjiyi temsil eden bireylerin birinci grupta yer alma eğiliminde oldukları söylenebilir.

Nitekim dişil kutbun temsilcileri, ikiz ruhla karşılaşma sonrasında rüya görme sıklıklarında ve rüyaların içerik yoğunluğunda belirgin bir artış yaşadıklarını da rapor etmişlerdir. Ayrıca her iki kutbun da yaşam amaçlarını bilme ve öğrenme süreci, ikiz ruhların birbirlerini tanımasının ardından hız kazanmaktadır. Bireyler, karşılarındaki kişiyi tanımanın yanı sıra, kendi öz benliklerini de daha derinlemesine anlama gereksinimi duyarlar. Bunların yanısıra tarafların yaşantısında bir takım zorluklar baş gösterebilir çünkü ikiz ruhların bir araya gelmesi bir anlamda ateşe odun atmak gibidir ve bazı zorlukların da ortaya çıkıp temizlenmeleri gerekli olduğundan gelişmeye büyümeye devam etmek için bir bazen bir rollercoaster etkisinden bahsedilebilir. Ancak sınır ihlali içeren, tacizkâr ilişkiler ikiz ruh bağı olarak nitelendirilemez. İkiz ruh bağlantısı zaman zaman zorluklar barındırsa da, bu bağlam hiçbir koşulda sözlü, fiziksel, cinsel, duygusal veya narsisistik istismarı içermez ya da meşrulaştırmaz.

İkiz ruh deneyiminin varlığına işaret eden göstergeler yalnızca ilk karşılaşma esnasında oluşan izlenimlerle sınırlı değildir. Bu bağlamda, dişil kutbu temsil eden bireyin, eril kutbun yaşamında süregiden olaylara benzer deneyimleri önceden yaşamış olması da önemli bir belirti olarak değerlendirilebilir. Dişil kutbun, sahip olduğu bu deneyimsel birikim doğrultusunda, eril kutba rehberlik etme ve onun yönünü bulmasına katkı sağlama eğiliminde olduğu gözlemlenmektedir. Ancak bu rehberliğin sağlıklı bir biçimde gerçekleşebilmesi için bazı önkoşulların yerine getirilmesi gerekmektedir. Dişil kutbun, bu süreçte kendi içsel bütünlüğünü koruyarak eril kutbu dengelemeye çalışması, ikiz ruh dinamiklerinin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Dişilin erile rehberlik etmesi sefirotik düzene göre değişim ve hareketin etkin gücünün eril olması sebebiyledir.

İkiz ruh deneyiminin ayırt edici göstergelerinden bir diğeri, Jung’un “gölge” arketipi olarak tanımladığı, bireyin bastırdığı ya da bilinçdışında tuttuğu yönlerinin karşılıklı olarak yansıtılmasıdır. Bu bağlamda, ikiz ruh deneyimini yaşayan bireyler, karşılarındaki kişide rahatsızlık duydukları tutum ve davranışların aslında kendi iç dünyalarında da mevcut olduğunu fark etmeye başlamaktadırlar. Bu karşılıklı yansıtma süreci, bireyin kendi gölgeleriyle yüzleşmesini ve psikolojik bütünleşmesini mümkün kılan bir içgörü alanı yaratmaktadır. Bu süreçte dişil ve eril kutuplar arasındaki farklılaşma da dikkate değerdir. Dişil kutbu temsil eden bireylerin, gölgelerinin farkındalığı açısından daha yüksek bir bilinç düzeyine sahip oldukları ve bireyleşme (individuation) sürecinde eril kutba kıyasla daha ileri bir aşamada bulundukları gözlemlenmektedir. Eril kutbu temsil eden bireyler ise çoğunlukla gölgelerinin henüz farkında değildirler ve bu yönler aracılığıyla öz-sabotaj davranışlarına açık hale gelebilmektedirler. Bu dinamik, ikiz ruh ilişkilerinde hem bireysel dönüşümün hem de karşılıklı ruhsal evrimin temel yapı taşlarından biri olarak değerlendirilebilir.

İkiz ruh deneyimlerine ilişkin gözlemler, bu tür ruhsal bağların sürecinde sıklıkla tekrar eden ayrılık ve birleşme döngülerinin yaşandığını ortaya koymaktadır. Bu döngüsel dinamik, ikiz ruh ilişkilerinin doğasında yer alan yüksek düzeydeki içsel sınavlara ve bireysel dönüşüm gereksinimlerine dayanmaktadır. Dolayısıyla bu birliktelik, kolaylıkla sürdürülebilir nitelikte olmayıp, ruhsal ve psikolojik olgunlaşma süreçlerini zorunlu kılan bir yapı sergiler. Öte yandan, ikiz ruhlar arasındaki hızlı kavuşmaların dahi, özellikle evlilik bağlamında, farklı türden sınavlara evrildiği görülmektedir.  Şaar haGilgulim’e göre, ruhun dünyaya ilk kez bedenlenmesi durumunda, ruh ikizi (kabalada ruh eşi diye geçer) de onunla birlikte gelir. Bu sayede karşılaşma ve evlenme süreci görece kolay ve zahmetsizdir. Ancak ruh yeniden bedenlenmek zorunda kalırsa—örneğin bir suç nedeniyle ya da tamamlanmamış bir görev yüzünden—o ruh eşi aynı yaşam döngüsünde yeniden bedenlenebilir ama bu birliktelik çok daha zorlu hale gelir. Bu tür ilişkilerin sağlıklı ve sürdürülebilir olabilmesi için belirli koşulların karşılanması gerekmektedir. Yine Şaar ha Gilgulim’de her ne kadar ikiz ruhların dişil kutbunun kendi tekamülü için değil eril kutbun tekamülü için bedenlendigi öne sürülse de dişil kutbu temsil eden bireyin, eril kutba yönelik bir çağrı mekanizması olmayı sürdürürken aynı zamanda kendi bireysel gelişim sürecini, yani kişisel yaşam anlatısını merkezi bir değer olarak koruması mühimdir. Bu denge, hem bireysel bütünleşmenin hem de ikiz ruhlar arasındaki bağın olgunlaşmasının ön koşulu olarak değerlendirilebilir.

Peki, ikiz ruhların birlikteliği sürdürülemez hâle geldiğinde ne tür bir süreç ortaya çıkar? İkiz ruhlar arasındaki ruhsal bağın temel işlevi, her iki bireyin de bireyleşme sürecine karşılıklı olarak katkıda bulunmasını sağlamaktır. Bu ideal işleyiş, ister dişil ister eril enerjiden kaynaklanan nedenlerle kesintiye uğradığında, ruhsal bağ varlığını sürdürmekle birlikte, tarafların birbirlerine yönelik dünyevi ve ruhsal sorumlulukları sona ermektedir. Ancak bu noktada, ruhsal bağın tamamen ortadan kalkmaması, bireyler arasında çözülmemiş karma kalıplarının oluşmasına ve bunların olası gelecek yaşamlara aktarılmasına zemin hazırlayabilir. Bu durumun kökeni, ikiz ruhların yaratılış mitosuna dayanmaktadır. Ezoterik öğretide, ilk ruhun maddi düzleme indiğinde henüz anlaşılmamış bir ilkeye bağlı olarak  “eril ve dişil” kutuplara bölünmesiyle ikiz ruhların oluştuğu kabul edilmektedir. Bu bölünme, her iki kutbun da sonraki yaşamlarında karşılaşarak yeniden bütünlük kazanma ve “bir” olana, yani ilahi kaynağa dönme çabasıyla yönlendirilmesini amaçlamaktadır. Dolayısıyla, ikiz ruhların karşılaşmaları sadece bireysel değil, aynı zamanda kozmik ölçekte bir tamamlanma sürecinin parçası olarak değerlendirilmektedir.

Bazı durumlarda ikiz ruhların birleşimi, fiziksel ölüm, başka biriyle evlilik ya da benzeri nedenlerle nihayete erebilir. Bu tür durumlarda, klasik kabalistik metinlerde yer alan ibur (עיבור) sistemi devreye girer. İbur, bir bireyin ruhsal varlığına ilave olarak başka bir ruhun veya ruh parçacığının geçici ya da kalıcı olarak eklemlenmesiyle tanımlanır. Bu süreç, bireyin yaşamındaki belirli görevleri tamamlayabilmesi, yarım kalmış ruhsal süreçlerini sürdürebilmesi ya da manevî destek alabilmesi için ilahi bir müdahale biçimi olarak değerlendirilir. Bu bağlamda, Tanrı’nın insanın tekâmül sürecinde insanı yalnız bırakmadığı, tersine ona ruhsal açıdan yardımcı unsurlar sunduğu anlayışı ön plana çıkmaktadır.

İkiz ruh öğretisine ilişkin en çok merak uyandıran sorulardan biri, her bireyin bir ikiz ruha sahip olup olmadığıdır. Ezoterik geleneklerde her ruhun bir ikiz parçası olduğu kabul edilse de, bu ruhsal eş ile mevcut yaşamda karşılaşılıp karşılaşılmayacağı konusu belirleyici öneme sahiptir. Zira ikiz ruhların dünya düzleminde karşılaşabilmesi için, aynı zaman diliminde, aynı gezegende, birbirine uygun yaş aralığında ve karşılıklı etkileşimi mümkün kılacak bir cinsel yönelimle bedenlenmeleri ya da reenkarne olmaları gerekmektedir. Bu çok sayıda koşulun aynı anda gerçekleşmesi olasılığı oldukça düşüktür. Bu nedenle, her bireyin yaşamı süresince ikiz ruhuyla karşılaşmasının zorunlu olmadığı; dolayısıyla bu tür bir buluşmanın, istisnai ve nadir bir ruhsal deneyim olarak değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülebilir.

İkiz ruhlar arasında derin bir duygusal bağ bulunduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda, taraflardan birinin çevresine sevinç ve coşku yayması durumunda, diğer tarafın da benzer biçimde pozitif duygular deneyimlediği gözlemlenebilir. Aynı şekilde, taraflardan birinin endişe ve kaygı üretmesi, karşılıklı bir etkileşimle diğer tarafın da benzer olumsuz duygular içerisine girmesine neden olabilmektedir. Bu karşılıklı duygusal etkileşim, ikiz ruhların ruhsal durumlarında meydana gelen dalgalanmaların, birbirlerinin içsel dünyalarında yansımalar oluşturmasına neden olabileceğini göstermektedir.

İkiz ruhlar arasında yaygın olarak varsayılan benzer kişilik yapısı, her zaman geçerli bir durum değildir. Zira kutupların bazı hallerdeki uzun süreli ayrılığı, zaman içerisinde bireylerin farklı deneyimlere maruz kalmasına ve dolayısıyla farklı kişilik özellikleri geliştirmelerine yol açabilir. Bu durum, ikiz ruhların bir araya geldiklerinde zıt ya da çelişkili davranış örüntüleri sergilemelerine neden olabilmektedir. Nitekim, bu tür dinamikler sinastri (ilişki) haritalarında da kendini göstermekte; taraflar arasında uyumlu açılar kadar, sert ve birbiriyle çatışan gezegensel etkiler de gözlemlenebilmektedir. Bu bağlamda, ikiz ruh bağlantısının yalnızca benzerlik temelli değil, aynı zamanda karşıtlık ve tamamlayıcılık ilkelerine de dayandığı söylenebilir.

Örneğin ikiz ruh bağlantısında çok önemli bir yere sahip olan Venüs’ü ele aldığımızda bireyin sağlıklı ve dengeli bir romantik ilişki deneyimleyeceği partnerin Venüs burcu, çoğunlukla şu üç temel yerleşim biçiminden birine sahiptir;

1.Venüs kişinin kendi Venüs burcu ile aynı burçta
2.Kişinin burcunun karşıtı olan zıt burçta (bu durum, tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin yedinci evini, yani ilişkiler alanını aktive eder);
3.Kişinin Venüs burcuyla elementsel açıdan uyumlu (tamamlayıcı) bir burçta.

Örneğin, kişinin Venüs’ü Oğlak burcunda ise, partnerinin Venüs’ü yine Oğlak burcunda olabilir; zıt burç olan Yengeç burcunda bulunabilir; ya da Boğa gibi diğer bir toprak burcunda yer alabilir. Bu tür yerleşimler, çiftler arasında doğal bir çekim ve ruhsal ahenk potansiyeli doğurabilir.

İkiz ruh kavramının yanı sıra, farklı niteliklere sahip çeşitli ruhsal bağ türleri de literatürde yer almaktadır. Bu bağlar arasında en yaygın biçimde bilinen ve tartışılanlardan biri “ruh eşi”dir. Her ne kadar ruh eşi ve ikiz ruh kavramları halk arasında zaman zaman birbirinin yerine kullanılsa da, bu iki terim farklı metafiziksel bağlamlara ve işlevlere işaret etmektedir. Ruh eşi dışında, ilahi ruh eşi, karmik ruh eşi ve dual ruh eşi gibi farklı kategoriler de bulunmaktadır. Bu  ruhsal bağ türlerinin her biri kendine özgü işlevsel bir misyona sahiptir.

Örneğin, ruhsal anlaşmalar veya önceki yaşamlar sonucunda ortaya çıkan ruh eşi ilişkisinin temel amacı, iki bireyin bir araya gelerek maddi ya da manevi anlamda ortak bir üretim gerçekleştirmesidir. Bu üretkenlik, bazı durumlarda bir çocuk dünyaya getirme şeklinde tezahür ederken, kimi zaman da finansal veya yaratıcı bir iş birliği biçiminde kendini gösterebilir. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken husus, ruh eşliği bağının her ilişkide farklı bir amaca hizmet edebileceğidir. Üretilmesi beklenen şeyin niteliği çiftten çifte değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle, ruh eşi ilişkilerinde, çiftlerin ruhsal bağın mahiyetini daha iyi kavrayabilmeleri adına sinastri analizi (astrolojik uyum) ya da tarot yoluyla rehberlik almaları yararlı olabilir. Ruh eşi kavramı, tekil bir varlığa indirgenemeyecek çoklukta bağları kapsar; dolayısıyla bu bağlamda alınacak rehberlik, bireyin yaşamında karşılaşabileceği potansiyel ruh eşlerini tanımasına ve bu ilişkilerin işlevsel niteliğini daha zengin bir biçimde kavrayabilmesine olanak sağlayacaktır.

Özetle, ruhsal bağlantılar bağlamında, ruh eşleri ile ruh ikizleri arasında dikkate değer bir farklılık bulunmaktadır. Bu farklılıklardan biri, bireylerin taşıdığı karmik yükler ve enerji düzeyleridir. Ruh eşleri, ruh ikizlerinden farklı olarak, benzer karmik onarım süreçlerine (tikkun) sahiptirler. Bu benzerlik, onların yaşam yolculuklarında paralel öğrenme temaları ve ruhsal derslerle karşılaşmalarına olanak tanır. Ayrıca, ruh eşleri çoğunlukla aynı çakra seviyelerinde gelişim göstermekte olup, bu durum ilişkilerinde daha dengeli bir enerjetik uyumun oluşmasına zemin hazırlar. Buna karşın, ruh ikizleri arasında enerjetik dengesizlikler ve gelişim farklılıkları daha belirgin olabilmektedir.

Ruhsal bağların çeşitliliği ve derinliği, insan varoluşunun yalnızca dünyevi boyutlarla sınırlı olmadığını ve daha geniş bir metafizik düzlemde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu bağların anlaşılması, yalnızca bireyin kendi varoluşsal yolculuğunu değil, aynı zamanda karşılaştığı ilişkilerin derinliğini ve amacını da anlamlandırmasına hizmet eder. Bu nedenle, gerek ezoterik geleneklerin sunduğu kadim bilgilerle, gerekse bireysel sezgi ve deneyimle desteklenen bir rehberlik süreci, ruhsal bağların mahiyetini çözümlemede önemli bir anahtar işlevi görebilir. Böylesi bir rehberlik, yalnızca bireyin ruhsal ilişkilerini tanımlamakla kalmaz; aynı zamanda bu ilişkilerin taşıdığı dönüştürücü potansiyeli de açığa çıkarır. Zira ruh eşleri ya da ikiz ruhlar gibi bağlar, bireyin psikolojik, duygusal ve spiritüel tekâmülünde katalizör rolü üstlenebilir. Bu bağlamda, her bir karşılaşma rastlantıdan öte, bir tür ilahi düzenin tezahürü olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla, bu tür ilişkilerin anlamını kavramak, bireyin yalnızca kendi içsel evrimini değil, daha büyük bir bütünle kurduğu bağlantıyı da derinleştirir. Böylece ruhsal bağlar, yalnızca ilişkisel düzlemde değil, varoluşun tümüne yayılan bir bilinç genişlemesi olarak okunabilir.

Uranüs İkizler’de

Modern çağın başlangıcını temsil eden kesiflerden biri Uranüs’ün varlığıydı. Uranüs 13 Mart 1781’de William Hershel tarafından keşfedildi. Uranüs teleskopla keşfedilen ilk gezegendir. Uranüs’ün keşfiyle birlikte bazı sosyolojik değişiklikler de eşanlı olarak gerçekleşmiştir.


Kozmosun sınırlarının genişlemesi ile insan merkezcilikten uzaklaşılmıştır. Bilimsel hümanizm benimsenerek teolojik merkezcilik terk edilmiştir. Aydınlanma çağı ile bilimsel düşünce halk arasında da itibar kazanmıştır. Keşfin yapıldığı 1781 yılı aynı zamanda Endüstri Devrimi’nin de başlangıcıdır. Uranüs’ün keşfinden sonraki yıllarda dünya sahnesinde büyük toplumsal çalkantılar yaşandı; Fransız Devrimi (1789), Amerikan Anayasası (1787) ile birlikte modern demokrasi, eşitlik ve özgürlük fikirlerinin yayıldı. Tüm bu gelişmeler astroloji açısından Uranüs ve Uranüs İkizler ile bağlantılıdır. Zira Uranüs İkizler burcundayken keşfedilmiştir. Dünya astrolojisinde İkizler burcu ticaret, eğitim, medya, kısa yolculuklar ve sosyal ağları yönetir. Bir hava burcu olarak soyut düşünme ve fikirlerle bağlantılıdır.


Astrolojide Uranüs bizim Merkür ile birlikte zihinsel DNA kodumuzdur. Uranüs, bir gezegen olarak rolü gereği, diğerlerinden farklı olanları temsil eder. Anomalilerin dozajı kişinin Uranüs’ü kadardır. Uranüs krizlerle büyümektir. Kuralları yıkmak yeni kurallar yaratmak, icatlar ve yenilikler, modifikasyon ve mutasyonlardır. Devrim, özgürleşme, ani değişim ve bireyleşmedir. Uranüs girdiği her burçta kartları karıştırır ve yeniden dağıtır. Uranüs 7 Temmuz 2025 tarihinde İkizler’e geçecektir.


Peki Uranüs İkizler’de bize ne getirecek? Uranüs değişken bir burçta sabit bir burçta olduğundan daha çok rahat eder bu nedenle düşünme ve iletişim kurma modellerimiz hızla değişecektir. Uranüs çift kutuplu bir burçta olacağından zıt kutuplar karşı karşıya gelecek ve gerilimli bir atmosfer deneyimlenecektir. Örneğin teknolojinin daha çok yaşantımıza girmesi ile sanal ortamlar ve sosyal medyadaki avatarımız ile gerçek kimliğimiz arasında bocalayabiliriz. Pluto da Kova’dayken avatarlarımızla çok daha içli dışlı olacağız.


Uranüs, ani değişimler, devrimsel yenilikler ve teknolojik ilerlemeleri simgeler. İkizler burcu ise zihin, iletişim, bilgi akışı, eğitim, medya ve kısa yolculuklarla ilgilidir. Uranüs İkizler’deyken bu temaların çarpıcı biçimde değişime uğraması beklenir. Hemen her alanda atılımlar olabilir ancak özellikle iletişim, haberleşme, bilişim, sinir ağları, yapay zeka ve algoritma, seyahat ve ulaşım, havacılık ve uzay teknolojileri alanları öne çıkabilir. Hiçbir şey uzun süre sabit kalmayacak ve toplumsal değişim hız kazanacaktır. Bunun itici gücü ise teknolojinin kullanımı olacaktır.


Bir merkezde toplanan güç daha çok yerel olana kayacaktır. Küresel sistemler değil yerel kurumlar sabit kalacaktır. Sanal ve artırılmış gerçeklikteki gelişmeler konjonktürü değiştirebilir ancak aynı zamanda bilgisayar virüsleriyle dolu bir dünyaya da yol açabilir; bu da bizi hacklenme ve hırsızlık gibi tehditlere açık hale getirir. Uranüs İkizler’deyken, gerçeklik algısı bilgiyle şekillenir ama hangi bilginin gerçek olduğu belirsizleşir.


İkizler, kısa mesafeli yolculuklar, şehir içi hareketlilik ve iletişimle ilgilidir. Uranüs, teknolojik devrimleri, özgürlükle çatışan kontrol sistemlerini ve farklı düşünmeyi temsil eder. Kasabalar ve şehirler, akıllı teknolojilere ve gözetim sistemlerine uyum sağlayacak şekilde yeniden tasarlanabilir; ayrıca elektrikli araçlar ve şarj istasyonları için de altyapı geliştirilebilir. Sürücüsüz araçlar, kargo teslim eden dronelar, hava taksiler, güvenlik teknolojilerinde kimlik doğrulama, programlama dilleri günlük yaşamın bir parçası haline gelebilir.


Bazen bu değişimlerin çoğu planlandığı gibi gitmeyebilir ve ani, beklenmedik aksaklıklar ve gerilemeler yaşanabilir. Medya ve haber ağlarında, internet ve sosyal medya aracılığıyla bilgi paylaşım biçimlerinde büyük çaplı kesintiler yaşanabilir. Uranüs’ün etkisi genellikle yenilik ve devrim getirir, ancak ani aksilikler ve beklenmedik kırılmalar da bu enerjinin parçasıdır. İkizler burcunun değişken doğası, projelerde dalgalanmalara ve değişen planlara işaret edersncak Uranüs, kriz anlarında ortaya çıkan yeni çözümler ve özgürleştirici yeniliklerle bağlantılıdır. Bu süreç, insanlığın sürdürülebilir ve etik teknolojilere geçişi için zorunlu bir evrim olabilir. Makine ağları yerine daha insan odaklı etkileşim ağları kurmayı tercih edebiliriz.


Bu dönem, iletişimde cinsiyet kalıplarının kırıldığı, modanın daha cinsiyetsiz hale geldiği bir süreç olabilir. Kardeşlik ve komşuluk ilişkilerimiz dönüşebilir. Bu 7-8 yıllık döngüde eğitim ve öğrenme alışılmışın dışına çıkarak hızla değişebilir, bilgi küçük parçalar halinde yayılırken iletişim tarzlarımızda önemli dönüşümler yaşanabilir. Eğitim yaratıcılık ve akla kayabilir. Yapay zeka destekli öğrenme ve düşünme biçimlerinde yenilikler ve okul müfredatlarında köklü dönüşümler beklenebilir. Hareketlilik ve göç artabilir. Kısa yolculuklarda yenilikler, hayatımızı kolaylaştıran teknolojik devrimler artabilir.


Uranüs’ün doğasında merkeziyetsizlik, yenilik ve bireysel özgürlük vardır. Bu etkiyle gelecekte evlerde üretilen, merkezi olmayan yeni enerji formları gelişebilir. İnsanlar kendi enerjilerini üretmeye başladığında, büyük enerji şirketlerine ya da geleneksel elektrik şebekesine olan bağımlılıkları azalabilir. Bu hem Uranüs’ün teknolojiyle iç içe doğasını hem de bireysel gücü ön plana çıkaran özgürleştirici yönünü yansıtır.


Uranüs sınırları sevmez; bağımsızlığı, özgür düşünceyi ve geleneksel yapıları yıkmayı teşvik eder. Bu enerjiyle uyumlu olarak, birçok gazetecinin bağımsız çalıştığı, kurumsal medyadan uzaklaştığı yeni bir medya düzeni ortaya çıkabilir. Podcast’lerin yükselişi bu dönüşümün habercisidir. Herkes kendi sesini duyurabilir, çünkü Uranüs bireysel özgürlükle teknolojiyi birleştirerek geleneksel yapıları dönüştürür.
Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin hızla gelişmesi, milyonlarca işi tehdit edebilir. Bu durum, devletler bir çözüm üretmezse büyük bir işsizlik krizine yol açabilir.


Tarihi bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri, kuruluşundan bu yana Uranüs İkizler burcundayken daima savaş dönemlerine girmiştir; iç Savaş ise Neptün Koç burcundayken yaşanmıştır. 2020’lerin ortalarında Uranüs ve Neptün burç değiştirirken, ülkede yeni bir iç savaş ihtimali artmaktadır ancak bu süreçte sağduyulu davranarak barış yolunu seçmek mümkündür. 2032’de Uranüs ile Satürn İkizler burcunda kavuşacak ve bu tarihe kadar attığımız tüm adımlar sınanacak. Kurduğumuz yeni sistemler ve fikirler ya başarılı olup kalıcı hale gelecek ya da başarısız olup çökecek. Önümüzde heyecanlı bir süreç var. 2032’de Uranüs ile Satürn’ün İkizler burcunda kavuşumu, Pluto’nun Kova burcunda ilerleyişi ile aynı zamana denk gelecek ve bu dönem teknoloji alanında köklü dönüşümlerin yaşanacağı bir süreç olacak.


Uranüs, geçmişin kalıplarını altüst eden ani ve dramatik değişimlerin gezegenidir. Beklenmedik olaylar, radikal kopuşlar ve sarsıcı gelişmeler onun doğasında vardır. Bu değişimler öylesine hızlı ve şok edici olabilir ki bazen travmaya dahi yol açabilir. Çünkü Uranüs, alıştığımız ve tutunduğumuz düzenleri parçalayarak bizi özgürleştirir ve yepyeni bir bilinç düzeyine taşır. Onun etkisiyle hayat, bildiğimiz gibi olmaktan çıkar.

Kabalada Şavuot

Şavuot, Tora’da tarihi ya da siyasal bir olayla ilişkilendirilmeyen tek büyük bayramdır; yalnızca doğa ve tarım döngüsüyle bağlantılı olarak anılır. Ancak sonraki geleneklerde, bu bayram Tanrı’nın Tora’yı Sina Dağı’nda vermesinin yıldönümü olarak kabul edilmiştir. Şavuot kelime anlamıyla haftalar demektir ve Pesah’tan sonraki ikinci gecede başlayan ve yedi hafta boyunca süren Omer Sayımı sürecinin sonunda kutlanan bir tarım bayramına işaret eder.


Kutsal metinler Şavuot ile ilgili olarak şunları söyler:


-Çıkış 23:16, “Tarlaya ektiğiniz ürünleri biçtiğinizde ilk ürünlerle Hasat Bayramı’nı kutlayacaksınız. Yıl sonunda tarladan ürünlerinizi topladığınızda Ürün Devşirme Bayramı’nı kutlayacaksınız.”


-Levililer 23:17, “Yaşadığınız yerden RAB’be sallamalık sunu olarak iki ekmek getirin. Ekmekler ilk ürünlerden, onda iki efa[c] ince undan yapılacak. Mayayla pişirilip RAB’be öyle sunulacak.”


-Yasanın Tekrarı 16:10 “Sonra Tanrınız RAB’bin sizi kutsadığı oranda vereceğiniz gönülden sunularla O’nun için Haftalar Bayramı’nı kutlayacaksınız.”


Tapınak döneminde iki çeşit sunu olurdu:


1.Rahipler tarafından halk adına sunulan iki ekmek,
2.Her ailenin kendi maddi durumuna göre getirdiği gönüllü sunular.


Bu sunular, Tora’nın özellikle övdüğü yedi ürünün ilk meyvelerinden (bikkurim) getirilirdi; buğday, arpa, üzüm, incir, nar, zeytin ve hurma.


Aileler, kabileler, bölgeler ve illerden oluşan büyük hacı kafileleriyle birlikte, İsrailoğulları Kudüs’teki Tapınağa doğru yolculuk ederdi. Her aile bikkurim sepetlerini taşırdı. Zenginler, altın ve gümüş sepetlerde, fakirler ise söğüt dallarından örülmüş sepetlerde. Yolculuk sırasında gece olunca, uğradıkları kasabaların meydanlarında uyurlardı.


Günümüze gelecek olursak Sivan, Sinai Dağı’nda Tora’nın verilişinin yıl dönümü ayıdır. Bu önemli olayın kutlandığı bayram olan Şavuot, ayın altıncı gününe denk gelir ve bu yüzden bayramdan önceki üç gün de özel bir statüye sahiptir. Bu zaman dilimi, bayramdan önceki sevinçli bir dönemdir ve bize antik İsrailoğulları’nın Tora’yı almaya hazırlanırken yaşadığı coşkuyu ve heyecanı hatırlatır. Bayram hazırlıkları, o heybetli günle zirveye ulaşır.


Yalnızca erkekler değil, kadınlar ve çocuklar da Tora verildiğinde Sinai’da hazır bulunmuştu ve hatta geleneksel inanca göre, gelecek tüm kuşaklardaki her İsrailoğlu da oradaydı. İşte bu manevi hazır bulunma, bu ayın onurlandırdığı şeydir.


Bu ayın burcu İkizlerdir. Bazı kaynaklar bu burcun, ikiz kardeşler Yakup ve Esav ile özdeşleştirildiğini söyler. Başka yorumlara göre, Nisan (Koç) ve İyar (Boğa) gibi hayvan sembollerin aksine, Sivan’ın sembolü iki insandır. Bu da şu mesajı verir; insanların ağzı vardır konuşmak için, elleri vardır alkışlamak için, ayakları vardır dans etmek için. Yani yalnızca insanlar Tora’nın sözlerini söyleyebilir ve onlar aracılığıyla sevinç duyabilir.


Şavuot arefesinde Tora’yı çalışmak için gece boyunca uyanık kalmak, kabalistik bir gelenektir ve önceleri genellikle bazı Hasidik gruplara mensup kişilerle sınırlı kalmıştır. Ancak zamanla bu uygulama, Şavuot bayramını başlatan yıllık bir etkinlik olarak yahudiliğin tüm mezheplerinde giderek popüler hâle gelmiştir.
Bayramın arifesinde sinagoglarda çalışma oturumları düzenlenir. Bu oturumlarda topluluk üyeleri, Tanah, Mişna ve Talmud’dan ve mistik yazılardan pasajlar okuyup tartışırlar. Bu uygulamaya “Tikkun Leil Şavuot” (Şavuot gecesinin düzeltmesi) denir. Bu oturumlar, ertesi günde, Sinai Dağı’nda vahyin ve On Emir’in verilişinin yeniden canlandırıldığı kutsal atmosferi hazırlamak için ruhsal bir zemin oluşturur.

Peki ama meyve ve tahıl bayramı olan bu kutlamalar nasıl Tora’nın kutlandığı bir güne dönüştü? Talmud bilginlerinin dehasının bir parçası, eski tarımsal bayramları tarihsel anlamlarla örtüştürme becerileriydi. Şavuot örneğinde, hahamlar bu bayramın, İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıktıktan sonra Sinai Çölü’ne vardıkları üç aylık döneme denk geldiğini hesapladılar. Her iki olayı da 6 Sivan’a sabitlediler ve Sina deneyimini bu bayramın özüne yerleştirdiler. (İsrail dışındakiler bu bayramı yedinci gün olan 7 Sivan’da da kutlamaya devam ederler). Günümüzde, Şavuot’un tarımsal kökenine dair izler hâlâ sürmektedir. Sinagoglar, bu bayramda çiçekler ve yeşilliklerle süslenir. Ancak bu süslemeler de zamanla yeni bir anlam kazanmıştır: Tora’nın verildiği dağın yeşilliğini temsil ederler. Şavuot gecesi için tikkun geleneğini başlatan mistikler, bu bayramı kısmen, ertesi gün yaşanacak yüce bir düğüne hazırlık olarak tasavvur etmişlerdir: Tanrı ile İsrailoğullarının evliliği. Böylece Şavuot, artık bir zamanlar olduğu gibi sadece bir çiftçi bayramı değil, ruhsal bir birlikteliğin ve kutsal bir ahdin kutlandığı derin anlamlı bir gün hâline gelmiştir.

Şavuot sabahı sinagogda On Emir’in okunması, ibadetin en kutsal anıdır ancak birçok kişi için en dokunaklı kısım, Rut Kitabı’nın okunmasıdır. İsrail dışındaki cemaatlerde bu okuma, genellikle bayramın ikinci günü yapılır. Bunun tarımsal temayla örtüştüğü söylenir çünkü Rut’un hikayesi, arpa hasadı sırasında geçer. Daha az bilinen bir neden ise, kitabın sonunda öğrendiğimiz üzere, Rut’un Kral David’in atası olmasıdır. Gelenek David’in Şavuot günü doğup öldüğünü söyler. Kitabın okunması, hem Rut’u hem de David’i onurlandırmak anlamına gelir. Rut, Ester’den sonra kadın adı taşıyan tek kutsal metindir. Yüzeyde bakıldığında, kayınvalidesine sadakat gösteren genç bir dulun ve herkesin mutlu sona ulaştığı bir şefkat öyküsüdür ama bu sakin yüzeyin altında, Kutsal Kitap’ta eşi benzeri olmayan bir başka hikâye saklıdır; İki kadının erkek egemen bir toplumda yalnız başlarına hayatta kalma ve anlam bulma mücadelesidir bu.

Bu, sadece bir aile hikâyesi değil, bir aidiyetin gönüllü ve yürekten seçilişinin hikâyesidir. Rut, doğuştan yahudi değildi ama ruhuyla, sadakatiyle, sevgisiyle ve sorumluluğuyla, yahudiliğin özünü yaşadı belki de birçoğunun unuttuğu kadar derinden. Onun hikâyesi, inancın kan bağıyla değil, bağlılıkla, sevgiyle, eylemle tanımlanabileceğini gösterir. Şavuot bize işte tüm bu erdemleri anlatır.

Kabalistik Astrolojide Sivan Ayı

Ayların enerjisini anlamak çok önemlidir çünkü o zaman kozmosun enerjisi ile hizalanmış oluruz ve çevremizi donatan enerjilerden daha fazla yararlanmış oluruz. İbranicede ay, hodeş kelimesi lehithadeş, yenilenmek fiilinden gelir. Bu enerjiler her ay yenilendiğinden her ayın enerjisini derinlemesine çözümlemek günlük yaşamda daha bilinçli seçimler yapmamızın kapısını aralar.


Sivan İbrani takvimdeki üçüncü ay olup oldukça önemli bir konuma sahiptir. Bu ayın tetragrammaton kombinasyonu Yud Vav Hey Hey’dir. Yud ve Vav eril harflerdir, Hey ise dişil harftir. Burada bir kutupsallık vardır. Bu kutupsallık gereğince, ayın ilk iki haftası Hesed, sağ sütun, son iki haftası Din, sol sütun ile ilgilidir. Sağ sütun paylaşmaktır, sol sütun almaktır. Bu ayda bu iki meziyet dengelenir ve bizler orta sütunda hizalanmaya çalışırız. Nisan ayı sağ sütun, İyar ayı sol sütun iken, Sivan ayı ikisi arasındaki denge ve ahengin sembolü olan orta sütundur. Sefira olarak bakıldığında ise Nisan Hesed, İyar Gevura, Sivan ise Tiferet’tir.


Sivan ayı, Tora’nın tüm insanlığa verildiği aydır. İkizler burcunun sembolü iki insan figürüdür ve Tora da iki tablet üzerine yazılmıştır. Peki yaradan niçin tek bir yerine iki tableti uygun görmüştür? Çünkü iki tablet sağ ve sol sütunu ve bunlar arasındaki dengeyi sembolize eder. İki tablet ikinin bir olmasıdır çünkü iki insan figürü almayı ve vermeyi dengeli bir biçimde öğrenmiştir. Bu biçimde üst dünyalar ve alt dünyalar birbirine bağlanır. Sivan ve İkizler burcunun esası, ikilikler arasındaki işte bu münasebet ve birleşmedir.

İkizler çok yönlü ve uyumludur. İletişim becerileri ve mizah kabiliyetleri güçlüdür, entelektüeldirler ve hitabetleri güçlüdür. Gençlik dolu ve canlıdırlar. Negatif yönden ise, gergin, yüzeysel, istikrarsız, kurnaz, fazla meraklı olabilirler. İkizler, birden fazla meşguliyeti aynı anda yürütmeyi, sohbeti, okumayı ve hayatın çeşitliliğini sever. Bir yere bağlı hissetmeyi, tekdüzeliği, rutini sevmezler. Elbette bunlar genel geçer özelliklerdir ve bir İkizler’in yoğunluğu doğdukları saat ve dakikaya göre değişecektir. Bu nedenle daha sessiz, daha ciddi İkizler’i görmek de mümkündür. İkizler’in tüm bu özellikleri alma ve verme arasında bir köprü olmasından ileri gelir. İkizler, her iki tarafı da görebildiklerinden dengeyi kurmakta diğer burçlara nazaran daha beceriklidirler.


İkizler’in yöneticisi Merkür’dür. Aramice’de Merkür’e Hohav denir ve bu hem fiziksel dünyadaki iletişimle hem de fiziksel ve ruhsal boyutların ittifakı ile ilişkilendirilir. Bu ayın harfleri, Merkür gezegenini yaratan Reş ve İkizler burcunu yaratan Zayin harfleridir. Bu iki harf birlikte, Sivan ayının fiziksel ve ruhsal dünyaların birleşmesi için büyük bir potansiyel taşıdığını ifade eder. Merkür, İkizler (Sivan) ve Başak (Elul) burçlarının yöneticisidir ve bu aylar tövbe ile yaradana dönüş için ayrılmıştır. Ayrıca, hem Sivan hem de Elul ayları Zodyak’ta insan figürü ile simgelenir. Bu insan sembolizmi, bu ayların kişinin ruhani eğilimlerini geliştirmesi için uygun zamanlar olduğunu gösterir.


Yönetici gezegenleri gibi, İkizler burcu insanları adeta bir enerji topudur. Çoğu insan bir vaziyeti kavrayıp harekete geçmeden evvel zamana ihtiyaç duyarken, İkizler derhal bilgiyi toplar ve neredeyse aynı anda tepki verir. Bir şeyi gördüklerinde, hemen “anlarlar” ve harekete geçerler.


Sefer Yetzirah, İkizler burcuyla ilişkilendirilen beden organlarının akciğerler ve sinir sistemi olduğunu ortaya koyar. Bir İkizler, olayları çok hızlı yargılayıp hüküm vererek “büyük resimle” bağlantısını kaybettiğinde, semavi alemle olan bağı zayıflar. Bu da onu zatürre ve bronşit gibi solunum yolu rahatsızlıklarına meyilli hale getirebilir.


Pozitif karakter özelliklerinden en üst düzeyde istifade etmek için İkizler burcu insanları, sahip oldukları maharetleri paylaşım odaklı kullanmalıdır. İkizler’in geçici entelektüel bir kendini tatmin halinin esiri olmanın ötesine geçmeleri gerekir. Fikirlerin ve insanların onlara gerçekten dokunmasına izin vermeli, en ufak bir duygusal ya da zihinsel rahatsızlıkta kaçma dürtüsüne direnmelidirler. Dünya ile bağ kurabilmek için, görünenin ötesine geçip derinliğe inmelidirler. Bu şekilde, gerçek birer ışık elçisi haline gelir; fikirler arasında, kendileriyle başkaları arasında ve nihayetinde bu dünya ile üst dünya arasında köprüler kurarlar.

İkizler burcunda bir tikkunu olanlar önceki yaşamlarında Yay burcunun vasıflarına sahiptirler. Bu da onların dağınık ve şımartılmış bir çocuk gibi davrandığını, günübirlik yaşadığını ve çoğunlukla bencil arzuların tarafından yönlendirildiğini gösterir.


Paylaşmak İkizler’in özgürlüğünü kısıtlamaz; tam tersine onu güçlendirir. İkizler, bu yaşamda kendini başkalarının ihtiyaçlarına açarak geçmişten kalan bencilliği aşmalılardır. Bunu gerçekleştirebilmek için, tevazu ile hareket etmeyi öğrenmeli ve çevresindekilere karşı daha saygılı olmalılardır. Böylece, hem iş hayatında hem de en yakın ilişkilerinde yeni ve daha derin bir anlam bulacaklardır. Gerçek ve kalıcı özgürlüğün, başkalarıyla kurduğu bağlardan ve fikir teatisinden doğduğunu fark edecekler ve bu da onları gerçek bir dönüşüme götürecektir.


Sivan ayı, aynı zamanda bereketle de alakalıdır. Bu ayda üst alemlerden alt alemlere bereket yağar. Bu ayda kutlanan Şavuot bunun bir göstergesidir. Şavuot gecesi uyumadan Tora öğrenimi yapılır çünkü tüm yıl içinde başımıza gelecekler o gece belirlenir ve böylece Tora öğrenimi yapan kişinin başına kötü bir işin gelmeyeceği umulur.


Büyük kabala alimi Ari’ye göre Sivan ayı, iş hayatında muvaffak olan Zevulun kabilesiyle ilişkilendirilir. Bu nedenle Sivan, ticaret ve kazançla ilgili bir aydır. Bu ayda, Tanrı bizimle bir alışveriş yapmak ister ama bu alışveriş sadece maddi bir iş değildir. Yaradan bizlere bolluğun ve bereketin esas kaidelerini öğretmek ister. Sivan, hem maddi hem manevi anlamda büyümek, kazanç sağlamak ve paylaşmayı öğrenmek için özel bir zaman dilimidir.


Son olarak, İkizler burcundaki ikizlerin Yaakov ve Esav’ı temsil ettiği görüşünden hareketle, Rav Zadok HaKohen yılın ilk üç ayının üç ata tarafından simgelendiğini açıklar. Nisan, merhamet ve iyilik özelliklerini temsil eden Avram ile; İyar, hüküm ve kudreti temsil eden Yitshak ile; Sivan ise güzellik ve tefekkürü simgeleyen Yaakov ile ilişkilendirilir. 

Kabalada Kaşrut

Bu ayın burcu olan Boğa burcu beslenme ile ilgilidir. Boğa’nın yöneticisi Venüs, keyif ve haz prensipleriyle ilişkilidir; bu yüzden Boğa, yemeği sadece fiziksel ihtiyaç değil, ruhsal bir tatmin aracı olarak da görür. Kabala ve beslenme arasında da önemli bağlar vardır. Kişi yediği her lokmada ilahi ışığı fark etmelidir. Böylece, fiziksel beslenme bir şükür ve arınma ritüeline dönüşür. Gelin kabala ve beslenme arasındaki bağı daha yakından görelim.


Tora’da yenmesi ve yenmemesi gereken yiyecekler belirtilmiştir. Yenmemesi gereken yiyecekler aslında yendikleri zaman hiç yenmemiş gibi sayilacaklari için yenmelerinde sakınca bulunmaktadir. Yasağın ardındaki asıl neden budur. Gelin bu prensibe daha yakından bakalım…


Tanrı dört krallık yaratmıştır; cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar fakat bu her şeyin sonu değildir yaradan tamamlanma ister. Bizler cansızlar, bitkiler veya hayvanlar aleminden birşey yediğimizde onları insan seviyesine tanrısal bir biçimde yükseltmiş oluruz. Örneğin hayvansal birşey yediğimizde hem cansız alemi, hem bitki alemini hem de hayvan alemini insan seviyesine çıkarmış oluruz. Yemek yememizin ardındaki neden de aslında bu yükseltme durumudur. İnsan bu bakımdan diğer üç alemden ayrıdır, insanı yüceltecek bir aracı olmadığından insan kendi kendini tanrısal seviyeye taşımakla mükelleftir.


Tora’da dört ayakli bir hayvanın yenebilir yani koşer olması için iki koşul vardır; geviş getirebiliyor olması ve ayrık toynaklara sahip olması. Eğer yediğimiz hayvan koşer değilse onu yükseltemeyiz. İnsanın içinde dört alem de bulunduğundan koşer olmayan hayvan bedenimizde hayvan seviyesinde kalır ve insanın içindeki insan seviyesine karışamaz. Bu da aşağı yönlü bir hareket oluşturduğundan bedenimizin içinde insan seviyesinin azalması demektir.


Her bir 613 mitsvanın kabalistik bir karşılığı vardır. En bilinen kaşrut kurallarından biri ikisi de koşer olsa dahi eti ve sütü birlikte tüketmemektir. Et ölümü ve cansızlığı süt ise yaşamı ve canlılığı simgeler. Kabala bize yaşamı ve ölümü karıştırmamak gerektiğini ifade eder. Bu nedenle et ve süt birlikte tüketilmez. Tıpkı bunun gibi geviş getirme ve ayrık toynağın da kabalistik açılımları vardır. Geviş getirmek bir şeyi yeniden düşünme sürecinden geçirmek demektir. Ayrık toynak ise yargı ve merhamet prensibini aynı coşku ile karşılayabilmek demektir. Örneğin Avram akedat Yitshak örneğinde olduğu gibi yaradanın arzu ettiği yargı prensibini de karakterine aykırı olmasına rağmen kabul etmiştir. İşte bu iki koşul bir insanda bulunduğunda insan tanrısallığa ulaşabilir. Bu nedenle bu iki koşulun birden bir arada bulunması koşer yiyeceği ortaya çıkarır. Öyle ki tanrısallığa ulaşmayı düşünen biri eyleme geçmezse yalnızca bir düşünce süreci işletmiş olur ve hedefine ulaşamaz. Aynı şekilde örneğin karakterinde merhamet prensibi ağır basan bir kişinin nefsine yargı prensibi ağır gelebilir ve kişi bu prensibi uygulamaktan kaçınabilir. Bu durumda kaşerut ortaya çıkmayacaktır.


Anlaşıldığı gibi beslenme kabalada çok önemlidir çünkü yediklerimizle aramızda bir koreleasyon vardır. Ya biz onları yüceltiriz ya da onlar bizi aşağı çekerler. Bu nedenle kaşruta dikkat etmek büyük bir hassasiyet ister.


Mitsvaları 3 gruba ayırabiliriz. Sosyal bir değer belirten mişpatim; öldürmemek, rasyonel bir anlam atanamayan hukim; yün ve keteni karıştırmamak, sembolik bir anlam taşıyan edot; Şabat’ı tutmak. Kaşrut kuralları bunlardan ikinci gruba aittir yani hukimdir. Bu nedenle bir gün belki bilinebilecek olsa da Tora’da bir açıklama olmadığından bugün için kaşrutun sebebi bilinmemektedir ancak görüldüğü gibi kabala kaşrutu oldukça değerli bir biçimde açıklamaktadır.


Yaradanın ilk mitsvası yemekle ilgilidir. Gan Eden, cennet bahçesinde Adam ve Hava’ya bir şey hariç her şeyi yemek serbestti fakat onlar yasak olan bir yiyeceği yediler. Bu nedenle bizler her koşer yiyecek tükettigimizde ilk günahı onarmış oluruz. Bu nedenle de kaşrutu tutmak oldukça önemlidir.

Kabalada Omer Sayımı

Kabala bize şunu öğretir; Pesah kutlamasını takip eden 49 gün boyunca kendimize çok iyi bakmamız ve hayatımızın her alanından tüm olumsuz etkilerden kurtulmamız gerekir. Pesah’tan sonra bir sonraki bayram olan ve özünde Pesah’ın doruk noktası olan Şavuot’u beklemeye başlıyoruz. Omer sayımı, Pesah ve Şavuot ışığını hak etmek için yaptığımız bir iştir. Pesah’tan Şavuot’un gelişine kadar Omer günlerini sayarak ruhumuzu temizleriz. Omer Pesah’ın ikinci gecesinden Şavuot’tan önceki geceye kadar olan süreyi kapsar. Omer’i saymaya alacakaranlıkta, gecenin herhangi bir saatinde başlanabilir. Omer sayımı ile yedi hafta boyunca içimizdeki klipotu (olumsuzluk kabuklarını) kırma fırsatına sahip oluruz.


Levililer 23:15 şöyle der: “Şabat’tan sonraki gün sallamalık demeti götürdüğünüz günden başlayarak tam yedi hafta sayın.”. Tora’nın Sina Dağı’nda alınma süreci aslında insanlığa verilmesinden 49 gün önce, Mısır’dan Çıkış’la başlamıştır. Bu 49 güne geleneksel olarak “Sefirat Haomer” yani Omer Sayımı denir. Omer’in anlamı, Mısır’dan çıkışı daha derinden anlamakta yatar. İbranicede מצרים, Mısır kelimesi “sınırlamalar, hudutlar, zorluk, baskı” anlamına gelir ve özgür hareketimizi kısıtlayan, sınırlayan ve engelleyen her türlü koşulu ifade eder. Dolayısıyla Mısır’dan çıkmak, kısıtlamalardan kurtulmak anlamına gelir. Mısır’dan ayrıldıktan sonra, yahudiler, kendilerini ruhsal olarak yeni duruma hazırlamak için sonraki kırk dokuz günü çölde geçirdiler. Ve sonra tüm zamanların en anıtsal deneyimini yaşadılar: Tevrat’ın Sina Dağı’nda Moşe’ye verilmesi. Bu kırk dokuz günlük yoğun bir karakter geliştirme sürecidir. Kırk dokuz gün boyunca, merdivende birer basamak tırmanarak daha saf bir duruma doğru ilerlenir. Karakterimizin olgunlaştığı bu dönem, tıpkı geçmişte Sina’da olduğu gibi bugün de hayatımızda aynı ölçüde önem taşır çünkü kişiliklerimiz, çoğu zaman kontrolümüzde olmayan güçler tarafından yönlendirilir. Mısır’da köle olduğumuz gibi, kendimize köle de olabiliriz. Omer sayımı ile bu durumun önüne geçmek hedeflenir.

Sefiranın kırk dokuz günü bize duygularımızı nasıl kontrol altına alacağımızı, karakterimizi adım adım nasıl geliştireceğimizi gösterir. Kırk dokuz günlük sürenin ardından ellinci güne, Matan Tora, Tora’nın verilişi denir. Bu günde içsel yenilenmeyi geliştirerek tam olarak başarmışızdır. Her şeyi başardıktan sonra hele ki bunu kendi inisiyatifimizle yapabilmişsek, o zaman tanrıdan bir armağan (matan) almaya layık oluruz. Mısır’dan çıkışın ardından gelen sefira sayımı, her yıl sürekli olarak yeniden yaratmamız gereken bir süreçtir.


Sefiranın kırk dokuz gününün her biri kırk dokuz duygudan birini aydınlatır. Her günün anlamı, o güne karşılık gelen duyguyu incelemek ve geliştirmektir. Bizler bu niteliklerin ortaya çıktığı kırk dokuz ilahi nitelikle senkronize hale geliriz. Aşağıda, çeşitli kombinasyonlarda ortaya çıkan yedi duygusal özelliğin açıklaması yer almaktadır. Bu dönemde incelenecek ve geliştirilecek kırk dokuz özellik şunlardır:


Hesed: Sevgi, iyilikseverlik.
Gevura: Adalet, disiplin, kısıtlama, korku.
Tiferet: Güzellik ve uyum, şefkat.
Netzah: Azim, kuvvet, hırs.
Hod: Alçakgönüllülük, ihtişam.
Yesod: Tutarlılık, temel.
Malhut: Asalet, egemenlik, liderlik.


Peki Omer nasıl sayılır? Gelin ilk günü örnek olarak görelim.


Gün 1, Hesed içinde Hesed
Bugünün enerjisi sevgi ve şefkatin enerjisidir. Bugün şefkat gösterin. Ne olursa olsun her zaman gülümseyin. Sevgide duygusal yönünüzü, sevgiyi ifade ediş biçiminizi ve yoğunluk derecesini inceleyin. Herkesin kalbinde sevme kapasitesi vardır. Soru, bunu somutlaştırıp dile getirip getirmeyeceğimiz ve nasıl dile getireceğimizdir. Kendinize sorun; başka bir insanı sevme kapasitem nedir, vermekte sorun yaşıyor muyum, başka birinin hayatıma girmesine izin vermekte zorluk çekiyor muyum, başka birine yerim var mı, kırılganlığımdan, açılıp incinmekten korkuyor muyum, sevgiyi nasıl ifade ederim, gerçek duygularımı iletebiliyor muyum?.. Ya da tam tersine; çoğu zaman çok fazla sevgiyi çok erken mi gösteriyorum, başkaları niyetlerimi yanlış mı anlıyor, kimi seviyorum, sadece kendimi bağlı hissettiğim ve benimle bağ kuranları mı seviyorum, tanımadığım birine yardım eli uzatma, tanımadığım birini sevme kapasitesine sahip miyim, aşkla ilgili neden sorun yaşıyorum ve bu konuda ne yapabilirim?


— GÜNÜN EGZERSİZİ:
Sevdiğiniz birine sevginizi ifade etmenin yeni bir yolunu bulun.


Omer sayımında sefiralar birbiri ile kombinasyon yapılır ve her güne ait bu türden özel sorular bulunur. Bu sorular üzerinde düşünülerek karakterimizde her gün düzeltme yapılır, her gün karakterimizin bir başka yönü yüceltilir ve Tora’nın ışığına saflaşılarak ulaşmak hedeflenir.

Kabalistik Astolojide İyar Ayı

İyar İbrani dini takvimin ikinci ayıdır. Bu ayın ismi İyar (איר), Çıkış 15:26’daki “Sizi iyileştiren Rab benim ” (אני יהוה רפאך) cümlesinin baş harflerinin akroniminden gelir. Bu ay sadece sağlık açısından değil ortaklıklar, aşklar gibi diğer başka açılardan da şifa enerjisiyle doludur. Bu ay Boğa burcunun ve toprak elementinin ayıdır ve biz bu ayda ilahi aşkla birlikte gerçeği aramaya başlarız. Boğa beslenme ile de ilgilidir ve Mısır’dan çıkışta çöldeki yahudilerin göksel yiyeceği olan manna bu ayda düşmeye başlamıştır.


Bu ayın bir harfi Vav’dır. İbranicede Vav harfi tıpkı Türkçedeki “ve” bağlacı gibi iki kelimeyi birbirine bağlar. İyar ayı Nisan ayındaki Mısır’dan çıkış ile Sivan ayındaki Sina Dağı’nda büyük bilgeliğin verilmesini birbirine bağlar çünkü bu iki ayın tam ortasında yer alır. Bu ayın bir diğer harfi Venüs’ü oluşturan Pe harfidir.


İyar, insanın hayvani ruhunu düzelttiği, doğuştan gelen karakter özelliklerini geliştirdiği aydır çünkü Sivan’da Tora’yı almaya hazırlanırız. İbranice’de Boğa anlamına gelen “şor” kelimesi aynı zamanda bakmak veya fark etmek anlamına gelen “laşur” kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. İyar, kişinin kendi içine dönüp kendini fark edip geliştirme arayışının ayıdır. Bu nedenle bu ayda Omer sayımı yapılır. Arizal bize Omer’in or (ışık), mayim (su) ve rakia (gökyüzü) kelimelerinden oluştuğunu söyler. Omer sayımı Pesah’tan Şavuot’a kadar geçen 49 günde her gün sefiraların özellikleri ile karakterimizde düzeltme yaparak Tora’nın ışığını almaya hazırlanmaktır. İyar, “doğru düşünme” ayıdır; bu, tanrının bize verdiği armağanı yani Tora’yı almaya hazırlanırken üzerinde yoğunlaşmamız gereken bir özelliktir.


Boğa, Venüs tarafından yönetilen sabit bir burçtur. Boğa burcunun iç enerjisi hayat ağacı üzerinde toprak burçlarının sol sütunu olduğundan ateştir. Boğa burcu toprak burcu olduğundan, Boğa burcu insanları sürekli olarak istikrar ve maddi güvenlik arayışı içindedirler. Onlar genellikle bağımsız sahiplerdir. Bu da onların paralarının ve mallarının “kontrolünü” ellerine almalarını sağlar. Boğa burcu insanları güçlü bir satın alma arzusuna sahiptir ve gayrimenkul, ev, arsa ve arazileri alma yani güvenlik ihtiyacını giderme amacını taşırlar.


Boğa burcu insanları mallarına sahip çıkma tutkusuna sahip kişilerdir. Bırakmayı öğrenmek için sık sık kayıplar yaşayacaklardır. Fiziksel dünyanın hayatları üzerindeki etkisini öğrenmek için onların paraya ihtiyaçları vardır. Boğa aynı zamanda şifa ile doludur, Boğa insanları hepimize bu ay boyunca şifa süreçlerini etkinleştirme yeteneği verirler. Şifayı onlardan öğrenebiliriz. Boğa burcu tiroid bezi ve boyun ile de ilişkilendirilir, bu tür problemler yaşayanlar bu ay içinde kolaylıkla şifa bulabilirler.


Boğalar inatçı, sabit fikirlidirler. Değişimden korksalsr da değişim fırsatlarını aramalılardır. Rutin işlerden uzaklaşmalı ve başkalarını daha çok dinlemelilerdir.Baskıdan kaçınsalar da naskıyı kabul etmelilerdir çünkü büyük miktardaki stresin ardından büyük miktarda Işık ortaya çıkar. Onlar için kendi rahatları her şeyden önce gelir ancak gerçek rahatlık, rahatsız olmaya gönüllü olmaktan gelir. Her zorlukta Boğa bazen kendini şımartmayı bırakmalı ve paylaşmayı öğrenmelidir. Tartışma yaratmayı sevmezler ancak sorunlar ortaya çıktığında bunlarla yüzleşmeyi bilmeli, çatışmadan kaçma isteğini sınırlamalıdırlar. Ev ve aile ortamlarına bağlıdırlar. Bu nedenle Boğalar hayatlarındaki veya iş durumlarındaki her değişim yeni bir enkarnasyon olduğunu bilmelidirler, bu yüzden yeniyi memnuniyetle karşılamayı öğrenmelidirler.


Kişilerin tikkunu Boğa’daysa bu onarımı en zor olanlardan biridir. Geçmiş yaşamları kendi kendini yok edip diriltmekle geçmiştir ve bu yaşamda bunun üstesinden gelinmesi gereklidir. Kişiler önceki yaşamlarında adaletsizlikle çok karşılaşmışlardır ve bu da içten içe öfke ve güvensizlik geliştirmelerine sebep olmuş olabilir. Başkalarının eline düşmelerindense sahip olduklarını bir çırpıda düşünmeden yok edebilirler, bu ilişkileri için de geçerlidir. Kendi kendini yok etme eğilimine karşın sosyal ilişkilerinde dost canlısıdırlar.
Boğa burcundaki tikkun ayrıca cinselliğe karşı tutumu nispeten dengesiz olan bir bireyi ortaya çıkarır. Tikkun Boğa tutkuludur, hayatında birçok altüst oluşa neden olan büyük bir cinsel iştahı vardır ve bunun izleri şu anki hayatlarında hala bulunabilir.


Bir Akrep olarak geçmiş yasaklarda deneyimledikleri durumları tekrar yaşamaktan kaçınmak için, kalan korkularının, güvensizliğinin ve öfkenin üstesinden gelmelidirler. Bu hedefe ulaşmak için, tikkun onları Boğa’nın ışığının olumlu yönlerine yönlendirir. Bu hayatın güzelliğini ve zevklerini takdir etmeli ve bunu yaparken korkuyu, güvensizliği ve öfkeyi ortadan kaldırmalıdırlar. Bu yaklaşım, sahip olduklarını kaybetme korkusunun neden olduğu kaygı olmadan kendilerini ifade etmelerini sağlayacaktır.


Bu ay ışıkla ilgilidir. Boğa’nın Işığını içeri almak, Akrep karanlığını dışarı iter. Bu kabuğu kırmayı başarırlarsa ilahi aşka yakınlaşacaklardır. Akrep’in eski işkenceleri, yeni buldukları huzurla yatıştırılacaktır.
Iyar ayı, düşünce süreçleri ve duygularla bağlantılı olan vicdanla ilişkilendirilir. Bu nedenle, bu ay Tanrı’nın vicdanımızı temizlememizi istediği aydır. Vicdanımız temiz değilse, yaradanın rüzgarını hissedemeyiz. Tanrı, vicdanımızın penceresinin açık olduğundan emin olmak ister, böylece bizlere ruhundan üflemeye başladığında, rüzgarı kaçırmayız. Iyar ayı boyunca ruhumuzla ilgilenmemiz gerekir; yani zihnimiz, irademiz ve duygularımızla. Aksi takdirde yılın geri kalanında tüm yılın enerjisi ile uyumsuz oluruz.


İyar, ruhsal öğüt alma ayıdır, bu yüzden Rab’den doğru sesleri etkinleştirmesini istemeliyiz aksi halde duyacağımız “sahte peygamberlerin” sesi olacaktır. Bu yüzden, “gözlemci gözümüzü” hem içe hem de dışa doğru hizalamamız gerekir. Bu ay Yissakar kabilesinin ayı olduğundan, zamanın gizemleri ve sırları bu şekilde bizlere açıklanmaya başlayacaktır.

Neptün Koç’ta

Neptün 30 Mart’ta öncü burç Koç’a girdi ve bir retro yaptıktan sonra 2039’a kadar bu burçta seyrine devam edecek. Neptün bir burçta ortalama 14 yıl kalır. Neptün’ün burç değiştirmesi jenerasyonun kültürel niteliklerini ve toplumun nasıl evrileceğini belirler. Kuşak, Balık’ın manevi ve fantezisel dünyasından Koç’un eylemsel, güçlü dünyasına adım atmakta. Öyleyse gelin bakalım Neptün Koç bize neler getirecek!..

Koç cesarettir ve Neptün hayallerimizdir. Bu dönemde hayallerimiz ve inandıklarımız için daha çok adım atacağız. Maskülen enerji artabilir ve kadınlar eril enerjilerini daha doğru kullanmayı öğrenebilirler. Neptün madde kullanımı ve bağımlılıklar ile ilgilidir ve Koç ise baş bölgesini temsil eder. Bu dönemde yeni türlerde bağımlılık yapıcı maddeler ortaya çıkabilir. Aynı zamanda bazı yumuşak maddelerin kullanımında bazı ülkeler serbestiye geçebilir bu sayede bağımlılık yapıcı ağır maddelerin kullanımında düşüş hedeflenebilir. Neptün Balık’ta iken maneviyat ve spiritüellik artmıştı. Neptün Koç’a geçtiğinde artık maneviyata bedensel boyutun da katıldığını, bedeni de işin içine dahil eden çeşitli manevi akımların ortaya çıktığını görebiliriz. Koç “ben” demektir, Neptün idealler, maneviyat ve dünyadışılıkla ilgilidir. Neptün’ün kollektif vurgusu Koç’un “ben” bilinci ile gerilim yaratır. Kendimizi toplumsal ve bireysel hedeflerimizi uyumlu hale getirmede zorlanırken bulabiliriz. Bu dönemde insanların toplu ibadetler yerine bireysel ibadetleri tercih ettiğini, ana akım manevi kollar yerine kendi kişisel manevi değerlerini takip ettiğini görebiliriz.

Neptün geçmişte en son 1861- 1875 arasında Koç burcunda seyretti. Neptün’ün Koç’taki yerleşimlerine tarihsel açıdan bakarsak 1861’de Amerikan İç Savaşı’nı görmekteyiz. Savaşta Washington yönetimi ülkeden ayrılmak isteyen 11 güney eyaleti ile karşı karşıya kalmıştı. Güneyin ekonomisi tarımda işgücü olarak Afrika’dan getirilen kölelere dayalıydı ve güney köleliğin bitmesinin ekonomik açıdan zorluklar getireceğine inanıyordu. 1863 yılındaki Gettysburg Muharebesi ile kuzey güneye galip geldi ve savaşın bitiminde tüm kölelere özgürlük hakkı verildi ve ABD bölünmeden tek bir ülke olarak kalmayı başardı.

Yine bu dönemde 1871’de Fransa Prusya Savaşı sonucunda Almanya’nın birleşmesi ve yine 1871’de Roma’nın krallığın başkenti olmasıyla İtalya’nın birleşmesini de görmekteyiz. Birlik kavramı Neptünyen bir hedefle ilgilidir. Neptün savaşı, kan dökümünü ve vatanseverliği yüceltir. Bu dönemde birçok ülkede çoklu yönetimler, özerklikler, federasyonlar, kantonlar gündeme gelebilir ve bunların birleşmesi söz konusu olabilir. Sonuç olarak birlik ve merkeziyetçilik temalarının daha çok vurguladığını, bazı ülkelerin bu yolla toprak ve güç kazandığını görebiliriz.

Koç savaşlarla ilgilidir. Neptün ise su ve gazları temsil eder. Bu dönemde su, gaz, petrol kaynakları ve bunların yollarının kontrolü ile ilgili rekabetçi tutumlar ve çatışmalar ortaya çıkabilir. Deniz kuvvetleri teknolojilerinde yenilikler görülebilir, okyanus ve denizlerde yeni cepheler açılabilir. Yeni askeri ve ticari birlikler olusabilir. Bu dönemde savaşçı ve militer kişiler ve akımlar idealize edilebilir. İnanç adına konuştuğunu öne süren tanrı kompleksine sahip figürler güçlenebilir ve savaşı ve şiddeti salık verebilirler.

Kendi içimizde de savaşçı yönümüz ortaya çıkabilir. Provokasyon ve aktivizm farkının daha belirgin olduğu bir destek altında ideallerimiz, özgürlük ve haklarımız için daha çok mücadele verip daha çok kazanım elde edebiliriz. Koç’un yöneticisi Mars bize irade, cesaret, hırs, kararlılık ve tutku getirebilir.

Son olarak Koç eylemler ve Neptün illüzyonlarla ilgilidir. Bu 14 yıllık uzun dönemde birşeyler netleşmeden hızla eylem almaktan kaçınmayı adet haline getirelim.

Elbette tüm bu yazdıklarım genel etkiler olmakla birlikte kişilerin bu geçişten nasıl etkileneceği doğum haritalarına bağlıdır. Doğum haritanızın yaşamınızdaki etkilerini öğrenmek için benimle iletişime geçebilirsiniz.

Kabalistik Astrolojide Pesah

Pesah İbrani takvimdeki ilk bayramdır. Yahudi bayramlarının en eskisidir ve Nisan ayının 15’inde kutlanır. Bir görüşe göre Pesah eski bir bahar festivalidir ve bir görüşe göre ise Mısır’dan çıkışın yıldönümünün kutlanması bakımından bir özgürlük festivalidir.


İlk görüşe göre Pesah’ın ilk ortaya çıkışı bugün kutlanan manadan farklıdır. Her kuşak ona kendi ideallerini ve umutlarını yüklemiş ve onu kuşağa özel hale getirmiştir. Bayramlar genellikle doğa festivali olarak başlarlar ve toplumların kültürel düzeyi yükseldikçe bayramlara yüklenen sembolik ritüeller ve manevi manalar da derinleşir. Yine bu görüşe göre Pesah baharın gelişini kutlayan bir bahar festivali olarak ortaya çıkmış ve sonrasında Mısır’dan çıkış ile bagdaştırılarak daha yüksek bir spiritüel ve ulusal mana kazanmıştır.


Pesah’ın bahar festivali olarak kutlanması Mısır’dan çıkıştan daha eskiye dayanır. Geriye gidersek, yahudilerin çöllerde çobanlık yaptığı dönemlere kadar gidebiliriz. Çobanlar sürüyü gözlemlemiş ve yeni hayvanların doğmaya başladığı zamanı özel kabul ederek kurbanlarla kutlama yapmışlardır. Bu kutlamalara tüm aile katılırdı ve festival dolunayda kullanırdı. Topluluklar çadırlarına kurban edilen hayvanın kanını sürerlerdi. Bazı ritüellerin neden yapıldığı bilinmemekle beraber festivalin yıl içindeki hastalıklara, salgınlara, kötülüğe, kötü şansa karşı koruyucu olduğuna inanılırdı.


O zamanlar festivalin adı olan Pesah kelimesinin de ayrı bir anlamı vardı, bu anlam zaman içinde kaybolarak kelime yeni anlamlar kazanmıştır. Bazı ritüellerin sebebinin bilinmemesi gibi Pesah kelimesinin orijini de bilinmemektedir. Bilinenler festivalin bir dini lidere bağlı olmayıp aile reisi tarafından yönetilen bir aile festivali olduğudur.


Bu görüşten bir diğer sava göre, Pesah yerleşik hayattaki Yahudiler için de bir tarım festivaliydi ve ismi “Matsa (mayasiz ekmek) Festivali” idi. Tahıl hasadı baharda arpa biçilmesi ile başlar buğdayın toplanmasına kadar yedi hafta sürerdi. Arpa biçilmeye başlanmadan evvel yahudiler evlerindeki fermente hamuru (ekmeği mayalamada kullanılan bir tür ekşi hamur) tüketir veya ortadan kaldırırlardı ve mayasız ekmek tuketitlerdi. Bu rituelin sebepleri yine tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuştur. Bir görüşe göre bunun sebebi yeni yılın bereketli geçmesini istemeleridir.


Daha eski olan Pesah ve Hamursuz Bayramı aynı anda kutlanan iki ayrı festivaldi. Daha sonraları manevi kültür değişerek bu iki festival yeni bir anlam kazanmıştır ve Yahudiler bu bayramları Mısır’dan çıkış ile bağdaştırmışlardır. Baharda doğa canlanır ve özgürlük fikri bu canlanma ile paralel düşünülebilir. Böylece zamanla Pesah kelimesi de “atladı” anlamını kazanmıştır. Atladı kelimesinin anlamı on beladan biri olan ilk çocukların ölmesi belasında tanrının yahudilerin evlerini atlayıp yahudilerin çocuklarını korumasından gelmektedir. Böylece matsa da yeni bir anlam kazanmıştır; yahudiler Mısır’dan çıkışta ekmeği mayalayacak zaman bulamadıkları için hamursuz ekmek yemektedirler. Bu görüşe göre, bu yeni anlamlar mazinin manalarını bilemeyen yeni nesil için tasarlanmıştır. Bu yolla da Pesah ve Hamursuz Bayramları birleştirilmiştir.


Pesah’ın aile festivali olmaktan çıkıp ulusal kimlik kazanması ilk tapınağın yıkılmasından birkaç on yıl önce gerçekleşmiştir. Dönemin merkezileşen atmosferinde aile ve küçük topluluklara ait birçok kutsi mekan kapatılmış ve başka yerlerde kurban sunusu yasaklanarak ibadetin merkezi Yeruşalayim olmuştur. Böylece Pesah milli kimlik kazanmıştır.


Gelin bir de hikayeyi Mısır’dan çıkış tarafından okuyalım…


Avram (Hz. Ibrahim) torunu Yaakov (Hz.Yakup) 70 kişilik ailesi ile Mısır’a yerleşir. Yaakov’un on birinci oğlu Yosef (Hz.Yusuf) Mısır’da yükselerek Paro’dan (Firavun) sonraki ikinci önemli politik figür haline gelir. Yahudiler yüzyıllarca Mısır’da güvenle yaşarlar ancak aradan 400 yıl geçer, yöneticiler gibi politik atmosfer de değişmiştir. Çoğalan nüfusları ile yahudiler artık bir lütuf değil yönetime karşı bir tehdit olarak görülmektedirler. İşte Mısır’dan çıkış bu değişiklikler altında başlar.


Paro Yahudilerin erkek çocuklarının öldürülmesi emrini verir. Bazı ebeler bu kurala uymazlar ve böylece Moşe (Hz.Musa) doğar. Bebeği bulamamaları için annesi ve ablası onu bir sepete koyarak Nil Nehri’ne bırakırlar. Çocuğu Paro’nun kızı bulur ve evlat edinir. Böylece çocuk Paro’nun tam da kendi ailesinin içine girmiş olur. Moşe sarayda bir soylu gibi yetişir ama içten içe birşey onun koşulları sorgulamasına sebep olmaktadır.


Yahudiler Mısır’da köle olarak ağır şartlarda çalışmaktadırlar. Bir gün Moşe Paro’nun adamı tarafından eziyete uğrayan bir yahudi köle görür. Daha fazla dayanamaz ve Paro’nun adamını öldürür. Bu durumda meselenin ortaya çıkacağından çekinir ve Paro’nun sarayından ayrılarak Midyan’a doğru yolculuğa çıkar. Burada Yetro’nun kızı Tsipora ile tanışır ve evlenirler. Artık Moşe hayatını Yetro ve ailesinin yanında geçirmeye başlar.


Günlerden birgün meşhur yanan çalı hikayesi gerçekleşir. Tanrı yanmakta olan bir çalının içinden Moşe’ye seslenir. Ona Mısır’a gidip yahudileri kölelikten kurtarmasını söyler. Moşe kendisinin buna gücü olmadığını söyler. Tanrı, ağabeyi Aron’un (Hz.Harun) ona yardım edeceğini ve ayrıca Paro’nun bu isteğe karşı çıkacağını bildiği için Paro’ya ikna olması için musibetler vereceğini söyler. Tanrı, Paro’nun kalbini katılaştıracağını da söyler.


Moşe ve Aron yahudi halkına kendilerini tanıttıktan sonra Paro’nun karşısına çıkarlar. Paro’dan yahudi halkını salıvermesini isterler. Paro bu isteği tamamen reddeder ve 10 bela tek tek gerçekleşmeye başlar:

-Nil nehri dahil Mısır’daki tüm suların kana dönüşmesi
-Kurbağa istilası
-Bit istilası
-Sinek istilası
-Hayvanların ölmesi
-Çıban basması
-Dolu fırtınası
-Çekirge istilası
-Karanlık basması
-Mısırlıların ilk doğan çocuklarının ölmesi

Onuncu beladan korunmak için Yahudiler kendi kapılarına kurban kanı sürmüşler böylece ilk çocukları ölümden kurtulmuştu. Son olarak kendi oğlunu da kaybeden Paro yahudilerin Mısır’dan çıkmasına izin vermiş ancak son anda fikrini değiştirerek peşlerine düşmüştür. Hikayenin bundan sonrasını, Musa’nın asasıyla denizi yararak yahudileri Mısır’dan çıkarması ve Paro’nun helak olması alegorisini hepimiz biliriz.

Pesah (Passover) eski anlamlarından bağımsız olarak atlamak anlamını almıştır. Tanrı onuncu belada Yahudilerin evlerini “atlamıştır” ve Yahudilerin ilk çocukları ölümden azad edilmiştir. Yahudiler her yıl yaradanın gösterdiği bu merhameti Pesah Bayramı olarak kutlarlar. Bir görüşe göre de Pesah Bayramı bu şekilde ortaya çıkmıştır.

İster eski bayramların bir bileşimi olsun ister Mısır’dan çıkışın alamet-i farikasi olsun Pesah yüzyıllardır kutlanan köklü ve kutsal bir bayramdır ve görünene göre yüzyıllarca da kutlanmaya ve kutsanmaya devam edilecektir.

Kabalistik Astrolojide Nisan Ayı

Nisan ayı İbrani takvimdeki ilk aydır ve dört adet yılbaşından birini işaretler. Nisan spiritüel yılbaşıdır ve yaradanın “ışık olsun” dediği yaratımın başlangıcıdır. Nisan İbranicede nis, “mucize” kelimesinden gelir ve bu aydaa birçok açık mucize gerçekleşir. Kabala bize mucizelerin her saniye gerçekleştiğini söyler çünkü Işık bize her an kaderimizi değiştirme fırsatı verir. Bu ay ayrıca senenin başını işaretler ve enerjisi bize tüm yılın nasıl geçeceğini gösterir.


Nisan diğer yandan Pesah ayıdır, bu ayda yeniden doğuş, özgürlük ve arınma kavramlarının ön planda olması beklenir. Buna ek olarak Nisan ayı Koç burcu ile temsil edilir, Yahudiler Pesah’ta koç kurbanı ile korunmuşlardı. Yine bu ayın sembollerinden biri Yitshak’tır. Yitshak bir Nissan ayında doğmuş ve “akedat Yitshak” yine bir Nissan ayında gerçekleşmiştir. Bu nedenle de kabalistik astrolojide Nisan Koç burcu ile temsil edilir.


Bu aya ait yaradan ismi yud,hey,vav,heydir. Bu isimle ilgili mizmorlardan biri olan 96:11 “Sevinsin gökler, coşsun yeryüzü!” mizmoru İbranice “Yismehu haşamayim vetagel haarets” olarak yazılır ve bu mizmoru oluşturan kelimelerin baş harfleri yanyana yazıldığında yine Yod, Hey, Vav, Hey harflerini elde etmiş oluruz.
Koç burcu Mars tarafından yönetilir. Mars savaşları temsil eder ancak bu ayda karşımıza çıkan savaş negatif anlamdaki bir savaş değildir. Bu ayın savaşı kendi içimizdeki savaşlara yönelik bir savaştır. Arizal’a göre Nisan ayının ilk 14 gününde önümüzdeki yıl içinde tekrar Nisan ayına gelene kadar hangi savaşlarla mücadele edeceğimiz kesinleşir. Bu nedenle bu ayın ilk 14 gününde tikkun yani onarım yapmamız bizi yıl içinde negatif olaylardan ve içimizdeki affedememek, geceleri uyuyamamak, dedikodu etmek ve bunlar gibi savaşları yaşamaktan koruyacaktır.


Nisan ayının harfleri ayı yöneten Hey ve Mars’ı yöneten Dalet, sefirası Hesed’dir. Kabalada her ay için birer adet olmak üzere toplam 12 duyu vardır. Nisan ayının duyusu konuşmaktır. Bu ay içinde kutlanan Pesah Bayramı’nın en belirgin özelliklerinden biri temizlik yapmaktır ama asıl temizlik kendi neshamamızda yaptığımız temizliktir. Hametsten uzak durmak egomuzdan uzak durmayı temsil eder. Bu ay tüm yıl boyunca biriktirdiğimiz negatiften arınma ayıdır. Özellikle bu ayın duyusu konuşmak olduğundan dilimizdeki negatiften arınırız ve tikkunumuzu bu yönde gerçekleştiririz. Bazen konuşmak kadar konuşmamak da dilin yapıcı yönlerinden biridir dolayısıyla ne zaman susacağımızı belirlemek de tikkundur.


Nisan ayı kralların yılbaşıdır. Bu ayda birçok politik olay gerçekleşir. Bu, uyumlu olduğunuz veya dahil olduğunuz her politik yapıyı veya organizasyonu değerlendirmek için harika bir zamandır. Hayatınızı dikkatlice değerlendirme ve nerede konumlandığınızı düşünme zamanıdır. Nisan ayında bu konuda dua edin ve Rab’den bu zamanlarda doğru şekilde hizalanmanız için stratejiler vermesini isteyin. Rab’be teslim olursanız ve doğru zamanda doğru yerde olursanız, hayatınız Tanrı’nın amaçları ve planıyla uyumlu olacaktır.


İsrail’in on iki kabilesinden bu ayla ilişkilendirilen kabile, Kral Davut’un soyunun dayandığı kabile olan Yahuda’dır. Krallık, bu ayın temelidir. Bunu Çıkış 12:1-2’den türetebiliriz; RAB Mısır’da Musa’yla Harun’a, “Bu ay sizin için (לכם, L-H-M, lahem) ilk ay, yılın ilk ayı olacak” dedi. Harfleri yeniden düzenlendiğinde lachem kelimesi (מלך, M-L-H, meleh) kral anlamına gelir.


Bu ayın etkisi altında doğan kişilerde liderlik özellikleri görülür. Ancak bu ilkenin olumsuz ifadesi, aşırı kendini beğenmişlik ve tiranlık duygularında kendini gösterir. Bu nitelikler, Yahudi halkını köleleştiren eski Mısır krallığının en karakteristik özellikleriydi. Bu nedenle, Pesah Bayramı yasalarının ve geleneklerinin ardındaki niyet, bu olumsuz eğilimleri sembolik olarak tersine çevirmektir.


Koç burcunun etkisi altında doğanların güçlü ve zayıf yönleri bebeklik veya olgunlaşmamışlık fikirleriyle bağlantılıdır. Bu kişilerde dürtüsellik ve inatçılık eğilimiyle birleşen benzersiz bir büyüme potansiyeli vardır; kişi öncü bir ruhtur. Kişide sınırsız coşku, cesaret ve özgürlük sevgisi vardır. Ne var ki tüm bu meziyetler kişinin eylemlerinin sonuçlarına karşı tamamen duyarsız olmasıyla birleşmiştir. Koç burcu kendini herkesin ilgi odağı olarak düşünme eğilimindedir ve bir şey istediklerinde onu hemen almalıdırlar. Sefer Yetsira’ya göre zodyağın her burcu vücudun farklı bir bölümüne karşılık gelir. Koç, baş ile ilişkilendirilir. Koç burcu insanı her şeye baştan atılır. Bir fikre kapılırsa aniden harekete geçer. Birisi kararlarını sorgularsa öfkelenir. Bir şeye inandığında, tüm itirazları reddeder. Muhalefete tahammül edemez.


Savaş gezegeni Mars’ın etkisi altında olan Koç burcu insanı cesur ve cüretkardır. Çatışmadan korkmaz hatta çatışmayı arama eğilimindedir. Yoluna çıkan tüm engelleri yıkma ihtiyacı duyar. Sınırlamadan veya kısıtlamadan nefret eder. Hızlı ve direkttir, ancak esneklik eksikliği ve diplomasi eksikliği yüzünden yük altında kalabilir. Bir ateş burcu olarak, öfkesi kolayca alevleniverir.


Koç burcunun tikkunu, yalnızca kendisi için alma arzusunun ötesine geçebilmektir. Gerçek özgürlük, egoyu kontrol altına almakla ilgilidir. Aceleci hareketler bir Koç burcunu mutlaka özgür yapmaz. Aksine, onları anlık dürtülerle ve boş heveslerle köleleştirebilir. Koçlar özgürlük sevgilerini, bencil dürtülerin pençesinden kurtararak daha yüksek bir özgürlük sevgisine dönüştürmelilerdir.


Kabalistik astrolojiye göre Koçlar önceki yaşamlarında Terazi’yi deneyimlemişlerdir. Teraziler arabulucu rolündedirler ancak kararsızlıkları nedeniyle çatışmaları çözemezler. Taraf seçmek birini üzmek anlamına geldiği için uyumsuz olanı bir arada tutmak isterler. Bu da pasif agresif davranışların geliştirilmesine sebep olur. Koç burcundaki bir tikkun kişinin kimliğinin ve arzularının ortaya çıkması ile gerçekleşebilir. Bu onarımla birlikte Koç, yüzleşmelerden kaçınmayı bırakabilir ve başkalarının onayına ihtiyaç duymadan her durumla yüzleşebilir. Terazi’nin fedakarlığını Koç’un iyi mücadele verme yeteneğiyle birleştirmek, yükselişi sağlayacaktır.

Kabalistik Sembolizmde Purim

Hikayemiz İran’da Kral Ahaşveroş (Xerxes) hükümdarlığında (M.Ö. 486-465) Şuşan şehrinde geçmektedir. Şuşan kralın kışlık başkenti idi ve aynı zamanda doğunun da başkenti idi. Kral ve önde gelenler duvarlarla çevrili tepelik bir arazide oturur halk ise şehrin daha alçak bölümlerinde, tepenin eteklerinde yaşarlardı. Hem önde gelenlerin hem de halkın içinde Nebukadnezzar zamanında Yeruşalayim’den sürülen yahudiler de vardı. Bu yahudilerden biri surların içinde yaşayan önde gelenlerden biri olan Mordehay idi. Onun da ailesi yıllar önce Yeruşalayim’den sürülen ailelerdendi. Mordehay’ın burada denetçilik, katiplik ya da çevirmenlik yaptığı düşünülmektedir.


Ahaşveroş dönemi Yahudiler için tehlike çanlarının çaldığı bir dönemdi. Kral Ahaşveroş üzerinde yahudi halkını baskılaması gerektiği aksi halde prestijini yitirip Yahudilerden vergi ve ödeme alamayacağı, koyduğu kurallara uyulmayacağı görüşüne dayalı bir baskı vardı. Üstelik Yahudilerin Yeruşalayim’e dönüp tapınağı yeniden inşa ederek güçlenmeleri istenmiyordu. Halbuki tam tersi geçerliydi. Yahudiler çoktan sürgün yerlerine adapte olmuşlardı ve vergilerini ödüyorlardı. Hem kralın kurallarına hem kendi dini kurallarına uyuyorlardı. Zaten ikisi arasında çatışma da yoktu. Yine de kral ödemelerin azlığından korkarak yahudilerin tapınağı inşa etmemesi yönünde kanun koymuştu. İşte Mordehay ve kuzeni Ester burada devreye girerler.


Kral Ahaşveroş’un ilk karısı Vaşti saygısızlık yaptığı için kraliçelikten men edilmişti ve o yeniden evlenmek istiyordu ancak tanıdığı hiçbir kadını kendine uygun bulmuyordu. Kral adamlarına bir kraliçe namzeti bulmaları yönünde emir verdi, her kış Şuşan’a geldiğinde çeşitli kadınlarla tanışıyor ancak bir türlü istediği kişiyi bulamıyordu.


Günlerden birgün kralın adamları Ester’i kralla tanışması için seçtiler. Bundan evvel Mordehay bir rüya görmüştü. Ester’e anlattı. Rüyasında küçücük bir su akıntısı kocaman bir nehir oluyordu. Bunu Ester’in kraliçe olabileceğine yoran Mordehay, Ester’e yahudilerin zor zamanlardan geçtiğini söyledi hiç kimseye yahudi olduğunu söylememesi gerektiğini tembihledi. Kral Grekler üzerine yaptığı bir sefer dönüşünde Ester’i gördü ve ilk görüşte aşık oldu. Ester ve Ahaşveroş muhteşem bir törenle evlendiler.


Kral Ester’e birçok hediye sunuyordu ancak Ester kendi hayatını ve birlikte yaşadığı insanları özlüyordu. Saray hayatında yahudi geleneklerini takip ediyor, eşraf ve hizmetlileri de onunla birlikte gelenekleri neden ve nasıl olduğunu bilmeden uuguluyorlardı. Bu sırada Ester dilediği zaman yazı işlerini bahane ederek Mordehay’ı görebiliyordu.


Kralın Haman isminde bir veziri vardı. O geçerken tüm halkın yerlere eğilmesinden çok hoşnut olurdu. Bir gün Haman’ın oğulları ona herkesin yere eğilirken katıp Mordehay’ın dimdik durduğunu söylediler. Haman Mordehay’ı öldürmeye karar verdi. Üstelik yalnızca onu değil Şuşan’daki tüm yahudi halkını katletmek istiyordu. Haman derhal bir kahine koştu. Planını uygulamak için gereken doğru zamanı sordu. Kahin zarları attı ve zarlar Adar ayının 13’ünü gösterdi. Adar ayının gelmesine daha 11 ay vardı. Yapılacak şey kralın onayını almaktı. Haman kralı dolambaçlı cevaplarla kandırarak istediğini aldı ve kanun tüm Şuşan’da duyuldu. Yahudiler ağlıyor, yas tutuyorlardı. Sonunda sesleri kraliçe Ester’e kadar gitti.


Mordehay kralı zehirlenmekten kurtarmıştı ve kral tarihi belgeleri karıştırırken bunu öğrendi. Kral hemen Haman’ı çağırttı ve ona sordu. “Onurlandırılmak istenen birine nasıl davranmalı?”. Haman bahsedilen kişinin kendisi olduğunu düşündü ve “Kral giysilerini ona vermelidir, başında taçla kralın atının üzerinde oturmalıdır ve bir soylu ona bütün caddeleri bu şekilde gezdirmelidir” dedi. “Öyle olsun.” dedi kral “Onurlandırmak istediğim kişi Mordehay’dır ve atın ipini çekecek soylu da sensin.”. Ester artık krala gerçek kimliğini açıklayabilirdi. Ester kralla konuşmaya karar verdi. Yasak olmasına rağmen çağrılmadan kralın huzuruna çıktı ve ona her şeyi anlattı. Mordehay’ın Ester’in kuzeni olduğunu duyan Ahaşveroş bu işe çok memnun oldu. Haman’la tekrar konuşan kral hiçbir zaman yahudiler için ölüm emri vermediğini söyledi. Bunun üzerine Mordehay’ı veziri olarak tayin etti.

İşte tüm bu olaylar Adar ayında Purim olarak kutlanır. Bugün Purim her yaştan insanın neşeli kılıklara girerek kutladığı neşeli minör bir bayramdır.

Kabalistik Astrolojide Adar Ayı

Adar ayı İbrani takvimdeki on ikinci ve sonuncu aydır ve Balık burcu ile temsil edilir. Kabalistik astrolojiye göre Balık burcu son burç olması nedeniyle tüm zodyağı yani tüm ayların enerjisini içinde barındırır. Dolayısıyla bu ayda tüm yılın enerjisi kontrol edilebilir. Adar, güç demektir ve bu ay insanlığa iyi şans ve mutluluk getirir bu nedenle Purim’i de içinde barındıran Adar bir mutluluk ve kutlama ayıdır.

Adar kabalistik takvime göre kış aylarının sonuncusudur ve kış ayları tetragrammatondaki ikinci Hey harfi ile yani toprak ile temsil edilirler. Toprak daha aç bir enerji biçimidir ve kış ayları güç, bilgelik, para vs. gibi daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Klasik astrolojiye göre ikinci katmanda su elementi bulunur. Su elementi bu aya paylaşımcılık, sevgi, cömertlik, hassasiyet gibi özellikleri yükler. Diğer yandan toprağın doygun olmayan enerjisi Bazı Balıklara düşük yaşam enerjisi, eksik hissetme, kurban bilinci, muhtaçlık gibi durumları getirebilir. Bunu tedavi etmenin bir yolu Adar’ın getirdiği mutluluk ve kutlamalara izin vermek, kendimizi mutlu olacağımız şekilde yetiştirmektir. Balık’ın bir gölgesi de madde bağımlılığı, alkolizm, kumar, yeme, cinsellik gibi bağımlılıklardır. Balık, eksik hissettiği yaşam enerjisini doğru kaynaklardan tamamlamayı öğrenmelidir.

Bu ay suyun ve Jüpiter’in iyicil yönleri ile donatılmıştır. Bu ayın harfleri Balık burcunu yöneten Kuf ve Jüpiter’i yöneten Gimel harfleridir. Gimel Balık burcunun alemet-i farikası olan paylaşmaktır. Kuf İbrani alfabede yazı çizgisinin altına taşan tek harftir bu nedenle Kuf ise derinlere dalmaktır. Tıpkı bir balık gibi. Kuf aynı zamanda gücü karanlık tarafa vermektir. Peki bunu niçin yapmalıyız? Eğer biz başkalarının karanlıklarını hissedebilirsek onların ihtiyacı olan şeyi tanıyabilir ve verebiliriz. Balıklarda doğal olarak bulunan bu yetenek bu ayda tüm insanlığa verilir.

Balık su burcudur. Balık burcunun biri su elementinden biri Jüpiter’den olmak üzere iki ilahi koruması vardır. Kabalaya göre tikunlarında, yani onarımlarında sona yaklaşmış ruhlar Balık burcu olarak doğarlar. Bu hediyelerinden dolayı Balık Zodyak’ın en alçakgönüllü ve en boyun eğen burcudur.

Balıklar hassastırlar, etraflarında kendilerini çevreleyen olayları algılama kapasiteleri yüksektir. Diğerlerinin acılarını kendi üzerlerine çekmek isterler ve başkalarının acılarını kendilerininmiş gibi yaşarlar. Zodyak’ın son burcu olarak Balık Malhut sefirasını yani tezahürü temsil eder bu nedenle Balık kendini diğerlerinden sorumlu hisseder. Bu nedenle insanlar Balıklardan huzur ve sevgi bulacaklarını bildiklerinden sırlarını onlara kolayca açabilirler. Yalnız, Balıklar fazla şefkat ile gerçekleri örtmemeli kişilere hatalarını da söyleyerek onların tikunlarına katkıda bulunmalıdırlar.

Balıkların gölge yönlerinden biri fazla teslimiyette olmalarıdır bu da alma arzusunun problemli olmasına yol açar. Balıklar oldukları konumdan ve sahip olduklarından genellikle memnundur. Onlar, her şeyin gelip geçici olduğuna inanırlar ve her şeyin sonunun iyiye ulaşacağını düşünürler bu nedenle eğer bir şeyi isterlerse yeterli ruhsal gücü kendilerinde bulamadıklarından o şeyi elde etmek için yeterince çabalamayabilirler. Balıklar elbette bir köşede memnuniyetle oturmak için dünyaya gelmemişlerdir, Balıklar olmadan ışık yayılamaz. Onların bunu daima hatırlaması gerekir. Onlar hem maddesel hem spiritüel dünyaya bağlıdır bu nedenle Balık burcunun glifi birbirine ters yönde yüzen iki balıktır.

Balık değişkendir, esnektir. Kendisine ve çevresine yenilik getirebilir yaşanan yeniliklere ayak uydurabilir. Bu sebeple birçok kişi ile de kolayca ilişki kurabilir.

Kabalistik astrolojiye göre Balık’ın geçmiş yaşamı Başak’tır. Başak olmanın fazla düzenlilik yüzünden spontane durumları kaçırma, fazla rasyonalite yüzünden olayların yalnızca maddi boyutunu görme, detaycılık yüzünden fazla titiz ve fevri olma gibi tortuları Balık’ın hafızasındadır. Bu nedenle Balık bu yaşamında bunların tam tersini deneyimlemek isteyecektir. Balık’ın tikun, onarım yapabilmesi için beş duyunun ötesinde maddeye etki eden spiritüel bir gerçekliğin de varlığını kabul etmesi gerekecektir.

Bizler, alma arzumuz doyuma ulastıkça mutlu oluruz. Aynı şekilde başkalarını mutlu ettiğimizde de üzerimize mutluluk yağmış olur. Adar mutluluk ayıdır, bu ayda başkalarını ne kadar mutlu edersek kendi hayatımız da o kadar mutlu olur. Bu ayın enerjisi ile hizalanmak için bu aya karşılık gelen tanrı ismi kombinasyonu olan Hey, Hey, Yod, Vav ile meditasyon yapabiliriz. Ayrıca bu ay bitişleri andığımız bir aydır, hayatımızda biten şeyleri de kutlamayı unutmayalım.

Balık gizlenmeyi iyi bilir, o sularla kaplıdır. Derinlere daldıklarında onları görmek çok zordur. Onlardan planlarımızı gizli tutmayı öğrenebiliriz. Eğer hamile bir kadının karnı şeffaf olsaydı ve biz bebeğin gelişimini görebilseydik kötü enerjilerle etki edebilecegimizden süreç kutsallığını kaybedebilirdi. Biz de planlarimizi kötü enerjiye maruz kalmamaları için gizleyebiliriz. Bazı şeyler kapalı ve saklı olursa daha iyi büyüyebilirler.

Jüpiter finansal konularda da iyi şans getirecektir. Bu ay uzlaşmalar, iş anlaşmaları yeni bir girişime başlamak için uygun bir aydır.

Diğer yandan bu ay ertelediğimiz şeyleri gözden geçirmekte fayda vardır. Bazen bazı şeyleri yapmayı umursamadığımızdan değil tam aksine bize acı verdiği için erteleriz. Bu ertelenmelerin içinde kurban bilinci yatar, Balık erteleyerek de kendini kurban edebilir, özellikle o “hayır” diyebilmeyi erteleyecektir.

Bu ay hayır diyemediklerimizi gözden geçirebilir, utangaçlığın getirdiği kurban bilincinden de kurtulabiliriz. Yine bu ayda, başkalarının bizden taleplerini ve bizim de başkalarından taleplerimizi dengeye oturtabiliriz. Böylece Balık’ın gölge yanı olan bağımlılık konusunda aşama katedebiliriz.

Ağaçların Yılbaşı Tu Bişvat

İbrani takvimde 4 adet yılbaşı bulunur. Bunlardan biri doğaya ve çevreye özellikle de ağaçlara adanmıştır. Tu Bişvat ağaçların yılbaşısıdır. Moşe yaradanla yanan bir çalılık aracılığıyla konuşmuştu. Bu, bizlere doğada yaradanın olmadığı tek bir yer dahi olmadığını gösterir. İşte bu açıdan, tu Bişvat yaradanın doğadaki varlığını kutlamaktır. İbranice “Tu” (Tet-9, Vav-6) kelimesinin harflerinin gematriası 15’tir bu nedenle ağaçların yılbaşısı 1 Sevat’ta başlasa da 15 Şevat’taki dolunaya kadar kutlanmaz.

Tu Bişvat’ın orijini tapınak zamanına dayanır. Tapınak zamanında çiftçi ile çobanların gelirinin onda biri vergi olarak alınırdı. Bu vergilendirme ağaçların ürünleri için de geçerliydi. Ondalık vergiyi düzenlemek için belli bir tarih belirlenmeliydi böylece eski yıl bitimi ve yeni yıl başlangıcı belirlenmiş olacağından vergi alımının ne zaman başlayacagi da belirlenmiş olacaktı. Işte böylece Tu Bişvat doğmuş oldu.

Peki neden bir kış ayı seçilmişti? Çünkü bu tarihte İsrael’de yağmurun çoğu yağmış olur ve ağaçların kökleri bu suyla beslenip filizlenmeye başlamış olurlar.

Tu Bişvat’ın Şevat 1’de kutlanmama nedeni Şevat 15’teki dolunay ışığında kutlamaların daha kolay yapılabileceği olabilir. Diğer taraftan Tu Bişvat Ve Tu Be Av arası 6 aydır. Biri yaz ortasındaki enerjiyi temsil ederken bir gün de kış ortasındaki enerjilere ayrılmak istenmiş olabilir.

Bu dönemde yapılan ritüeller toprağın ritmi ile ilgilidir. Ritüellerden bir diğeri ağaç dikimidir. Rav Yohanan ben Zakkai, “Mesih’in geldiğini görseniz ve elinizde dikilecek bir fidan olsa önce fidanı dikeceksiniz sonra Mesih’i selamlayacaksınız” diyerek ağaç dikmenin önemini göstermiştir. Ağaç dikmenin önemi nedeniyle büyük küçük herkes bu günde ağaç dikerler, dikemeyenler ağaçlarla ilgili kurumlara bağışta bulunurlar.

Ritüellerden bir diğeri de sederdir. Sederin ilk yazılı versiyonunu 17.yy’da görüyoruz ancak 16.yy’da ilk kez kabalist- ler tarafından yapılmaya başlanmış ve günümüzde de popülerlik kazanmistir. Tu Bişvat sederinde Pesah sederindekine benzer semboller vardır. Örneğin renkleri beyazdan kırmızıya doğru değişen dört bardak şarap kutsanır. Renklerdeki değişim mevsimlerdeki değişimi temsil eder ve her biri tanrının 4 harfli ismindeki harfler- den birine denk gelir. Sederde 10 sefirayi temsil eden 10 farklı meyve yenmesine dikkat edilir.

Son 500 yılda Tu Bişvat kabala açısından çok büyük önem kazanmıştır çünkü sefiraların yayılım şemasına “hayat ağacı” denir. Sefiralar yaratımın güçlü veçheleridirler. Sefiralar akıl almaz, hayal edilemez olan Ein Sof’tan başlar ve insan idrakına uygun olan Malkuth’a doğru ilerlerler. Sefiralar bazen kökleri yukarı alemlere dalları bizlere uzanan bir ağaç olarak tasvir edilirler. Talmud 15 Şevat’a “ağacın yılbaşı” dediği için bunu hayat ağacındaki yaratım enerjilerinin de yenilendiği bir tarih olarak düşünebiliriz. Bu açıdan düşünürsek 15 Şevat tanrının da yılbaşısıdır. Nasıl ki biz Rosh haŞana’da tanrıya ihtiyaç duyuyorsak, bu günde de tanrının insanoğlunun iyi şeyler yaptığını görmeye ihtiyacı vardır.

Tu Bişvat Tora’da geçmeyen bir özel gündür. Hakkındaki en eski referans Talmud’daki “ağaçların yılbaşı” ifadesidir. 500 yıl önce kabalistler Tu Bişvat’ın yeni açılımlarını keşfettiler ve Tu Bişvat bugün kutladığımız gün halini aldı. Kabalistler Tu B’şvat’ta yenen meyvelerin Adam ve Eva’nın işlediği suçun kozmik onarımı olduğunu söylerler. Peki bu onarım nasıl gerçekleşmekte?

Yaradan Adam ve Eva’yi Eden bahçesine yerleştirmişti ve yalnızca bir ağacın meyvesini yemeleri yasaklanmıştı. Bizler sederde meyve yiyerek yaradanın kendi arzusu ve ihsanıyla bize verilen meyveleri yiyerek arada bir şükran bağı kurmaktayız. Bu durumda bir meyve yalnızca bir meyve değil, o rabbin bizi kutsayışıdır çünkü meyvenin ağaçtan değil yaradandan geldiğinin bilincindeyizdir.

Tu Bişvat’ta 30 farklı meyve yenir. Bu meyveler 10 meyveden oluşan 3 gruba ayrılır. Birincisi portakal gibi yenmez kabuklu meyvelerden oluşur ve asiya alemi ile bağlantılıdır, ikinci grup zeytin gibi yenmez çekirdekli meyvelerden oluşur ve yetzira alemi ile bağlantılıdır, üçüncü grup ise tamamen yenebilen meyvelerden oluşur ve beriya alemi ile bağlantılıdır.

Kabalada varlık bir kötülük veya bir lanet olarak görülmez. Bu nedenle Magen David de yerleri ve gökleri temsil eden iki üçgenden oluşur. Meyveler ve spiritüel alem arasındaki bağ da işte bu düşünceden gelir. Tu Bişvat’ın mesajı etrafımızdaki fiziksel dünyayı yaradanin hediyesi gibi görmek ve fiziksel dünyanın ve nimetlerin tadını çıkarmakla ilgilidir. Etrafımızdaki maddelerin de yaradanla dolu olduğunu kabul ederek onun varlığı ve birliğinin her şeyde olduğunu idrak etmiş oluruz. Herkese mutlu bir Tu Bişvat dilerim!

Hayat Ağacı ve Sefiralar

Yaşamda bilinçli ya da bilinçsizce olsun her şey arzudur. Arzumuz hakkında düşünür, eylem alır ve onu gerçekleştiririz. Arzunun başlangıcından gerçekleştirilmesine kadar geçen süreçte on seviye vardır. Bu on seviyeye arzunun on seviyesi aynı zamanda yaratımın on evresi yani bir diğer deyişle hayat ağacının on sefirası diyoruz. Sefira İbranice’de yayılım, yayılma, ifşa olma anlamlarına gelir. Sefiralar ışığın ifşasıdır. Sefiraların ismi sırası ile Keter (Taç), Hohma (Bilgelik), Bina (Anlayış), Hesed (Merhamet), Gevura (Yargı), Tiferet (Güzellik), Netzah (Zafer), Hod (İhtişam), Yesod (Temel) ve Malhut (Krallık)’tur.

Evrende her şey enerjidir, biz bu enerjinin orijinini yani yaradanı tam olarak anlayamasak da sefiralar aracılığıyla enerjinin ifşasını anlayabiliriz. Örneğin Keter tanrısal olan ile ondan ifşa olan arasında bir yerdedir. Keter hem ışıktır hem de değildir. Onu şuna benzetebiliriz; bir metal parayı havaya atıp tuttugumuzu ve elimizle kapattığımızı düşünelim. Bu durumda yukarıda kalan yüz ya yazı ya da turadır ama biz hangisinin yukarıda olduğunu bilemeyiz. İşte Keter’in doğası böyle bilinemezdir. O kimsenin olmadığı bir yerde devrildiğinde ses çıkarmış sayılıp sayılmadığı bilinmeyen ağaçtır. Aynı anda hem herşey hem hiçbir şeydir.

Hohma bilgeliktir. Bilgelik insan zihninin algilayabileceği ilk somut şeydir. Eril, genç, enerjetik, dengelenmemiş, sınırsız bir enerjidir. Evrenin tezahür etmeye başladığı noktadır, yaratımın güdümleyicisidir.
Bina kutsal rahimdir. Evrenin dişil gücü ve ilahi annedir. Bina anlayış demektir çünkü enerjinin yaratım amacını burada anlarız. Hohma’dan düzensiz yaratıcı gücü alarak ona stabilite ve form verir. Hohma ve Bina Keter tarafından dengelenir.

Hesed, yaratımın doğruluk, sevgi, iyilik gibi arketipal formlarının bulunduğu sefiradır. Bina formlara oluşmaları için yer açmıştır ve artık Hohma’da enerji evrenimizin uzerinde işlediği kozmik düzenin kavramsal çerçevesini oluşturmak için eterik bir temelde ilerleyebilir.

Gevura güçtür çünkü Hesed tarafından getirilen kozmik düzenin yürütülmesini sağlayacak gücü taşır. Kozmik düzendeki dalgalanımları dengeye getirir. Bu nedenle karmayı da içinde taşır. Hesed ve Gevura Tiferet tarafından dengelenir.

Tiferet sefirasının her bir sefira ile doğrudan bağlantısı vardır, bu yönüyle o sefiralar arasındaki köprüdür. Toferet güzellik demektir çünkü ilahi bağlılık ve birliği temsil eder. Tifetet bireysel olarak biricikliğimizin de farkında olarak ilahi birliğimizi anlamak ve evrende yaratılmış her şeyin güzel olduğunu bilmek demektir. Hohma ilahi baba, Bina ilahi anne ise Tiferet de ilahi çocuktur. Tiferet, enerjinin biçim ve form aldığı sefiradır.
Netzah engelleri aştığımızda kazanılan zafer demektir. Evrendeki tüm dualiteler ve olasılıkları kapsar. O, birey ve kolektif arasındaki dengedir. Düşünce formlarının bulunduğu sefiradır.

Netzah sefirası Hod sefirası ile daha iyi anlaşılır. Netzah içgörü ve duyguları ifade ederken Hod bizim düşüncelerimiz ve zihinsel oluşumlarımızdır. Hod, ihtişam demektir çünkü kainatın tüm yaratımları insanlığın anlaması için zihinde yuceltilir. Bu sefira gerçekliği anlamamızın temelini oluşturur. Hod kişilik ve egomuzun gelişiminde önemli rol oynayan bir sefiradır. Hod’un görevi üst enerjileri edebiyat, bilim, felsefe gibi formlara sokarak daha anlaşılır hale getirmektir. Netzah ve Hod Yesod tarafından dengelenir.

Yesod zihin ve madde arasındaki boşluğu tamamlar, Malhut ise 4 fiziksel elementin varlık bulduğu sefiradır. Yesod eter veya astral plandır. O, duş almak veya bisiklet sürmek gibi gündelik işlerimizi ifade eder fakat yine de ifade ettikleri bundan fazladır. Yesod ateş gibidir, iyiye de kullanılabilir kötüye de.

Malhut fiziksel olarak yaratılmış evrendir. Malhut yaradanın krallığının her an her yerde olduğunu hatırlatması bakımından krallık olarak adlandırılır. Malhut tüm üst enerjilerin form aldığı ve bir araya gelip dinlendiği yerdir.

Işık ihsan etmektir, pozitif kutuptur, alma arzusu ise negatif kutuptur. Keter’den Malhut’a doğru ilerledikçe negatif kutup pozitif kutbu örter. Bu nedenle Malhut’ta sadece alma arzusu bulunur.

Her bir sefira kendinden sonraki sefirayı içinde taşır. Bu nedenle Keter sefirası tüm sefiraları içinde taşıyan bir sefiradır. Ruhun amacı bir fiziksel kap yaratmak, onu bilinçle doldurmak ve onu kökü olan ışığa geri döndürmektir. Kabalistik hayat ağacının ne olduğunu bilmek işin yalnızca küçük bir kısmıdır, ağacı yaşantımızın her anında uygulanabilir bir bilinç halı yükselişi ile pratikte de deneyimlemek gerekir. Örneğin özellikle kabalistik meditasyonlar bu amaçla düzenlenirler ve yüksek benliğimiz ile daha iyi versiyonlarımıza ulaşmamızı sağlarlar.

Kabalistik Astrolojide Şevat Ayı

Şevat ayı İbrani takvimdeki 11.aydir. Ay değiştirdiğimizde o ayın keduşasına yani kutsallığına geçeriz. Bu ayın niteliklerini inceleyecek olursak en önemlilerinden biri şudur ki Şevat 1’de Moşe Tora’yi açıklamaya başlamıştır, ki buna Devarim diyoruz, bu nedenle ravlar Şevat 1 için Matan Tora yani ikinci Şavuot gibidir derler. Şavuot Sina Dağı’nda Tora’nın verilmesidir.

Moşe rabenu, Tora’yı herkesin anlayabilmesi için yetmiş farklı dilde anlatmıştı. İşte bu ayın işareti olan Dli yani Kova burcunun ruhu budur; onun ruhu “biz” olabilmektir. Yaradan bizlere bu ay Tora’yı anlayabilmemiz için yeni içgörüler kazandırır. Tora rabbinik literatürde su olarak geçer, dolayısıyla bizler kova sembolü ile Tora’nın sularını derinliklerden çekmiş oluruz. Bu ay diğer inançlardaki kutsal metinleri anlayabilmek için de özel bir aydır. Elbette çektiğimiz suyu kovada bekletmeyip başkaları ile de paylaşmalıyız. Bu ay aynı zamanda yaradanın sözünü paylaşmak için de özel bir aydır.

Bir burcun niteliğini anlamak için önce mevsime bakarız, Şevat, Tevet ve Adar ayları ile birlikte kış mevsimi ayıdır. Tanrının dört harfli ismi olan הוהי ismine göre düşündüğümüzde harfler sırayla ateş, su, hava ve toprak elementlerine denk düştüklerinden kış aylarının elementi topraktır. Toprak Malkut sefirası ile ilgilidir ve alma arzusunu gösterir. Şevat ayının sembolü Kova yani “dli” dir. Hayat ağacında sol sütuna denk gelmektedir, yani bu ay toprağın ateşidir. Dolayısiyla Kova burcu kişileri oldukça yüksek konsantrasyona sahip olup kendi kendini bir şeyi elde etme konusunda motive edebilirler ancak kendi istek ve arzularına bazen öyle odaklı olurlar ki başkalarının ihtiyaçlarını goremeyebilirler.

Kova burcu klasik astrolojide hava burcudur, Kovalar entelektüel ihtiyaçlarini ve denge ihtiyaçlarını karşılamak isterler. Yaşamlarında karşılarına çıkan sorulara entelektüel cevaplar bularak başarı elde etmek onlar için çok önemlidir. Hava aynı zamanda iletişimle ilgilidir, Kovalar çevreleri ve toplumla daimi iletişim halinde olmayı severler; düşüncelerini paylaşmak, rijit yapıların içinde sıkışıp kalmamak onların mizacında vardır. Biricik ve özgür olmayı severler, diğerlerinden farklı düşünceleri ile daima ön plana çıkarlar. Tüm bunların altyapısında tabanında “toprağın ateşi” olan bir hava burcu olmaları yatar. Bunlara karşın, Kovaların bağlanmak ve birlikte kalmakla ilgili problemleri olabilir.

Kova burcu iki harf ile temsil edilir. İlki Kova burcunu temsil eden Tsadik harfi ve ikincisi de Kova burcunun yönetici gezegeni olan Satürn’ü temsil eden Bet harfi. Bet harfi Tora’nın ilk kelimesi olan “bereşit” kelimesinin ilk harfidir ve yaratımı başlatan ve kutsayan harftir. Tsadik doğru insan, eren demektir, üst alemle alt alem arasindaki dengeyi kurabilmis kişidir.

Tsadik harfi sırt sırta bakan Yud ve Nun harflerinden oluşur. Yud, evrenin eril ve ihsan eden yönüdür ve Nun harfi ise evrenin dişil ve alıcı olan kutbudur. Yani Tsadik harfi yaratıcının eril ve dişil yönü arasında bir köprüdür. Buna göre Kovalarda da birleştirici, bütünleştirici, bir araya getirici bir yön bulunur. Onlar spiritüel ve fiziksel olanın bir araya gelmiş halidirler. Aynı şey Bet harfi için de geçerlidir. Bet harfinin üst çizgisi gökleri ve alt çizgisi de yerleri temsil eder. Bet harfinde gökleri ve yerleri bağlayan bir de orta çizgi bulunur. Kovalar gökleri ve yerleri birleştirirler. Bu nedenle onları birçok farklı köken ve geçmişten insanları bir araya getirirken görürüz.

Kovalar idealisttir, idealleri uğruna birçok şeyden vazgeçebilirler. Onlar tüm insanları eşit bir biçimde görürler ama tarihe baktığımızda eşitlik adına birçok kitlesel ölümün de yaşandığını görüyoruz. Eğer Kovalar yaradanla bağlarını tam olarak kurmamışlarsa eşitlik adına kaş yapmak isterken göz de çıkarabilirler.

Bu ayı temsil eden kabile Aşer’dir. Yaratılış 49:20’de “Zengin yemekler olacak Aşer’de, Krallara yaraşır lezzetli yiyecekler yetiştirecek Aşer.” denmektedir. Aşer kabilesi zenginlik ve bereketle ilgilidir. Artık Kova çağında kıtlık eskiye göre çok daha az olacaktır. Kovaların paylaşımcı yönlerinin de bunda payı olacaktır. Ezekiel 1. Bölümde 4 kutsal varlıgin ismi geçer. Bunlar sırasıyla Aslan, Boğa, Kartal ve İnsandır. Aslan Aslan burcunu, Boğa Boğa burcunu, Kartal Akrep burcunu ve İnsan da Kova burcunu temsil eder. Kova burcunun kova taşıyan insanla resmedilmesinin bir sebebi de budur. İbranice’de adam “iş, שיא” kelimesidir ve gematriası 311, Şevat “şevat, טבש” kelimesi ile aynıdır. Kova burcunun temsili olan insan, insanlığın iyilikte gelebileceği noktadır.

Kova insanı bilgi ve bilme pesindedir, yeni bilgiler, yeni yerler, yeni insanlar tanımak ister. O bir bilgi devrimcisidir. Yeşaya 11:9 şöyle söyler; “Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, Dünya da RAB’bin bilgisi ile dolacak.”. Bu pasuk Olam haBa’dan yani Kova çağından bahsetmektedir. Kova çağında herkes birbirine eşit olacak ve dünyada kötülük olmayacaktır. Diger yandan Kovalarda reddedilme korkusu vardır, bu nedenle kendilerini kabul eden herhangi bir topluluğa veya insana yakınlık duyabilirler, bu onların eşitlik ve birlik istemelerinin gölge yönüdür. Yine aynı sebeple Kovaların birçok dostu ve arkadaşı olabilir ancak tanrı konsepti olmadan bu dostluklar ve arkadaşlıklar gerçek olmaktan çok uzak olacaklardır ve Kovalar boş bir kovaya benzeyeceklerdir. Kovaların bu yüzden bazen bir madalyon gibi iki yüzü vardır, onların bir yüzü koşulsuz sevgi iken diğer yüzlerinde duygusal olarak hazırlıksız olmak vardır.

Kabalada bitkilerin yeni yılı olan Tu Bişvat, Şevat 15’te kutlanır. Bitkiler yer çekimi yönünün tersine doğru büyürler ve tıpkı bunun gibi Kova burçları da sistemlere karşı gelebilirler. Onlar bu yönleriyle birbirine benzerler. Kovalar fiziksel dünyanın sınırlarının dışına çıkabilirler ama bu gücün tezahür edebilmesi için bu gücün gerçekleşmesine engel olan yönlerinin farkında olmalıdırlar. Kabalistik astrolojiye göre bir burcun doğasını kontrol edebilmesinin sırrı onun karşıt burcunda yatar. Zodyakta Kova burcunun karşıtı Aslan burcudur. Aslan kral ise Kova da halktır. Kovalar kendi düşünceleri davalarının önünde gelmediği sürece topluma yararlı olabileceklerini gösterirler.

Kovaların kendileri hakkında büyük düşünceleri olabilir ve kendi fikirlerini topluma empoze etmek onlar için yegane hedef haline gelebilir. Dolayısıyla büyüklenmeci tutumlarını bırakıp yalnızca düzeni sağlayan enerjilere bir kanal olduklarını akıllarında tutmalılardır. Kovalar geleceği günümüze taşıyabilirler, yapmaları gereken şey sadece bu gücü açığa çıkarabilmektir ve bizler de bu ay onların bu yönlerinden ilham alabilir ve geleceği inşa edici enerjilerle çalışabiliriz.

Kabalaya göre Kova burcları geçmiş yaşamın krallarıdır. Yeterince “ben” olmuşlardır ve artık bu yaşam onların “biz” deme zamanlarıdır. Önceki yaşamlarından gelen lükse erişim kaynaklı yerleşik bir gurur duyguları da vardır ve bunun üstesinden gelmek durumundadırlar.

Tikkun’u yani karma onarımı Kova olanlar yaşamlarında uygun bir partner bulmakta zorlanabilirler. Gururları en çok kendilerine denk bir yere verebilme yeteneği ile sınanır.

Tikkun Kova kişiye gerçek bir misyonerlik yeteneği verir, onlar tüm insanlığa karşı sorumluluk hissederler. Eğer basitçe yaşayıp gururlarını alçakgönüllülükle bir kenara bırakabilirlerse hedeflerini kolaylıkla yerine getirebilirler ve onları sonraki kuşaklara aktarabilirler. Bu nedenle bu ayda neslimiz için plan yapmak da oldukça uygundur.

Yeşaya 55:1 “Ey susamış olanlar, sulara gelin” der. Burada su ile kastedilen Tora’dır. Kovalar Tora ve kabala bilgeliği ile ya da herhangi bir yolla spiritüellik ve maneviyatla tanışmalı, derin sulardan kova ile su çıkarmalı ve insanlıkla paylaşmalıdırlar ancak o zaman arzu ettikleri devrimlerin önündeki engelleri kaldırabileceklerdir.

Şevat, Şin Bet Tav harfleri ile yazılır ve “şenişma besurot tovot”, “ki iyi haberler duyacağız” ın akronimidir. Bu ayda iyi haberleri daha çok duyarız ve bu ayda duyduğumuz iyi haberleri kolektife yaymaya gayret etmeliyiz.

İçinde bulunduğumuz Şevat ayında Kovalardan ilham alarak kovamızı yaradanın sözünün en derinlerine daldırmaya ve iyiligi paylaşmaya hazır mıyız?

Oğlak ve Alma-Verme

Kabalada spiritüel gelişimin dört evresi vardır:

  1. Almak için almak, י harfine tekabül eder
  2. Almak için vermek, ה harfine tekabül eder
  3. Vermek için vermek, ו harfine tekabül eder
  4. Vermek için almak, ה harfine tekabül eder

Bu dört aşamanın her biri zodyakal planda sırasıyla Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak burçlarına tekabül eder.

  1. Almak için almak

Alma arzusu doğamızın son derece mutlak bir parçasıdır. Alma arzumuz her işin başıdır. Bizler özellikle maksatlı olarak içimizde alma arzusu olacak şekilde yaratıldık ve gmar tikuna yani düzeltmenin sonuna ulaşarak ruhunun tekrar bedenlenmesini istemeyen insanlar olarak bizler bu arzumuzu en mükemmel biçimine dönüştürme görevi ile donatıldık. Spiritüel gelişimin yanı almanın bu ilk evresinde sadece kendimizi düşünür ve kendi kişisel arzularımızı tatmin etmenin peşine düşeriz. Bu durum bize zodyakal çemberdeki ilk burç olan Koç bilincini anlatmaktadır.

Koç burcunda kendine odaklılık ve benmerkezcilik vardır çünkü o henüz çok tecrübesizdir. Tıpkı bir yenidoğan gibi algısı kendi bedeni ve kendi bedensel ihtiyaçları ile ilgilidir ve yavaş yavaş bedeninin ve dünyasal yaşamın farkına varmaktadır. Bu nedenle Koç “ben” bilincidir.

Koç bilincindeki bir insan stabil olmayan bir enerji taşır çünkü bu ilk dönem, bedenin kendi başına var olmayı öğrenmesi gereken bir dönemdir dolayısıyla bireysellik taşır ve bir yaşama tutunma durumu söz konusudur, yani Koç yaşamak için mücadele vermektedir ve hayatta kalmak için her yol mübahtır İşte Mars enerjisi de tam olarak budur. Mars, hayata tutunmak için bir nevi savaşma enerjisini içerir, dolayısıyla o yaşam gücü ve yaşam enerjisidir denebilir. Yaşam enerjisinin temelinde de alma arzusu bulunur. Kendisi icin alma arzusu empati kurma ya da başkalarıyla anlaşmanın önünde bir engel olmamalıdır.

  1. Almak için vermek

Spiritüel gelişimin bu safhası yalnız kendini sevmekle diğerlerini sevmek arasındaki geçiş evresidir. Bu evrede kişi spiritüel alemin fakındadır ve başkalarına verebilmektedir fakat bu vermenin ardındaki motivasyon diğerlerini koşulsuz sevebiliyor olmak değildir henüz. Vermenin ardındaki düşünce karşılığında bir şeyler alabilme düşüncesidir. Bu evrede vermek almak içindir. Bu durum bize Yengeç bilincini anlatmaktadır.

Yengeç dönemi bir bebek için ailenin farkına varıldığı, güvenliğin, korumanın duygusal olarak deneyimlendiği dönem olarak düşünülebilir. Dolayısıyla bebek tanıma ve taklit yoluyla ailesine karşı bir bakış açısı oluşturma aşamasındadır diyebiliriz ve ilgi görmek, istediğini alabilmek için ailenin duygusal yapısını taklit etmeye başlayacaktır.

Yengeç alıngandır, ilgi bekler ve sevildiğini ve değerini görmek ister. Zaten kendisi de şefkatli, naif, merhametlidir ve bu nedenle kendisine de böyle davranılmasını ister. Yengeç besleyici ve anaçtır. Bazen duygu sömürüsü yaparak bazen de vererek istediklerini elde edebilir. Bu kişinin bu yaşamda bağımsız olmayı öğrenmesi gerekir. Aşırı korumacılığından kaynaklı karşısındakine daima vererek onu kendisine bağımlı hale getirebilir.

Bir haritada Yengeç’in girdiği yerlerde kişilere özgüven aşılamak lazımdır. Yengeçlerin bağımlılık, kendilerine acıma ve aşırı sevgi isteklerinden sıyrılması gereklidir ki verirken bir alma amacı gütmesinler.

  1. Vermek için vermek

Bu safha sadece vermek niyetiyle vermeyi ifade eder. Vermenin ardında saf sevgi vardır. Vermenin ardında ne bu dünyada ne “olam ha ba”da bir şeyler elde etme motivasyonu yoktur. Bilgeler bu seviyeye tıkun yanı onarım seviyesi derler. Buna rağmen bu son safha değildir çünkü bizler yaradanın neşe ve memnuniyet dolu tüm hediyelerini almak için yaratıldık. Yine de bu aşama tanrının iyiliğini en yüksek mertebeden deneyimlediğimiz son aşama için gereklidir. Bu üçüncü safha Terazi safhasıdır.

İkili ilişkiler, partner, eş, ortaklıklar ve bize ayna olan kişiler yakın ilişki kapsamına girer. Paylaşım yaptığımız ve bire bir ilişki içinde olduğumuz her durum Terazi evresi tarafından sembolize edilir.

Kişi yavaş yavaş 7.evle birlikte hayatın gerçekleriyle karşılaşmaya başlar çünkü karşısında kendisine denk bir pozisyon bulunmakta ve artık eleştirileri buradan almaktadır, kişi çoktan ailesinin sevilen biricik çocuğu olma durumundan uzaklaşmıştır. Terazi bazı yüzleşmeler ve kaybetme korkusu yaşar. Bu yüzden karşı tarafı elde edebilmek için Koç benliği ile yani kendi olmakla, partnerin istediği gibi olma arasında gelgitler yaşar. Terazi’nin en büyük denge sarsılmaları kaba tabirle buralardan başlar. Kişi ilk defa kendi yansımasını seyretmeye başlar. Ağırlıklı olarak bu evre kişinin kendisinde eksik olana yöneldiği evredir. Bazen Terazi enerjisi, “ben” demeyi bırakıp karşıya odaklanabilir ve ardını düşünmeden verdikçe verebilir. Terazi kendi özvarlığını ortaya koymalıdır. Aksi halde benliği karşı tarafın benliğinde eriyebilir. Terazi’nin hayattan ve insanlardan beklentilerini gerçekçi bir seviyeye çekmesi gereklidir.

  1. Vermek için almak

Bir ikincil düşünce gütmeden, sadece verme niyetiyle vermeyi öğrenmek vermek için almayı öğenmenin önkoşuludur. Bu safhada iki şey gerçekleşir; yaradanın iyiliğinin verdiği tatmini hissederiz ve yaradanın verdiklerini kendi alma arzumuzu beslemek için değil yaradanın bizlere verme arzusunu yerine getirebilmesi için kabul ederiz. Yani yaradanı mutlu etmek için. Bu aşamada alma arzumuz yaradanın ihsan etme arzusu ile hizalanır ve yaradanın sonsuz ihsan etme arzusundan faydalanırız ki zaten bu da matarat habriya, yaratılma amacımızdır. Bu oğlak bilincine tekabül eder.

Oglak evresinde kişi yasam amacını anlamıştır ve ne için reenkarne olduysa onu gerçekleştirmeye çalışır. Tabi ki bu efor Satürnyen bir efordur yani Oğlak, tırnaklarıyla kazıyan bir yapıdır. Oğlak evresine ulaşmış kişi belli bir yasa gelmiş, olgunluğa ulaşmış deneyimli bir insanı temsil eder. Oğlak’ta kendi çıkarına ve yalnızca kendi güvenliği için çalışma hırsı bitmiştir. Bu yüzden Oğlak, çok emek verir ve maddeyi en iyi şekilde, en tepede kullanmanın peşindedir. Oğlak sistemdir, sistemin omurgasıdır, sistemden nasıl fayda sağlanacağını bilendir. Statü arzusu ve organizasyon yeteneği çoktur. Hedeflerine ağır ve sağlam adımlarla yönelir ve bunun için de elinden gelen her şeyi yaparlar. Oğlak için maddi güvence önemlidir ve dişiyle tırnağıyla zaman içerisinde istediği pozisyona gelir. Oğlak yaradanın verdiklerini onun mutlu etmek icin almayı en iyi bilen burçtur.

Son aşamaya gelip gelmediğimizi nasıl anlarız? Eğer bir Oğlak gibi emeklerimizin karşılığını başkaları için değil yaradanın mutluluğu için istiyorsak bu son aşamaya gelmişizdir.

Melekler ve İsimleri

Felsefede etkili neden ve nihai amaç denen iki konsept vardır. Etkili neden varlığı ortaya çıkaran şeydir, nihai amaç da varlığın amacıdır. Evrendeki her şeyin etkili nedeni yaradandır ve biz bunun böyle olduğunu biliyorsak ikinci aşama bazı yaratılmışların niçin yaratıldığını kavramaktır. Her varlığın bir görevi vardır. Örneğin hayat ağacındaki sefiralarda sefiraların doğasına uygun varlıklar bulunur ve melekler bir anlamda sefiranın doğasını denetlerler. Bu nedenle insan tekamülünde daha yüksek mertebelere çıkabilirken melekler evrende düzeni sürdürebilmek için aynı mertebede kalırlar. Zaten düzeni sürdürebilmek her varlığın nihai amacıdır. Hiçbir varlık şans eseri yaratılmış değildir.

Evrende bulunan bazı varlıklar şöyledir:

  1. Gezegensel varlıklar: Bir gezegenin majikal ve astrolojik veçhelerini taşıyan varlıklar veya ruhlar. Örneğin Venüs’ün gezegensel varlıkları aşk ve arkadaşlıkta bizlere yardımcı olurken, zihinsel konularda Merkür’ün gezegensel ruhları bizlere yardımcı olacaktır. Gezegensel zeka çok güçlüdür ve bu varlıklar aynı anda birden fazla görevi yerine getirebilirler.
  2. Elemental varlıklar: Bu varlıklar birçok etki alanı olan gezegensel ruhlardan farklı olarak tek bir konuda uzmandırlar. Bu zayıflık gibi görülmemelidir, bu varlıklar görevlerini yerine çok hızlı ve verimli bir biçimde getirirler. Bazı elementaller şunlardır; toprak elementi için cinler, hava elementi için hava perileri, ateş elementi için semenderler ve su elementi için su perileri.
  3. Demonik varlıklar: Kontrol etmesi en zor varlıklardır çünkü doğaları itibari ile majisyenin zıttıdırlar. Bu nedenle çalışmaların başında yanlış bilgi ve zayıf sonuçlar alma potansiyeli yüksektir.
  4. Goetik varlıklar: Goetik varlıklar doğasında demonik değildir. Örneğin Astaroth Astarte’den gelmektedir ve tarih boyunca bir medeniyetin tanrısı diğeri için demon olagelmiştir. Goetik varlıklar için de bu durum geçerlidir ve bu durum onlarla şifa da çalışılabileceğini gösterir.
  5. Tanrısal formlar: Çok yüksek bir güç açığa çıkaran varlıklardır, örneğin Mısır ruhları ile çalışmak çok zordur. Onlarla çalışmanın en güvenli yollarından biri invokas- yondur böylece kısıtlı ve kontrol edilebilir bir miktarda enerji açığa çıkar.
  6. Arketipal imge: Kolektif düşünce süreçleri üzerinden isteyerek veya istemeyerek yaratılan her varliğa arketipal imge denir.
  7. Astral varlıklar: Astral planda yaşayan ve akaşik kayıtlara ulaşabilen varlıklardır. Bu nedenle birbirini taklit edebildiklerinden tecrübe eksikliğinde birbiri ile karıştırılabilirler.
  8. Anjelik varlıklar: Yaradanın çeşitli görevler atadığı varlıklardır. Kontrol alanlarında çok güçlü enerjiler açığa çıkarırlar. Melekleri anlamak için hayat ağacındaki sefiralarla ilişkilerini öğrenmek önemlidir.

Keter sefirası Uranus ile ilişkilidir. Bu sefiranın baş meleği Metatron’dur. Keter melekleri ile zihinsel ve entelektüel konular üzerinde çalışılır. Hohma sefirası Neptün ile ilgilidir ve bas meleği Raziel’dir.

Hohma sefirası Neptün ile ilişkilidir. Bu sefiranın baş meleği Raziel’dir. Hohma melekleri ile durugörü, duruişiti gibi pşisik yetenekleri arttırmak için çalışılır.

Binah sefirası Satürn ile ilişkilidir. Bu sefiranın baş meleği Tsafkiel’dir. Yıkım, yok etme, ölüm, sınırlamalar ile ilişkilidir ancak pozitif yönü ile hastalıkları yok edebildiği, kötü alışkanlıkları öldürebildiği ve bazı kötücül etkileri de sınırlandırabildiği göz önünde tutulursa bu sefiranın işlevi daha doğru anlaşılır. Bu sefira ile örneğin okültizm veya uzak geçmiş zaman ile ilgili bazı gizli gerçekleri öğrenmek için çalışılır.

Hesed Jüpiter ile ilişkilidir ve bas meleği Tsadkiel’dir. Hesed melekleri ile zenginlik ve maddi zevk elde etme amacı ile çalışılır.

Gevurah sefirası Mars ile ilişkilidir ve sefiranın baş meleği Kamael’dir. Gevurah sefirası melekleriyle yaşama sevinci ve cesaret elde etme amacıyla çalışılır.

Tiferet sefirası Güneş ile ilişkilidir ve bas meleği Raphael’dir. Tiferet sefirası melekleriyle yaşamda sağlık, para, bilgelik vs. aracılığıyla uyum yakalamak için çalışılır.

Netzah sefirası Venüs ile ilişkilidir. Sefiranın baş meleği Haniel’dir. Netzah melekleri ile aşk, doğurganlık, arkadaşlık, yaratıcılık elde etme amacı ile çalışılır.

Hod sefirası Merkür ile ilgilidir. Sefiranın baş meleği Mikael’dir. Bu sefiranın melekleri ile öğrenmek istenen şeyde kolaylık elde etmek için çalışılır.

Yesod sefirası Ay ile ilgilidir ve sefiranın baş meleği Gabriel’dir. Bu sefiranın melekleri ile rüyalar, kehanet ve tezahür öğrenmek için çalışılır.

Malkut sefirası Dünya ile ilgilidir. Sefiranın baş meleği Sandalfon’dur. Bu sefiranın güçleri elemental varlıklara benzerler.

Peki meleklerin ismi nereden gelir? Gelin adım adım görelim…

Meleklerin isimlerini Tora yoluyla elde ederiz, isimlerin kökü tamamiyle Tora’dır. İsimleri elde etmek için izlenen metod şudur:

  • Çıkış’ın 14. bolümünün 19. , 20. ve 21. pasukları 72’şer harften oluşur.
  • Bu pasuklar üst üste konursa 72 sütundan oluşan 3’erli sıralar elde ederiz.
  • Pasuklardan 19. pasuk sağdan sola, 20. pasuk soldan sağa, 21. pasuk yine sağdan sola yazılır.
  • Ortaya bir isimler tablosu çıkar:

Bu tablodaki trigrammaton isimler yaradanın 72 ismidir. 72 ismin sonuna -ya veya -el takısı getirilerek melek isimleri elde edilmiş olur.

Kabalistik Astrolojide Tevet Ayı

Tevet İbrani takvimdeki onuncu aydır ve Satürn yönetimindedir. Satürn Bet harfi ve Oğlak da Ayin harfi tarafından oluşturulmuştur.

Tevet kabaladaki negatif aylardan biridir ancak bu negatifliği kelimenin literal anlamı ile karşılamamak lazımdır. Bizlerin negatif aylarda yalnızca daha çok çaba göstermesi gerekir ve elbette çabamız oranında da yaradana bağlanırız.

Satürn İbranice’de Sabtay olarak okunur ve Şin – Bet – Hey kökünden gelir. Bu kökten çalışmayı durdurma, grev gibi inaktivite belirten kelimeler türemiştir dolayısıyla Satürn durgunluğu temsil eder. Bu nedenle bu ayda durağan olmamız kötülüğe yer açar denir.

Pozitif yönüyle Satürn yine aynı kökten gelen Şabat ile bağlantılıdır. Şabat’ta dünyevi işlerimizi bir kenara koyar ve metafizik aleme yönelerek tefekkür ederiz.

Tevet ayında ayrıca nazar, kötü göz gibi kötü enerjilerin üstesinden gelmemiz gerekir ve arınma çalışmaları ya- parız. Eğer bu ayda alanımızı arındırmazsak üzerimizdeki kötü enerjiler yıl boyu bize baskın gelirler. Bu ayın harfi Ayin İbranice’de göz anlamına gelmektedir.

Tevet bir öfke ayıdır. Bu ayda öfkemizi tetikleyen konular tezahür edebilir. Tekamülümüz tam da öfke kontrolü üzerinedir. Bu ay büyüme ve olgunluk ayıdır. Öfke ile ilgili yıl boyu sürdüreceğimiz spiritüel disiplinimizin temelleri bu ayda atılır. Bu ayda egzersizimizi yapmazsak yıl içinde öfke patlaması yaşayarak bir şeyleri elimizden kaçırma veya kaybetme ihtimalimiz artmış olur.

Tevet Oğlak burcu ile ilişkilidir. Bu ay Oğlak gibi sıçrama ayıdır. Ne yöne sıçrayacağımızı olgunluk seviyemiz ve “geçen yıl beni öfkelendiren şeyler bu sene de beni öfkelendirmeye devam ediyor mu?” sorusuna verdiğimiz cevap belirler. İbranicede kızgınlık anlamına gelen rogez kelimesinin gematriası gevura sefirasının gematriasına eşittir, buradan öfkeyi kutsallıkla düzeltmemiz, ortadan kaldırmamız gerektiğini anlamaktayız.

Tevet’in bir sembolü de sembolü keçidir. Keçi sembolünü Yosef (Hz.Yusuf) hikayesinde görmekteyiz. Kardeşleri babası Yaakov’u oğlu Yosef’in öldüğüne inandırmak için ona Yosef’in keçi kanına bulanmış gömleğini koklatırlar. Tevet ayı bu hikayeden ötürü bize birşeylere inanıp hüküm vermekte acele etmemizi ve sabretmemiz gerektiğini öğütler.

Tevet ayı astrolojik olarak Murphy kanunlarının çalıştığı bir aydır. Bu ayda bir şeyin kötü gitme ihtimali varsa yüksek ihtimalle kötü gidecektir. Bu ayda barışçıl olmayan uluslar mutlaka büyük siyasi hatalar yaparlar. Bu ayda işler biraz kontrol dışıdır bu nedenle bu ayda astrolojiyi olacakları tahmin ve kontrol etmek için kullanmak hoş görülmeyen bir davranış sayılır zira astroloji kesin ve sabit bir geleceği değil potansiyelleri gösterir.

Tevet her ne kadar negatif bir ay olsa da bu illa ki başımız derde girecek anlamına gelmez. Kötü şeylere kapı açmak onların hayatımızdaki tezahürünü kolaylaştırır. Tora ve kabala rehberliği dışındaki davranışlarımız bu negatif zamanlarda yaşamımızda kötü sonuçlara yol açacaktır. Eğer bu ayda kötülükle karşılaşırsak bu yaradan öyle istediği için değil kötülüğün gelişinden kaçınacak kadar dikkatli olmadığımız içindir.

Oğlak toprak burcudur ve Oğlaklar davranışlarında yavaş ve ağırdırlar. Genellikle konuşkan değillerdir. Meşgul bir sosyal yaşama sahip olmaktansa kendi kendilerinin arkadaşı olmayı tercih ederler. Fiziksel aleme düşkünlerdir, alma arzusunu temsil ederler.

Erken yaşlarda sorumluluk almaları gerektiğini düşünürler, yetişkinliğe erken geçip gençlik hayallerini terk edebilirler. Ciddilerdir, kendilerini açmazlar. Oğlaklar her şeyin tırnaklarla kazanılması gerektiğini düşünürler, bakış açıları maddeci ve katı yürekli olabilir.

Sefer Yetzira’ya göre Satürn’ün içsel spiritüel enerjisi kuru ve soğuktur. Bu nedenle Oğlaklar sevgi alıp verme alanında zorluk yaşayabilirler. Oğlaklar Zodyak’ın en materyalistik burcudur. Zaman ve para onlar için önemli iki kavramdır. Çok çalışırlar ve bu çalışmaları sonucunda elde ettiklerine tutunurlar. Sahibi olduğu şeyleri ve alanını korumayı severler. Hak etmediği şeyleri istediğini düşün- dükleri insanlara sempati beslemezler.

Oğlak MC noktasıdır. Bulundukları noktanın avantajı yaşamın hem maddi hem de manevi amaçlarını iyi yakalayabilmektir. Ancak elbette pek az Oğlak bu avantajın farkındadır. Oğlaklar maddeyi severler fakat her zaman mana boyutu da var olmak koşulu ile.

Oğlaklar sahip olduklarınının sadece kendi çabaları sonucunda ortaya çıktığını düşünme eğilimindedirler, onlar sahip olduklarının aynı zamanda yaradanın ihsanı olduğunu unutmamalıdırlar. Maddeyle bağları kesildiğinde öfkelenip memnuniyetsizleştiklerini görmelidirler. Oğlaklar aynı zamanda paylaşmayı öğrenmelidirler, paylaşmak onların maddenin yanındaki manayı da görmelerine yardımcı olur.

Kabalaya göre Oğlak’ın geçmiş yaşam karması Yengeç ile ifade edilir. Oğlak geçmiş yaşamlarında daima güvenlik aramış ve problemlerini başkasının aklı ile çözmeye çalışarak sorumluluktan kaçmıştır. Bunun sonucu olarak o bir konformişttir. Kendi iç dünyasında ve maddeye bağlı yaşar. Yaşamın ona sunduğu diğer imkanlarla ilgilenmez. Kusurlarını aileden aldığını düşünebilir bu nedenle ailesiyle çok sıkı bağlar geliştirerek kusurları konusundaki sorumluluğu onlara atabilir.

Oğlak’ın tikkunu olgunlaşmak üzerinedir. Oğlak ailesi ile göbek bağını kesmeli ve sorumluluk almayı öğrenerek kendi ayakları üzerinde durmalıdır. Önceki yaşamlarında hiç alamadığı riskleri şimdiki yaşamında almalıdır. O, yalnızca evrenin merkezi olduğunu düşünmeyi bırakıp aynı zamanda büyük evrensel bir bütünün bir parçası olduğunu da kavramalıdır. Böylece yaşam amacını tamamlamış olacaktır.

Av, Tammuz ve Tevet kozmik potansiyel negatif aylar kabul edilirler. Negatifi açığa çıkarma sırasına göre dı- zersek, en güçlü ay Av’dir çünkü yöneticisi Güneş’tır. İkinci sırada Tammuz yer alır çünkü yöneticisi Ay’dir. Tevet en düşükte çalışır çünkü yöneticisi Satürn’dur. Potansiyel negatifi açığa çıkarma yönetici gezegenlerin Güneş’e yakınlığı ile ölçülür.

Her ne kadar Yeruşalayim’in Tevet’in 10. günü Nebukadnezar tarafından kuşatılması nedeniyle negatif bir ay olsa da Tevet kelimesi İbranice iyi anlamına gelen tov kelimesinden türemiştir. Bu nedenle iyiden ve doğrudan ayrılmayan için bu ay içinde kötülük yoktur.Tevet İbrani takvimdeki onuncu aydır ve Satürn tarafından yönetilir. Satürn Bet harfi tarafından oluşturulmuştur ve Oğlak da Ayin harfi tarafından oluşturulmuştur.

Tevet kabaladaki negatif aylardan biridir ancak bu negatifliği kelimenin literal anlamı ile karşılamamak lazımdır. Bizlerin negatif aylarda yalnızca daha çok çaba göstermesi gerekir ve elbette çabamız oranında da yaradana bağlanırız.

Satürn İbranice’de Sabtay olarak okunur ve Şin – Bet – Hey kökünden gelir. Bu kökten çalışmayı durdurma, grev gibi inaktivite belirten kelimeler türemiştir dolayısıyla Satürn durgunluğu temsil eder. Bu nedenle bu ayda durağan olmamız kötülüğe yer açar denir.

Pozitif yönüyle Satürn yine aynı kökten gelen Şabat ile bağlantılıdır. Şabat’ta dünyevi işlerimizi bir kenara koyar ve metafizik aleme yönelerek tefekkür ederiz.

Tevet ayında ayrıca nazar, kötü göz gibi kötü enerjilerin üstesinden gelmemiz gerekir ve arınma çalışmaları ya- parız. Eğer bu ayda alanımızı arındırmazsak üzerimizdeki kötü enerjiler yıl boyu bize baskın gelirler. Bu ayın harfi Ayin İbranice’de göz anlamına gelmektedir.

Tevet bir öfke ayıdır. Bu ayda öfkemizi tetikleyen konular tezahür edebilir. Tekamülümüz tam da öfke kontrolü üzerinedir. Bu ay büyüme ve olgunluk ayıdır. Öfke ile ilgili yıl boyu sürdüreceğimiz spiritüel disiplinimizin temelleri bu ayda atılır. Bu ayda egzersizimizi yapmazsak yıl içinde öfke patlaması yaşayarak bir şeyleri elimizden kaçırma veya kaybetme ihtimalimiz artmış olur.

Tevet Oğlak burcu ile ilişkilidir. Bu ay Oğlak gibi sıçrama ayıdır. Ne yöne sıçrayacağımızı olgunluk seviyemiz ve “geçen yıl beni öfkelendiren şeyler bu sene de beni öfkelendirmeye devam ediyor mu?” sorusuna verdiğimiz cevap belirler. İbranicede kızgınlık anlamına gelen rogez kelimesinin gematriası gevura sefirasının gematriasına eşittir, buradan öfkeyi kutsallıkla düzeltmemiz, ortadan kaldırmamız gerektiğini anlamaktayız.

Tevet’in bir sembolü de sembolü keçidir. Keçi sembolünü Yosef (Hz.Yusuf) hikayesinde görmekteyiz. Kardeşleri babası Yaakov’u oğlu Yosef’in öldüğüne inandırmak için ona Yosef’in keçi kanına bulanmış gömleğini koklatırlar. Tevet ayı bu hikayeden ötürü bize birşeylere inanıp hüküm vermekte acele etmemizi ve sabretmemiz gerektiğini öğütler.

Tevet ayı astrolojik olarak Murphy kanunlarının çalıştığı bir aydır. Bu ayda bir şeyin kötü gitme ihtimali varsa yüksek ihtimalle kötü gidecektir. Bu ayda barışçıl olmayan uluslar mutlaka büyük siyasi hatalar yaparlar. Bu ayda işler biraz kontrol dışıdır bu nedenle bu ayda astrolojiyi olacakları tahmin ve kontrol etmek için kullanmak hoş görülmeyen bir davranış sayılır zira astroloji kesin ve sabit bir geleceği değil potansiyelleri gösterir.

Tevet her ne kadar negatif bir ay olsa da bu illa ki başımız derde girecek anlamına gelmez. Kötü şeylere kapı açmak onların hayatımızdaki tezahürünü kolaylaştırır. Tora ve kabala rehberliği dışındaki davranışlarımız bu negatif zamanlarda yaşamımızda kötü sonuçlara yol açacaktır. Eğer bu ayda kötülükle karşılaşırsak bu yaradan öyle istediği için değil kötülüğün gelişinden kaçınacak kadar dikkatli olmadığımız içindir.

Oğlak toprak burcudur ve Oğlaklar davranışlarında yavaş ve ağırdırlar. Genellikle konuşkan değillerdir. Meşgul bir sosyal yaşama sahip olmaktansa kendi kendilerinin arkadaşı olmayı tercih ederler. Fiziksel aleme düşkünlerdir, alma arzusunu temsil ederler.

Erken yaşlarda sorumluluk almaları gerektiğini düşünürler, yetişkinliğe erken geçip gençlik hayallerini terk edebilirler. Ciddilerdir, kendilerini açmazlar. Oğlaklar her şeyin tırnaklarla kazanılması gerektiğini düşünürler, bakış açıları maddeci ve katı yürekli olabilir.

Sefer Yetzira’ya göre Satürn’ün içsel spiritüel enerjisi kuru ve soğuktur. Bu nedenle Oğlaklar sevgi alıp verme alanında zorluk yaşayabilirler. Oğlaklar Zodyak’ın en materyalistik burcudur. Zaman ve para onlar için önemli iki kavramdır. Çok çalışırlar ve bu çalışmaları sonucunda elde ettiklerine tutunurlar. Sahibi olduğu şeyleri ve alanını korumayı severler. Hak etmediği şeyleri istediğini düşün- dükleri insanlara sempati beslemezler.

Oğlak MC noktasıdır. Bulundukları noktanın avantajı yaşamın hem maddi hem de manevi amaçlarını iyi yakalayabilmektir. Ancak elbette pek az Oğlak bu avantajın farkındadır. Oğlaklar maddeyi severler fakat her zaman mana boyutu da var olmak koşulu ile.

Oğlaklar sahip olduklarınının sadece kendi çabaları sonucunda ortaya çıktığını düşünme eğilimindedirler, onlar sahip olduklarının aynı zamanda yaradanın ihsanı olduğunu unutmamalıdırlar. Maddeyle bağları kesildiğinde öfkelenip memnuniyetsizleştiklerini görmelidirler. Oğlaklar aynı zamanda paylaşmayı öğrenmelidirler, paylaşmak onların maddenin yanındaki manayı da görmelerine yardımcı olur.

Kabalaya göre Oğlak’ın geçmiş yaşam karması Yengeç ile ifade edilir. Oğlak geçmiş yaşamlarında daima güvenlik aramış ve problemlerini başkasının aklı ile çözmeye çalışarak sorumluluktan kaçmıştır. Bunun sonucu olarak o bir konformişttir. Kendi iç dünyasında ve maddeye bağlı yaşar. Yaşamın ona sunduğu diğer imkanlarla ilgilenmez. Kusurlarını aileden aldığını düşünebilir bu nedenle ailesiyle çok sıkı bağlar geliştirerek kusurları konusundaki sorumluluğu onlara atabilir.

Oğlak’ın tikkunu olgunlaşmak üzerinedir. Oğlak ailesi ile göbek bağını kesmeli ve sorumluluk almayı öğrenerek kendi ayakları üzerinde durmalıdır. Önceki yaşamlarında hiç alamadığı riskleri şimdiki yaşamında almalıdır. O, yalnızca evrenin merkezi olduğunu düşünmeyi bırakıp aynı zamanda büyük evrensel bir bütünün bir parçası olduğunu da kavramalıdır. Böylece yaşam amacını tamamlamış olacaktır.

Av, Tammuz ve Tevet kozmik potansiyel negatif aylar kabul edilirler. Negatifi açığa çıkarma sırasına göre dı- zersek, en güçlü ay Av’dir çünkü yöneticisi Güneş’tır. İkinci sırada Tammuz yer alır çünkü yöneticisi Ay’dir. Tevet en düşükte çalışır çünkü yöneticisi Satürn’dur. Potansiyel negatifi açığa çıkarma yönetici gezegenlerin Güneş’e yakınlığı ile ölçülür.

Her ne kadar Yeruşalayim’in Tevet’in 10. günü Nebukadnezar tarafından kuşatılması nedeniyle negatif bir ay olsa da Tevet kelimesi İbranice iyi anlamına gelen tov kelimesinden türemiştir. Bu nedenle iyiden ve doğrudan ayrılmayan için bu ay içinde kötülük yoktur.

Hanuka Bayramı

Kislev ayı karanlık zamanları anlatır. Bu ayda günler kısalarak geceler en uzun noktasına ulaşır. Hanuka bayramı ise bir ışıklar bayramıdır ve tam da bu karanlık günlerde Kislev ayının 25. gününden itibaren 8 gün boyunca kutlanır. Hanuka etimolojik olarak kökünden gelir ve adamak ve ortaya çıkarmak anlamlarına gelir.

Hanuka חנוכה sözcüğünü hanu-ka olarak da ayırmak mümkündür. Hanu İbranice durmak, park etmek, kamp kurmak fiilinin eril çoğul emir kipidir. harflerinin gematriası da 25 eder. Yani kelimeyi “25. günde durdu- lar olarak okumak da mümkündür.

HANUKA’NIN ORİJİNİ

Hanuka orijini en açıkça bilinen bayramlardan olmasına rağmen yine de onun da bazı gizemleri vardır.

Hanuka, rahip kabilesinden bir aile olan Makabiler ile Helenistik yöneticiler ve Helenleşmiş yahudiler arasında geçen M.Ö 169-166 tarihli savaşlara dayanır. Bu savaşlar hem anti sömürgeci bir savaş hem de bir iç savaş olmaları ile bilinir.

Bu tarihlerde Grek kralı 4. Antiohos bölgesel dinlerin kökünü kazımaya karar vermişti. Yahudilik de bu bölgesel dinlerden biriydi. Yeruşalayim’deki kutsal tapınakta pagan adetleri ve ritüelleri uygulanıyor, Helenistik kültürün gücüne kapılan birçok yahudi de bu adetleri uyguluyor, kralın emirlerine uyuyordu. Bunun yanısıra, örneğin sünnet, koşer yiyecekler ve Şabat tutmak ölümcül cezalardandı.

Elbette kralın emirlerini katı bularak onları uygulamayan Yahudiler de vardı ve Modin’de yaşayan Haşmonay sülalesinden ve 5 oğul sahibi rahip Matathias önderliğinde toplanmışlardı. Bu aileye Makabiler denirdi. Üç yıllık çetin bir savaştan sonra Makabi güçleri savaşı kazandılar. M.Ö. 166’da Yeruşalayim’i geri aldılar ve şehri tapınağa, yakılıp yıkılmış tapınağı da şehre tekrar kazandırdılar. Tapınak Kislev ayının 25’inde arındırılmıştı tam da yabancıların onu kirletmeye başladığı günün yıldönümünde. Tapınak yeniden kutsallığa adandıktan sonra kutlama 8 gün sürmüştü. Peki neden 8 gün?

Grekler tapınağa girdiklerinde kutsala saygısızlık ederek her yeri yakıp yıkmışlardı ve bunun bir sonucu olarak da buradaki menorayı yakmak için gereken bütün yağları manevi olarak kirletmişlerdi. Makabiler onları yenip tapınağa girdiklerinde aradılar ve ağzı baş kohen tarafından kapatılmış yani mührü kirilmamis tek bir küçük şişe zeytin yağı bulabildiler. Bu şişe mumları yakmak için sadece bir gün yetecekti buna rağmen bir mucize olmuş ve mumlar yeni bir yağ yapmaya yetecek 8 gün süresince yanmaya devam etmiştir. Zaten Makabiler savaşırken kutlayamadıkları için Sukot’a benzer bir kutlama yapmak niyetinde idiler. Sukot 7 gün sürer, onun sonu olan Şemini Atzeret ise 1 gün. Hanuka bu yüzden 8 gündür. Tek bir şişenin 8 gün yanabilmesinin spiritüel anlamı yaradanın yardımıyla en ufak adımların bile biz insanlar için son- suzluğa ve sonsuz spiritüel zenginlige uzanabilmesidir. Ayrıca evren 7 günde yaratılmıştır bu nedenle & sonsuzlu- gu temsil eder.

GÜNÜMÜZDE HANUKA

– Hanukiya nedir?

Tapınağın yeniden adandığı günden beri Yahudiler her yıl bu mucizeyi anmak için 9 kollu özel bir şamdan kullanırlar. Bu şamdana hanukiya denir. Şamdanın 8 kolu birbiri ile aynı boydadır yalnız bir de en ortada bulunan bir kol vardır. Bu kol diğerlerinden uzundur ve hanukiya mum- larını yakmak için kullanılır. Bu kola şamaş denir.


Dikkat edilmesi gereken iki konu vardır. Hanukiya aydınlatma görevi ile kullanılamaz, bu nedenle hanukiya yakılırken odada başka bir ışık kaynağının da bulunması önemlidir. Diğer bir husus da şudur; hanukiya yandığı süre boyunca odada yalnız bırakılmaz.

– Hanukiya nasıl yakılır?

Yüzümüzü hanukiyaya döndüğümüzde sağ basta kalan koldan başlayarak mumları yerleştiririz. İlk gece en sağımızdaki kola bir mum yerleştiririz, onu şamaş ile yakar ve kutsama dualarını okuruz. İkinci gece ve diğer gecelerde ilk mumun soluna bir mum daha ekleyerek mum sayısını birer birer arttırırız.

Sevivon, dreidel nedir?

Dört yüzlü topaç. Dört yüzünde şu harfler bulunur; nun, gimel, hey ve şin. Bu harfler “Nes gadol haya şam. yani “Orada büyük bir mucize vardı.” cümlesini oluşturan kelimelerin baş harfleridir. Yidiş dilinde ise, nun nits (hiçbir şey). gimel ganz (her şey), hey halb (yarı), şin ştel-arein (biraz koy) kelimelerinin baş harflerine tekabül eder.


– Dreidel nasıl oynanır?

Oyun genellikle şeker, çikolata veya kuruyemişle oynanır. Herkes bir kaba, ellerindeki eşit sayıdaki fındığı koyar. Topaç sırayla çevrilir. Nun gelirse hiçbir şey olmaz, hey gelirse oyuncu kaptaki fındıkların yarısını alır, şin gelirse elindeki fındıklardan bir kısmını kaba koymak zorundadır, gimel gelirse oyuncu kaptaki fındıkların tamamını alır ve diğer oyuncular yine başlangıç miktarı kadar fındığı kaba koyarlar. Bu durum herkes elindeki fındıkları tüketerek iflas edip geriye tek bir kazanan kalıncaya kadar devam eder.

– Latkes nasıl yapılır?

Latkes Hanuka bayramının geleneksel yiyeceklerindendir. İstediğiniz miktarda patatesi rendeleyin ve fazla suyunu sıkarak nemini alın. Rendelenmiş patatesi un, tuz, yumurta ve rendelenmiş soğanla karıştırın.
Karışımı avcunuzda top haline getirerek kızgın yağa atın ve bastırarak kızartin. Topların iki tarafı da altın rengini alıncaya kadar kızartmaya devam edin. Toplar iyice kızardıktan sonra kağıt havlu üzerine koyup fazla yağını alın. Latkes sabah kahvaltısında krem peynir yanında. öğlen ekşi acı sos ile, akşam ise somon füme ile yenebilir.


Bu yazımda sizlere Hanuka ruhunu tanıtmaya çalıştım. Aslında Yahudiler ile Grekler arasındaki mücadele her şeyden çok maneviydi, bu iki ayrı dünya arasındaki bir çatışmaydı; Tora düşüncesine karşı Grek düşüncesi… Ama bu aynı zamanda her birimizin içinde var olan içsel bir çatışmayı da simgeliyor.

Kabalistler Hanuka’yı üç ata ile de ilişkilendirmişlerdir. Ayın elemental harfi Şin, 3 tane Vav harfinden oluşur ve kendisini oluşturan 3 Vav harfinden dolayı 3 ata ile yani Avram, Yitshak ve Yaakov ile ilişkilendirilir. Her ata için bir Şin harfi alıp yanyana koyarsak bir hanukiya yani 9 kollu şamdanı elde ederiz. Hanuka mucizesi bu üç atanın her insanın ruhunda saklı olan ışığı yeniden canlandırma kabiliyetini temsil eder.

Hanuka karanlıktan ışığın, umutsuzluktan umudun doğduğu bir dönemdir. Diliyorum ki atalardan gelen gücünüz ve umutlarınız hiç tükenmesin.

Güneş Dil Teorisi

Yay burcunun yabancı kültürlerle ilişkisi hepimizce malumdur, onun işaretlerinden biri de dillerdir. Bu nedenle bu ayın konularından birini spiritüel camia tarafından da devamlı öne sürülerek safsatası eksik bırakılmayan Güneş dil teorisi olarak seçtim.

Güneş dil teorisi zaman zaman neden ve ne amaçla ortaya atılır anlamak ister misiniz? Öyleyse gelin yakından bakalım, neymiş bu Güneş dil teorisi…

Tora’daki Babil kulesi hikayesi bize dillerin ortaya nasıl çıktığını anlatır. Hikayeyi kısaca hatırlayalım…

Başlangıçta tüm yer yüzü tek bir dilde ve tek bir amaca sahipti der Tora. İnsanlar kendilerine bir şehir ve başı gökyüzüne erişen bir kule inşa ediyorlardı fakat tanrı şehir ve kuleyi görmek için yeryüzüne indiğinde onları oldukça kibirli buldu ve yapılan bu işi pek de beğenmedi. “Hepsi aynı dile sahip, tek bir millet bunlar ve ilk yaptıkları şey bu mu?” dedi ve ceza olarak onların dillerini karıştırdı. Artık kimse kimseyi anlamaz olmuştu. Şehrin ve kulenin yapımı durmuştu. Sonra insanların hepsi yeryüzüne işte buradan dağıldılar ve böylece diller ortaya çıktı der Toramız.

Bu hikaye dillerin nasıl ortaya çıktığını açıklasa da bize ilk dilin nasıl ortaya çıktığını vermez. Bu noktada dillerin ortaya çıkışı daima çeşitli teorilere beşiklik etmiştir. Bunlardan biri de Güneş dil teorisidir.

Dil bir kültür yansımasıdır. Bir millet milli bilinçle hareket etmek isterse, ortak bir dili benimsemek durumunda kalır. 1930’lar atmosferinde Mustafa Kemal Atatürk de kültürel atılımlarla milli bilinci arttırma çabasındaydı. Bu nedenledir ki Güneş dil teorisine temel ayak olan Dr. Hermann F. Kvergic’in dünyadaki dillerde bulunan bir çok kelimenin köken olarak Türkçe’den türediği ve Türkçe nin temel dil olduğu varsayımında bulunan çalışmasını beğenmiş ve dikkate almıştı. Bu teoriyi aslında bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklemişti ve teorinin bazı çevrelerce destek bulması da yine aynı sebeple olmuştu.

Güneş Dil Teorisi Türkçe’nin dünya dillerinin kaynağı olduğunu öne süren 1930’lu yılların ikinci yarısında ortaya atılmış bir teoridir. Güneş dil Teorisi’ne göre, Güneş ilk insanlar için her şeyden üstün bir objedir ve dilin ortaya çıkışındaki ilk etkendir; insanlar ilkin Güneş’i tetkik ederek onun hareketlerinden ve büyüklük, kuvvet, ışık, sıcaklık, büyüme, parlaklık gibi vasıflarından yola çıkarak kavramlar oluşturmuşlardır. Yani teori merkezine Güneş kültünü oturtmaktadır.

Yine teoriye göre, öncelikle Türkçedeki kelime köklerinin anlamları belirlenmeli ve dilin nasıl oluşturulduğu anlaşılmalıydı. Türkçe kökler ilk insanların Güneş’i görünce çıkardığı seslerden oluşmaktaydı ve Türkçe aslında ilk insanlar kadar eskiydi. Bu sayede Türkçe köklerin başka dillerde bulunduğu varsayımının ileri sürülmesi kolaylaşmış oluyordu. Ayrıca dilde sadeleşme hareketince yabancı kelimelerin dışlanmasındansa Türkçe kökenli olduğu düşünüldüklerinden kullanılmalarında bir sakınca da görülmüyordu, bu kelimeler dil zenginliği olarak görüldüğünden sadeleşme hareketinin getirdiği yük azaltılmış oluyordu.

Devletler var olmak için temellerini güçlendirmek isterler. 1930’ların Türkiye’si için bunu sağlayacak ayaklardan biri milliyetçilikti ki milliyetçilik yeni kurulan ulus devletler için bir zaruriyettir. Cumhuriyet yeni kurulmuştu ve bu noktada Türk Dil ve Tarih tezlerinin bir parçası olan Güneş dil teorisi onu güçlendireceği öne sürülen bir teori olarak ortaya çıkıyordu. Yani cumhuriyeti güçlendirmek için milliyetçiliğe, milliyetçiliği güçlendirmek için Türk Dil ve Tarih tezlerine, bu ikisini güçlendirmek için de Güneş dil teorisine ihtiyaç duyulduğu fikri ortaya çıkmıştı.

Güneş dil teorisine ait ilk yazılar III. Dil kurultayı etrafında toplanmaktadır. Diğer merkezler ise Dil bayramı ve Bilimsel tetkiktir. Örneğin dönemin gazetelerinde Güneş dil teorisinden “akademik bir tez” ve onur “verecek yeni bir buluş” olarak bahsediliyordu, teorinin linguistik alanda bir devrim niteliğinde olduğundan dem vuruluyor, “ATA” gibi kelimelerin çözümlemesi yapılarak milliyetçilik söylemlerde bulunuluyordu. Bu sayede teorinin bilimselliğinin altı çizilmek isteniyordu. İkinci grup yazılar 1936 yılı Dil Bayramı etrafındadır. Bu yazılarda kurultay ve teorinin başarısından bahsediliyor Güneş dil teorisinin tanıtımı yapılarak devletin resmi ideolojisi güçlendirilmiş oluyordu.

Güneş dil teorisi Atatürk’ün ölümünden önce sönümlenmeye başlamış ve onun ölümü ile de terk edilmiştir. Dil bir ulusun birleştirici unsurudur elbette ki resmi ideolojiyi güçlendirmek için o dönemin şartları Güneş dil teorisine bel bağlanmasını gerektiriyordu ancak günümüzde Güneş dil teorisi elle tutulmayan, geçerliliğini yitirmiş bir teoridir ve buna rağmen spiritüel alanda bir takım kişisel çıkarları olan kişiler tarafından halen göz boyama amacı ile zaman zaman gündeme getirilmektedir. Bilinmelidir ki Türkiye’nin modernleşme sürecinde laik ve çağdaş ulusal kimliğin inşası açısından bir döneme damgasını vuran bu teori ne linguistik açıdan bir değer veya özgünlük taşımaktadır ne de akademik veya entelektüel açıdan bir değeri vardır.

Evet, Ataturk’umuz bu teoriye inanmış ve değerli bulmuştur fakat ömrü vefa etseydi belki de yapılan tetkiklerin sonucu olarak dönemin şartlarına rağmen bu fikri terk ettiğini görmemiz işten bile değildi.

Her tarihi durum dönemine göre değerlendirilmelidir. O dönemin şartları altında laik ve çağdaş Türkiye için bu teoriyi bir basamak olarak görmek oldukça anlaşılabilirdir. Artık bu teoriyi öne sürerek hiçbir zaman var olmamış ülkeler ve kıtalar ile bir takım uydurma dilsel söylemler üzerinden kişisel çıkar elde etmeye çalışan kişilerin niyetlerini anlayacağınızı umuyorum. Diğer spiritüel alanlar gibi astroloji de artık bu türden iddialardan tamamen temizlenmeli ve hakkı ile icra edilmelidir.

Bu vesile ile yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün inkılaplarının her alanda takipçisi olduğumu beyan etmek ve onu bir kez daha özlemle anmak isterim.

Kabalistik Astrolojide Kislev Ayı


“NE ZAMAN BULUTLARDA YAY GÖRÜNSE,
ONA BAKIP YERYÜZÜNDE YAŞAYAN
BÜTÜN CANLILARLA YAPTIĞIM
SONSUZA DEK GEÇERLİ ANTLAŞMAYI ANIMSAYACAĞIM.”

Kislev İbrani takvimdeki 9. aydır. Kasım ve Aralık aylarına denk düşer. Kislev ayı 25. gününde kutlanan Hanuka Bayramı ile bilinir ve karanlık kış günlerinde bize ışık ve umut verir. Genel olarak Kislev zorluklar arasında umut ışığı üzerine düşünmeyi teşvik eden bir aydır ve bu ayda karanlık ve ışık temaları ön plana çıkar. Kislev, Yay ve Jüpiter tarafından yönetilir. Bu nedenle ilgili harfler Yay’ı yöneten Sameh ve Jüpiter’i yöneten Gimel harfleridir. Yani bu ay iyi şans, bereket ve paylaşmakla da ilgilidir.


Bu ayın harflerinden Sameh, Sefer Yetzira’da uyku ile i- lişkilendirilir ve kabalaya göre Kislev ayı da içsel huzur, bilinçaltı ve rüyaların ayıdır. Bu ayda yaradan bizimle rüyalar aracılığı ile iletişim kurar, rüyamızdaki sembollerin ne anlama geldiğini gündelik yaşamımızdaki sembollere bakarak daha iyi anlarız. Bu ayda rüyalara ayrıca dikkat edilmelidir ve gerekirse üzerine çalışılmalıdır.


Yay Aramice’de keşet demektir ve gökkuşağı anlamına gelir. Tora’da gökkuşağı büyük sel felaketinin bittiğini Noa’ya haber veren bir işarettir ve umut ve yeni başlangıçları simgeler.


Yay ateş burcudur ve en yükseğe çıkmak için verilen mücadeleyi simgeler. Bu ayda, geçmiş yılda ne konuda en yükseğe çıkmak için mücadele verdiğimizi gözden geçiririz. Bu ay umut ayı olduğundan yaradan, ne ile mücadele ettiğimizin farkındalığını yaşamışsak bir daha onunla mücadele etmeyeceğimizi söyler. (Yaradılış 9:13-17)


Bu ayın elementi ateştir ve ayın teması mücadele vermek, yukarıya çıkmaktır. Bilindiği gibi yay burcunun sembolü de yukarıyı hedef alan bir oktur.


Yay burcu sonbaharın bitişi ve kışın başlangıcını işaretlediğinden değişken bir burçtur ve bu ayda yukarı yönlü bir değişimi daha kolay geçirebilir, kendimize çevremizdeki Yay burçlarından dünyevi ve spiritüel yükselişimiz için ipucu sağlayabiliriz. Elbette ki onların özellikle felsefe ve din öğrenmeye olan eğilimleri bizlere rehberlik edecektir. Bu ayda Yay burcunun temel enerjisini en iyi tanımlayan enerji mucizeler enerjisidir. Kabalistler bizlere mucizele- rin herhangi bir ilahi iradeye bağlı olmadığını, onların kişilerin kendisi tarafından yaratıldığını ve mucize yaratmaya yarayan sihirli anahtarın normal ve sıradan olanı bırakıp olağanüstünün dünyasına girmek olduğunu öğre- tirler. İşte bu mucizeler dünyasına açılan kapıya Yay burcu demek hiç yanlış olmaz. Bu ayda imkansızı gerçekleştirme ihtimalimiz çok daha fazladır.
Yay burcunu simgeleyen insan başlı at, centaur figürü tüm zevkleri deneyimleme, tüm yolları gezme, tüm özgürlükleri hissetme ve yaşama arzusunu yoğun bir şekilde hisseden insanoğlunun yarı hayvan doğasını anlatır. Keşfedilecek çok şey olduğu için bu yönüyle Yay sorumluluk kabul etmeye pek istekli değilizdir.
O sabırlı bir öğretmendir, anlayışlıdır, varlığıyla başkalarını daha iyi insanlar olmaya motive eden bir varlıktır. Bir noktada centaur ortadan kaybolur ve o tüm ihtişamıyla atının üzerinde duran bir kahraman gibi ortaya çıkar ancak ne var ki bu statüye ulaşmış olsa bile hedefine ulaşmayan oklarını toplamak için çok kez atından inmek zorunda kalacaktır.


Zaten en büyük ideallerinden biri olan bilgeliğini arttırma yoluna da bu sayede devam eder. Onlar için her zaman her zaman daha yeni, her zaman daha uzak bir hedef vardır.


Yaylar, çok erken yaşlarda kendilerine yeni mücadele alanları ararlar. Eğer bu davranışları iyi bir muhakeme yeteneği ile taçlandırılmazsa sorumsuzlaşabilirler. Örneğin önemli bir sınav için çalışmayı son güne bırakabilirler. Elbette ki başarısı baskı altında çalışmaktan gelen Yaylar da olacaktır fakat baskı altında verimli çalışabilme yetenekleri onları her zaman kurtarmayabilir. Bu durumda en başta her yeni fırsata ve imkana koşarak atlama dürtülerini kontrol etmelilerdir.


Amacın kendisinden çok amaca giden yoldan haz alırlar. Kendilerini kendi kendilerine kanıtlamaya öyle kaptırırlar ki etrafındakilerin gittikleri yol hakkındaki endişe ve korkularına duyarsız kalmakla suçlanabilirler. Yaylar ne pahasına olursa olsun tatmin ararlar ve özellikle bir iş ne kadar imkansızsa onu elde etmeye çalışmaktan o kadar çok haz duyarlar. Eğer başarısız olurlarsa kendilerini suçlu hissederek adeta yer bitirirler, başarısızlıklarına sebep olan olayları zihinlerinde defalarca yeniden yaşarlar.
Yaylar yeni öğrenme fırsatlarını severler ama onlar bizim geleneksel öğrenme biçimlerimiz dışındaki yöntemleri daha fazla tercih edeceklerdir. Rijitlik ve katılıktan hoşlanmazlar, zaten bu yüzden aynı yerde aynı koşullar altında uzun süre kalmaları zordur. Bu nedenle elbette ilişkileri de onların bu durumundan etkilenir. Yaylar eğer ilişkileri uzun ömürlü olsun istiyorlarsa partnerlerini de defalarca yeniden keşfetmenin yollarını aramalılardır. Böylece her seferinde partnerlerini yeniden öğrenip tanıyarak ilişkilerini güçlendireceklerdir.


Yaylar, hata yaptıklarında başkalarını suçlamazlar. Hatadaki paylarını güçlü bir şekilde göğüslerler. Öyle ki onlar başkalarının hatalarından da öğrenirler. Bu yüzden eleştiri kaldırabilir ve eleştirileri yapıcı bir biçimde değerlendirebilirler ve tıkkunları için kullanabilirler. Buna rağmen gururları onları hatalarını dışarıya karşı da itiraf ve kabul etmekten men eder. Hatalarını kendi içlerinde taşımayı tercih edeceklerdir.


Kabalaya göre tikkunu Yay olanların geçmiş enkarnasyonları İkizler’dir. Bu nedenle hayatlarında daima dualite olur ve her zaman iki farklı bakış açıları olur. Önceki yaşamlarından bu yaşamlarına kararasızlık sirayet etmiştir. Tek bir amaca yönelik hareket etmekte güçlük çekebilirler.


Erken yaştan itibaren konsantrasyon problemleri yaşa- yabilirler, bu durum onları derinliksiz biri gibi gösterecektir. Diğer yandan grupların içine kabul edilmek için sıklıkla bir bukalemun gibi görünümlerini değiştirebilir- ler. Bunun sonucu olarak ikiyüzlü ve samimiyetsiz olarak da adlandırılabilirler.


Tikkunu Yay olanlar onarımlarını gerçekleştirmek için kendilerine hedef belirleyip ona bağlı kalmayı öğrenmelidirler. Sorumluluk ve zorunlulukları kaçınılması ge- reken şeyler olarak değil fikir tayin etmede yararlı araçlar olarak görmelidir. Yaylar yeryüzündeki yaşam amaçlarını bu şekilde keşfedeceklerdir.
Her ay o aya özgü benzersiz ışığı çekmek için farklı bir tetragrammaton kombinasyonuna sahiptir. Tetragrammaton maneviyatın en yüksek seviyelerini ifade eder ve bizler bu dört kanal aracılığı ile ruhsal çalışmamız için gereken ışığı alırız. Bu ayın kombinasyonu Vav Yud He He’dir. Bu isim üzerine meditasyon yapmak bize Yay enerjisinden sonuna dek faydalanma imkanı verir. Böylece karşımıza bize yük değil fırsat olabilecek sorumluluklar çıkacaktır.

Merkaba Eğitimi

Tarih:OCAK
4
Saatler:20:30 – 22:30
Yıl:2025

Var olan en yüksek enerji kanalı ile tanışmak ister misiniz? Merkaba, bedenimizde pasif olarak bulunan rabıta enerjisini nasıl aktive edeceğimizi bizlere öğreten bir teknolojidir.


Merkaba’ya göre yükseliş föngüsü ve dördüncü DNA katmanı frekanslarını aktive eden bir sonraki harmonik evrene geçişin bir sonucu olarak daha fazla dünya sakini Merkaba durumuna giriyor. Bu, gezegensel bedenin ve fiziksel bedenin, parçacıkların döndüğü açıyı kaydırarak daha az yoğun ışık durumlarına dönüştüğü anlamına gelir.


Merkaba alanları, Cinsiyet Yasasına dayalı elektromanyetik alan çiftleridir; bunlar, birbirine ters yönde dönen ve tamamen iç içe geçmiş erkek elektrik spiralleri ve dişi manyetik spirallerdir. Merkaba alanlarının ters yönde dönen spiralleri, tüm zaman çizelgesinde ve tüm zaman matrisindeki paralel evrenlerde var olan parçacık ve anti-parçacık katmanları arasında doğal enerji dolaşım sistemi olarak işlev görür ve Tanrılığa kadar uzanır. Merkaba Alanları, Kundalini yaşam gücü dalgaları gibi elektromanyetik akım frekanslarının tüm enerjileri dolaştırdığı ve böylece boyutlandırılmış tezahürün içine ve dışına hareket ettiği gerçek bilinç seyahat araçlarıdır.


Her bir kişinin, bilincin genişlemesi ve bedenlerde yaşam gücünün dolaşımı için kritik öneme sahip olan ve enerjik olarak dengeli ve sağlıklı olmaları için biyolojilerine bağlı olan erkek ve dişi enerjileri çalıştıran bir merkaba alanı vardır. Ruhsal Yükseliş sırasında erkek ve dişi prensiplerin birleşmesi ve merkaba aracının kademeli aktivasyonunun sonucu olarak, biyoloji, merkaba alanının ters dönen spirallerini inşa etme durumuna girme yeteneğine sahiptir.


Siz de merkaba alanınızı kullanmaya başlamak isterseniz seminerimize davetlisiniz.

Kabalada Akedat Yitshak

Heşvan ayı Akrep burcu ile temsil edilir. Astrolojide Akrep burcunun evi olan sekizinci ev diger konularin yanısıra küllerinden doğma teması ile Phoenix yani Anka ile özdeşleştirilir. Heşvan aynı zamanda Nuh tufani olarak da bilinen büyük sel felaketinin olduğu aydır.


İbrani efsanelerine göre Phoenix ölümsüz olan tek hayvandır. Phoenix’in ölümsüz olmasına Noa (Hz.Nuh) aracı olmuştur. Noa’nın ona böyle büyük bir mükafat vermesinin sebebi gemideki diğer hayvanların beslenmek isterlerken Phoenix’in Noa’yı yormamak için yol boyunca bir şey yiyip içmek istemeden bir köşede yatmasıdır.

Phoenix, her 1000 yılda bir yeniden doğar ve bu yönüyle o. yıkımdan sonra dirilmenin yani hayatın ta kendisidir. Bu ay hepimizin iyi bildiği bir Phoenix olan Yitshak’tan (Hz. İshak) bahsetmek istiyorum.

Hepimiz Avram avinu (Hz.İbrahim) ve Yitshak arasında Morya Dağı’nda geçen babanın oğlu kurban etmek istemesi hikayesini iyi biliriz. Şüphesiz ki her ikisinin de hayatındaki en önemli olay budur ancak bu yalnızca Tora’nın Paşat yorumu ile elde edilen bir bilgidir. Halbuki Tora çalışması katman katmandır, ilk katmana Paşat denir, metnin ilk ve basit, kelimesi kelimesine anlamını ifade eder. Bir katman daha içe ilerlersek burada metnin ilk göze çarpan anlamından daha derin bir anlam bulduğumuz Remez katmanı bulunur. Remez, metnin alegorik anlamını inceler. Bir katman daha içeri gidersek. üçüncü katman açıklama ve yorum katmanı olan Drash’tır. Drash, karşılaştırmalı okumadır, kelimelerin başka nerelerde hangi anlamlarda kullanıldığını inceler.

Bir katman daha içeride Sod katmanı vardır. Sod en derin ve en zengin katmandır. Sod, sır demektir. Kabalada olduğu gibi metnin ezoterik ve mistik anlamını bulma tekniğidir. Bu katman metnin içindeki yaradılışa dair sırları içerir. Rabbiler metnin işte bu en derin sırlarını çözmek için uğraşırlar. Bu yorumlama tekniklerinin hepsine birden PaRDeS sistemi denir.


Akeda hikayesi de işte böyle çok katmanlı bir hikayedir. Hikayede anlatılan aslında salt bir kurban hikayesi değildir. Aslında eski metinler bu olay için hiçbir zaman kurban edilme ifadesini kullanmamışlar, bunun yerine akeda yani bağlanma kelimesini kullanmışlardır. Bu bakımdan burada Yitshak’ın temsil ettiği şey olan yargı ilkesi Avram’ın temsil ettiği merhamet ilkesi tarafından bağlanmıştır denir.


Yargı ilkesinin merhamet ilkesi tarafından bağlanması kendi hayatlarımızdaki yargılarımızın ve yargılayıcı davranışlarımızın farkına varmamızın ve onları merhametimizle yumuşatmaya çalışmamız gerekmesinin alegorik bir ifadesidir. Bağlanma bazı çevrelerde özellikle kurban edilmek istenme olarak geçer çünkü bir anlamda İsa’nın çarmıhta kendini kurban vermesine foreshadowing yapılmak istenir.


Peki bu climax noktasının devamında neler olur hiç düşündük mü? Her şey olup bittikten sonra, yüklendiği travma ile Yitshak nereye gitti? Babasını affedebildi mi? Tekrar onunla karşılaştı mı? Bu konuyu nasıl konuştular?


Bazı kaynaklar Yitshak’ın babasının yanından ona küs ayrıldığını ve bir daha görüşmediklerini ifade ederler. Halbuki Tora’da bunun aksini gösteren birçok pasuk vardır. Peki bu nasıl mümkün olabilmişti? Yitshak’ın travması hakkında Genesis Rabbah bize şu alegoriyi anlatır. Yitshak bağlı bir biçimde iken gökte ağlayan meleklerin gözyaşlarından birkaçı onun gözlerine düşer ve gözleri buğulanır. Yitshak hayatı boyunca gözlerinde bu buğuyu taşıyacak ve dünyayı bir daha asla gençliğinin masumiyetiyle göremeyecektir. Yaptığı her işe akedanın buğusu ile bakacak ve eylemlerini buna göre yapacaktır.

Akedadan sonra Yitshak’ı Rivka ile evliliğine dek Tora’da göremeyiz. Morya Dağı’na çıkışta Avram ve Yitshak’ın ismi birlikte iki defa vurgulanırken inişte ise yalnızca Avram’ın ismi Beerşeba’ya gitmesi üzerinden vurgulanır. Peki Yitshak’a ne olmuştur. Yitshak neden birden bire ortadan kaybolmuştur?

Yine Genesis Rabbah’a göre İbrani mitlerinde Yitshak akedanın gerçekleştiği o sonbahar ekinoksunda Noa’nın oğlu Şem ve torunu Ever’in bugünkü anlamda yeşivalarına öğrenim görmeye gider. Burada Rivka ile evlenmesine kadar kalır. İşte, onu travmasından kurtaran şey adığı eğitimler yani Tora’nin Sod’una ulaşmaktır. Bu sayede travmasını yönetebilmiştir.


Yitshak 40 yasında Rivka ile evlenir. Aslında akeda yaşandığında o, bir çocuk değil, 37 yasında genç bir adamdır. Buradan anlıyoruz ki Yitshak yeşivada 3 yıl geçirmiştir.


Yitshak, Rivka ile babası Avram tarafından evlendirilmiştir. Yitshak ve Rivka’nın 20 yıl çocuğu olmaz. Sonra Esau ve Yaakov isminde iki oğulları olur.


Yitshak’ın hayatındaki önemli yaşam ölüm döngülerinden biri de eşi Rivka’nın annesi Sara’nın olduğu gün doğmuş olmasıdır. Üstelik iki kadının arasında hal ve tavır bakımından oldukça benzerlikler vardı. Yine Rivka da onun travmasını atlatmasında yardımcı olmuştur. Bu anlamda da yine Yitshak’ın yaşam döngüsü ile olan kuvvetli bağını görmek mümkündür.


Sara vefat ettiğinde Yitshak onun çadırında kalmaya başlamıştır. Bu çadırın Avram’ın çadırına yakın olduğu düşünülür. Hem bu durum hem de babası tarafından evlendirilmesinden hareketle akeda sonrası baba oğul arasındaki ilişkinin iyi olduğu ve kaldığı yerden devam ettiği söylenebilir. Bu anlamda Yitshak’ın ciddi bir dönüşüm geçirdiği ve küllerinden doğduğu söylenebilir.


Bazı alegorik anlatılara göre Yitshak sunakta bıçak boğazına değer değmez ölmüştür ve daha sonra yeniden canlanmıştır. Bu anlatılarla Yitshak’ı Phoenix ile özdeşleştirmek hatalı olmayacaktır. Yitshak’ın 180 yasında iken vefat ettiği söylenir ve naaşı Makpelah (Atababalar) Mağarası’ndadır.


Yitshak gibi, bizlerin de en zor zamanlarımızdaki yol arkadaşımız yaratılışın sırlarını öğrenmektir. Bunun yolu da kabala öğrenmekten geçer.

Kabala ve Oz Büyücüsü

Heşvan, Elul ve Tişri’de kazandığımız değerleri günlük yaşamda da sürdürerek Elul ve Tişrinin hakkını verdiğimiz bir aydır. Heşvan bir sessizlik ayıdır ve bu ayda bizler toprağa ekilmiş bir tohum gibi sessizlikteyizdir ancak bu sessizliğin içinde güçlü bir büyüme potansiyeli, enerji ve güç vardır. Tohum metaforu aslında kişinin kendinden kendine yaptığı bir yolculuktur. Bu sebeple, bu ay yolculuk temalı filmlerden L. Frank Baum’un aynı adlı romanından uyarlanan 1939 tarihli film “Oz Büyücüsü”nü kabalistik açıdan deşifre etmek istedim. Öyleyse buyrun çocukluğumuzun o sarı taşlarla döşenmiş büyülü yoluna kırmızı pabuçlarımızla adım atalım…


Dorothy Kansas’ta akrabalarının yanında yaşayan, sıradan bir kızdır. Günlerden bir gün “maceraya çağrı” başlar: Miss Gulch isimli komşuları aileyi ziyaret edip yasal izni olduğunu söyleyerek Dorothy’nin köpeği Toto’yu evden uzaklaştıracağını söyler. Bunun üzerine Dorothy, Toto ile birlikte evden kaçar ancak yolda karşılaştığı sihirbazın sihirli küresine bakarak anlattıklarından sonra eve dönme kararı alır. Eve döndüğünde ise hepimizin malumu olan fırtınalı yolculuğuna başlar. Dorothy’nin fırtına yüzünden yaptığı yolculuk farkındalığa açılan kapıdır. Bizler biliyoruz ki bazen zorluklar olmadan tekamül etme fırsatı da olmaz.
Rabbinik aktarımlar bize insanda bulunan iki eğilimi öğretir; yetzer hara ve yetzer hatov yani iyilik eğilimi ve kötülük eğilimi. Kahramanımız Dorothy yolculuğunun başında Kuzey’in iyi cadısı ile sonunda ise Batı’nın kötü cadısı ile karşılaşacaktır. Aslında bu iki cadı Doroty’nin kendi içindeki yetzer hara ve yetzer hatov eğilimleridir.


Dorothy’nin film boyunca takip edeceği sarı tuğlalı yol. hayat ağacındaki 22 yoldur. Sarı tuğlalı yolda yaptığı yolculuk ise üst alemlere yapılan yolculuktur.


Dorothy’nin yol arkadaşlarına gelince, bunlar Korkuluk. Teneke Adam ve Aslan’dır. Korkuluk bir beyin. Teneke Adam bir kalp Aslan ise cesaret (karaciğer) istemektedir, karaciğer çok eski dönemlerden itibaren cesaretle ilişkilendirilmiştir.


Bu üçlüyü kabalistik açıdan anlamak için İbranice’deki meleh/kral kelimesine başvurmalıyız. Meleh מלך şeklinde yazılır. Baştaki Mem harfi İbranice’deki beyin/moah kelimesinin, Lamed harfi lev/kalp kelimesinin, Kaf harfi ise kaved/karaciğer kelimesinin baş harfidir. Bu kelime bize şunu anlatır; beyin kalbi yönetirse ikisi birlikte karaciğeri yönetirler. İnsan ancak ruhundaki materyalistik parçaya dair içgüdülerini düşünceleri aracılığıyla bertaraf ederse bir kral gibi olabilir yani tekamül edebilir. Dorothy yanına bu üç şeyi kendi tekamülü için almıştır.


Bir de köpeği Toto vardır Dorothy’nin yanında. Köpek sembolü, örneğin Anubis gibi, eski dönemlerden beri rehberlikle bağdaştırılmıştır. Buradan anlıyoruz ki Toto Dorothy’nin içsel rehberidir. O, Dorothy’nin içgüdüleri ve iç sesidir.


Burada tarottaki Joker kartı ile de paralellik yakalamak mümkündür. RWS ve bazı öncülü destelerde de Joker kartının üzerindeki figürün yanında bir köpek vardır. Köpek yani içgüdüler figüre rehberlik etmekte, onu gittiği yol hakkında uyarmaktadır.


Köpek bazen kabalada da rehber olarak geçer. İbranicede köpek kelimesi kelev olarak yazılır. Kelimeyi çözümlersek ke ifadesi “gibi” anlamına gelmekte olup lev ise daha önce gördüğümüz gibi kalp anlamına gelmektedir. Yani köpek için “kalp gibi” ifadesi kullanılmaktadır.


Dorothy’nin yolunun sonunda büyücünün maskesinin düşmesi ile hayalkırıklığı yaşarız. Büyücü ile temsil edilen, yaradana ulaşmak için örnek aldığımız manevi liderlerdir. Büyücünün aslında bir insan olduğunu anlayan Dorothy bize, maneviyatımıza eşlik eden liderlerin de birer insan olduklarını, hata yapabileceklerini hatırlatarak bizleri biat, bağnazlık ve bencilliğe karşı uyarıyor.

Oz Büyücüsü’nün bu türden bir okumasını yapmak aslında hiç de suni olmaz çünkü kitabın yazarı Baum, Teozofi Cemiyeti üyesi ve Madame Blavatsky’nin öğrencisidir. Aslında tüm hikayede Baum bize ruhun aydınlanmasını anlatmaktadır. Filmin uyarlandığı aynı adlı kitapta aslın) da Dorothy’nin pabuçları gridir. Gri ile anlatılmak istenen ruh ve bedeni birbirine bağlayan gümüş kordondur. Şimdi tüm bu bilgilerle filmi bir kez daha izlemeye ne dersiniz?

Kabalistik Astrolojide Heşvan Ayı

“”RABBİN LANETLEDİĞİ BU TOPRAK YÜZÜNDEN 

ÇEKTİĞİMİZ EZİYETİ, HARCADIĞIMIZ EMEĞİ 

BU ÇOCUK HAFİFLETİP BİZİ RAHATLATACAK” 

DİYEREK ÇOCUĞA NOA ADINI VERDİ.” 
 
Astrologlar Akrep’in üç yüzünü çok iyi bilirler, Akrep. Kartal ve Phoenix… Fakat bu bilgi Heşvan ayı ile daha yerli yerine oturur. Heşvan üç kitabın Yom Kippur’dan sonra yeniden açıldığı aydır, yaşam kitabı, ölüm kitabı ve orta kitap. Akrep seviyesi Akrep’in potansiyelinin en düşükte çalıştığı seviyedir, başkalarını Akrep gibi sokmak için fırsat kollayanlarin ismi ölüm kitabına yazılır. Orta kitap Kartal gibi uçup kaçmayı deneyenler içindir ve ne kadar başarılı olacaklarını zaman belirler. Yaşam kitabı ise yanıp kül olarak yeniden doğabilecek Zümrüdüankalar içindir. Akrep’in dönüşümü ne yazık ki her zaman pozitif bir yolla olmaz bazen kendi kendini yok edecek ve yeniden oluşturacaktır. Tıpkı bir tufan etkisi gibi… Tam da bu yüzden Noa’nın büyük tufanı bu ayda oldu denir. 
 
Akrep dönüşerek kanatlarını açıp Kartal gibi uçmayı daima bilir ama en yükseğe ulaştığında kendinin hiç görmediği yönlerini görür ve Phoenix olur. Phoenix olduğunda da artık yaradanın varlığını yeryüzüne yansıtmaya başlar. Heşvan, en yüksekler ve en diplerle ilgilidir bu ayda ne yaptığımız hangisi ile karşılaşacağımızı belirler. Gemara “Eyn mazal leYisrael der”, inanan için burçlar ve onların kötü etkileri yoktur ancak inanmak çabayı da beraberinde getirir. Çaba varsa kötü etkiler yoktur. 
 
Heşvan ayı içinde hiçbir özel gün yoktur fakat Şlomo’nun tapınağının yapımı bu ayda bitmiştir ve Midraş’a göre 3. tapınak da bu ayda kurulacaktır. Bu nedenle yine bu ayda dünyevi çalışmalar spiritüel çalışmalar ile dengelenir ve bu aya özel bir günün tapınağın manevi alemde kurulması ile geleceği söylenir. Bu ayın gizemi ayı temsil eden hayvanın isminde gizlidir “akrab” İbranicede “ikar bet” olarak da okunabilir yani “asıl ev”. Yine bu isimde Noa tufanına da gönderme vardır bu kelimeyi “oker bet” yani “evi yıkar olarak okumak mümkündür. Bu örnekler Akrep’in davranışlarını da çok İyi ifade eder. Akrep korku ve kaygıları ile dürtüleri karşısında takındığı tavıra göre tapınağını inşa edebilir veya onu yıkabilir de. 
 
Heşvan Noa’nın doğumu ile de ilgilidir. Adam ve Eva yeryüzüne geldiklerinde tanrı onlara yeryüzünün dikenlerle dolu olacağını söyler. Bu “lanet” ta ki Noa’nın doğumuna kadar devam edecek ve onunla beraber ortadan kalkacaktır. İbranicede Noa, “dinlendi (e)” kelimesi ile aynı biçimde yazılır çünkü ona doğum günü hediyesi olarak pulluk ve saban verilmiştir böylece tarım, yaratım ve dönüşüm, kas kuvvetini bırakarak dinlenme insanlık için kolaylaşır. Yine bu örnek de Akrep’in sembolik kendini tekrar tekrar doğurmalarının iyi bir sembolüdür. Akrep kendi toprağını da derince kazmalı ve kendi sırlarına da vakıf olmalıdır. Zaten derinleri kazma, sırları bulma, anlama ve onları saklama Akrep’in en iyi becerilerindendir. 
 
Bu ayın harfi Mars’ı oluşturan Dalet ve Akrep’i oluşturan Nun’dur. Nun aynı zamanda Mesih’i temsil eder ve Heşvan Mesih’in ayıdır. Bu iki harf דין, din, yargı kelimesini oluştururlar. İbranicede din kelimesi yargı demektir. Yargı tek başına yıkım gücü iken, merhametle birlikte yargının büyük bir şifa gücü vardır. Yine burada da daha önce anlatılan yapım ve yıkım gibi bir yargı ve merhamet dualitesi vardır. Bu dualiteler Nun harfinde gizlidir. Nun, nefila düşüş kelimesini başlatır. Kral David’in mizmorların belli harf sıralamasına göre okunuşuyla yapılan Aşrey duasında Mem dizesinin ardından Nun harfi ile başlayan bir dize geçmez ardından Sameh dizesi “Someh Haşem le-kol hanoflim…” “Yaradan düşenleri korur…” dizesi gelir. Bu bağlamda Nun’un gematriasının 50 olduğunu düşünürsek bize elli kirlilik kapısını hatırlattığından sıralamadan çıkarıldığını anlarız. Bu Nun’un negatif kutbudur. Diğer yandan Nun, elli anlayış kapısına da işaret eder ve neşama, ruh kelimesini başlatır. 
 
Bu ay ayni zamanda sözlerin ayıdır. Mars yöneticiliğin deki bu ayın Mars enerjisini sözlere karsi verebiliriz. Bu ayda dilimizi eğitmek ve sözlerimizi yutmak yerine karşıya doğru şekilde aktarmaya çalışmak belli oranda mide problemlerinin iyileşmesini sağlayabilir. Akrep Mars ile İlgilidir ama Akrep göründüğü kadar cüretkar ve hırslı olmayabilir ama bir kez Marsiyen bir durum sezerse o çoktan planını yapmıştır. Ne kadar uzun sürerse sürsün kafasına koyduğunu yapacaktır. Bunun için cinsel cazibesinden de faydalanabilir duygu yönetiminden de. Onların elinde istediklerini almaya yetecek kadar çok araç vardır. Aslında kıskançlığı ve tutkusu dillere destan olsa da kıskançlığı ile ünlü diğer burçlara kıyasla bir o kadar da bunları yönetebilme gücü de vardır çünkü onlar kendilerine pek yalan söylemezler. Akrep tetikleyici durumlarda hangi evredeki Akrep oldugunu rahatlikla görebilir. 
 
Akrep su elementi burcudur fakat kabalada daha çok ateşle ilişkilendirilir. Yargı presibine tabi olarak, onlar öfkelerini merhamet prensibi ile yumuşatmalılardır. Su yönlerini ortaya çıkardıklarında daha yüksek bir bilince ulaşıp Phoenix olurlar. Yine kabalaya göre önceki yaşamları Boğa ile ilgilidir. Tikun olan yapabilmek yani yaşam amaçlarına ulaşabilmek için kuşku ve kaygıyı bırakmalılardır, böylece spiritüel ve zihinsel olarak alabilme kapasiteleri artacaktır. 
 
Bu ayın duyusu kokudur, koku insan ruhu, neşama ile direkt bağlantılı bir araçtır. İbranicede koku kelimesi רוח ruh kelimesi ile bağlantılıdır, ruhun hissedebildiği tek his kokudur, bu nedenle en kutsal duyu olarak koku alma duyusu kabul edilir. Bu ayda manevi çalışmalarımızda bolca güzel kokular kullanabiliriz. Aynı zamanda aya atfedilen kabile isminde de neşama, ruh kelimesi saklıdır.

Bu ayda bayram ve özel ritüel yoktur dolayısıyla bu ay mar, acı olarak adlandırılır. Bu nedenle bu ayda bilgeler bizden sessizliği yaşamamızı isterler zira Heşvan ayı sessiz, hareketsiz olmak kelimesiyle de ilgilidir. Bu ayda içsel dünyamızı, kendi toprağımızı sessizce keşfetmeyi, istenmeyen özelliklerimizi fark ederek törpülemeyi çevremizdeki Akrep baskın kişileri gözlemleyerek öğrenebiliriz. 11 Heşvan Rahel annemizin vefat yıldönümü ve İbrani kültürde anneler günüdür. Annelerimizle zaman geçirerek onlardan merhameti alabilir, yargıyı dengeleyebiliriz.

Kabalada Suka ve Terazi

Hatırlamak eylemine Tora’da defalarca kez atıfta bulunulur. Tişri ayında hatırlamamız gereken şey bizlerin eylem aldığımız ancak her şeyin yaradanın arzu ve ihsan etmesi ile olduğudur çünkü o dilemese yaşamımız sıkıntılar içinde geçebilirdi zira Tora ve rabbinik literatür İyov gibi (Hz. Eyüp) sıkıntılı yaşamları ile bilinen önemli figürlerle doludur. İşte, basitçe geçici kulübeler olan sukalar da bize yaşamımızdaki konforun yaradanın ihsanı olduğunu hatırlatan birer araçtır. 

Tişri ayında yazın sıcak günleri geride kalmaya ve hava şartları değişmeye başlamıştır. Bu dönemde evler terk edilir ve çatısı bize mevsimin teması da olan “toprağa dönüşü hatırlatan çalı çırpı ve sazlarla kapatılan kulübelerde kalınır. Suka elbette Sukot bayramının simgesidir ve anlamı tanrıya güvenmektir çünkü başımızda bir çatı olmasa da, nerede ve hangi koşullarda olursak olalım o bizleri koruyacaktır. Ayrıca evlerimizi terk etmekle her şeyin ondan geldiğinin idrakını sağlarız. 

Sukot 7 gün sürer. Bu 7 gün Zeir Anpin denen Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod ve Yesod sefiralarının Malkut yani Şekina ile birleşimini ifade eder. Bu 7 günde üst sefiraların etkisini üzerimizde hissederiz. 

Sukalarda ilk gece başımızın üzerinde dolunay parlamaktadır. Her gece atalardan uşpizin yani kutsal konuklar sukalara gelir. Bu ilk gün Hesed sefirası, merhamet ve yardımseverlik ile ilgilidir, bu nedenle ilk günün misafiri Avram’dır. Bu şekilde 7 sefiralar bir konuğa denk gelirler. İkinci günün sefirası Gevura’dır ve konuk Yitshak’tır. Üçüncü günün sefirası Tiferet tir ve konuk Yaakov’dur. Dördüncü günün sefirası Netzah’tır ve konuk Moşe’dir, beşinci günün sefirası Hod’dur ve konuk Arondur, altıncı günün sefirası Yesod’dur ve konuk Yosef tir, yedinci günün sefirası Malkut’tur ve konuk David’dir. Her bir konuk kendi mizacı ve öyküleri ile sefira niteliklerini bizlere aktarırlar ve bu nitelikleri ruhumuzda tezahür ettirerek büyük bir spiritüel ilerleme elde etmemizi sağlarlar. 

Terazi ve Tişri ayının sembolizmine gelince, aralarındaki ilişkiyi okumak aslında hiç de zor değildir çünkü Tişri’nin ilk günü Roş haşana’dır. Bu dönemde “herkes kralın önünde eşittir ve yıl boyunca yaptıklarının “tartılıp” isimlerinin iyiler ya da kötüler arasında anılmasını beklemektedirler. Diğer yandan suka dışarısı ve içerisi ile denge kurmaktır tıpkı içimiz ve dışımız, tıpkı Terazi’deki sen ve ben gibi. Ayrıca hem Terazi hem de sukalar kolektife açılmak anlamını taşırlar. Şimdi sembolizmde biraz daha detaya inelim ve sukalarla Teraziler arasındaki analojiyi daha yakından gözden geçirelim. 

Sukalar, Sukot bayramında yapılan geçici kulübelerdir, sukanın en az iki buçuk duvarı olmalıdır ve çatısı doğada kendiliğinden yetişen çalı çırpı, sazlıklar ve bitkiler ile örtülmeli ve gece yıldızları görebilecek kadar aralıklı olmalıdır. Sukalar her sene yeniden kurulurlar, her sene kullanılabilen betonarme bir suka kullanıma uygun değildir. 

Sukanın ebatları konusunda bir sınırlama yoktur. Bazı sukalar yüzlerce kişi için yapılabilirken bazıları da tek bir aile için yapılabilir. 

İnşa zamanı konusunda bir belirli dönem veya gün olmasa da bayramdan 15 gün önce veya Sukot’tan önceki sabah yapılamaz. Sukalar istenirse uygun bir tema ve renklerle dekore edilebilirler. 

Sukalara yerleşmenin nedenlerinden biri Tora’da yer almasıdır çünkü yahudiler Mısır’dan çıkışta çölde geçirdikleri zaman boyunca sukalarda kalmışlardı, bir diğer sebep de sukaların bizi konfor alanımızdan çıkararak her şeyin gelip geçici olduğunu, her şeyin yaradandan geldiğini ve toprağa dönüşü hatırlatmasıdır. Bu nedenle sukalar bir nevi konfor orucudur denebilir. 

Terazilere gelince… Onların zevki müzik, dans ve resim gibi soyut güzellikler üzerine şekillenmiş olsa da güzel görünmeyi ve giyinmeyi severler ve sofistike beğenilere sahiplerdir. Dağınıklığı düzensizliği sevmez ama aynı zamanda da bir seylerden kurtulmayı, giymediği giysilerini vermeyi de pek sevmezler. Bir ürün hoşlarına gitmişse aynı üründen renk renk de alabilirler bu nedenle dolapları ağzına kadar giysi dolu olabilir. Ancak sukada kaynaklar kısıtlıdır, elimizin altında en sevdiğimiz yemek takımı değil mütevazı eşyalar vardır. Orada her türlü konfordan uzakta ve her türlü hava koşuluna tabi olmayı kabul ettiğimizde en çok da yaradana güvenimiz bizimledir. Sukadaki koşullar rafine zevklerine yatırım yapmayı seven Terazileri maneviyata daha da yakınlaştırır. 

Teraziler örneğin bir partide herkesi kontrol eden, herkesin eğlendiğinden emin olmak isteyen insanlardır. Onlar oturma planını birbirinden hoşlanacağını düşündüğü insanları bir araya getirerek ve anlaşamayacağını düşündüklerini birbirinden uzakta tutarak oluşturur ve ortamı dengede tutarlar. Aslında onlar bu uyumu günlük yaşamlarında hergün sağlamaya çalışırlar. Dolayısıyla hem yöneticisinin aşk tanrıçası Venüs olmasına hem de adaletin sembolü terazi ile ifade edilmelerine şaşmamalıdır. Yine de bazen bu kontrolcülük onların gölge yanlarından biri olabilir. Bu açıdan, evimizin konforunu bırakarak yerleştigimiz sukalar Terazi’nin kon- trolü elden bırakmadığı konfor alanlarını ve kontrolcülüğünü terk edebilme gücünü bulma aracı olabilmektedirler. Terazi yaradanın ihsanını bizlere hatırlatan sukalar gibi örnekleri anlamalı ve kendi arzularını yaradanın arzularına yakınlaştırmalıdır. Böylece Terazi dengeyi, kendi içinde bulacağı parçaları kefelerine koyabilerek sağlayacaktır. 

Kendini iyi tanımış bir Terazi “Kendini evinde, güvende ve emin hissettiren nedir?” sorusuna en iyi cevabı verebilecek kişidir ve bizlere bu konuda en iyi rehberliği de onlar edebilir. 

Teraziler yaşamın getirdiği açılımları her yönüyle okuyabilirler ve sorulan soruları çok boyutlu cevapları ile yanıtlarlar. Bu da onların meşhur kararsızlık yönlerine sebep olabilir çünkü herkesi öyle iyi anlarlar ki haklı haksız ile, doğru yanlış ile karışıverebilir. Onlar bu yönleriyle de kendilerini ve çevrelerini epey yorarlar. Ancak sakin ve kendi halinde yapıları ile bu yorgunluğu İyi taşıyabilecek de bir yapıya sahiptirler. Ne var ki sukalarda doğaya daha yakınken hızlı ve doğru kararlar verilmelidir. Doğa kararsızlık kabul etmez, zorlu koşullarda inisiyatif ve müdahale ister. Teraziler yılın bu döneminde sukalarda hızlı düşünüp doğru karar verme, ellerini kirletme kabiliyetini geliştirebilirler. Diğer yandan yakın ilişkide olduğu insanları memnun edebilmek için kendine ve başkalarına dürüstlükten kaçınma eğilimlerini azaltabilirler. Aksi halde Terazi memnun etmeye odaklanıp bir de kararsızlığı ve inisiyatifi ele alamayışıyla hareket ederse bu onun özgüvenini zedeler. Sukalar Terazileri bu yönleriyle de hizmet ederler. 

Teraziler yaşamlarını biriyle paylaşmak isterler bu nedenle boşluklarını doldurmaya çalışırlar, eğer boşluklarını dolduracağı şeyleri kendilerinde bulamazlarsa bu parçaları karşıdan almak isteyebilirler. Öyle ki sert açılarda bu boşluğu doldurmak için öyle çabalarlar ki bazen bir enerji vampirine dönüşebilirler. Halbuki suka yokluğun ve alçakgönüllülüğün içinde kendi varlığını bulmaktır. Teraziler dilerse sukalarda birer kişilik odalarda zaman geçirerek kendilerini eğlendirmeyi seçerek dönüşebilirler. 

Konfor alanı dışında, bir Terazi’nin söyleyeceği, kendilerinin ve başkalarının duymak isteyeceği manipülatif olabilecek şeyler eğer sadece gerçeklerse çalışırlar. Bu noktada Terazilerin kendi onaylanma ihtiyacına yönelik nezaketi inceliksizliğe de dönüşebilir. Bir hava değişimi veya kaza ile aniden sukalarda zor durumlar yaşanabileceği gibi Terazi için de bu durum kolay olmayabilir fakat herkesten önce kendine dürüst olmayı seçen bir Terazi dönüşümünü kolayca tamamlar. 

Haritalarımızda Terazinin olduğu ev ve gezegen sukalarımızı kurmamız gereken yerdir. Kimimiz yalniz dört duvar ile kimimiz de ailesi ile evde hissetsek de ortak noktamız evim dediğimiz yerde daima denge arıyor olduğumuzdur. Bizler yakın çevremizle ilişkiyi Terazilerden öğreniriz. Elbette İkizler de yakın çevre ile ilgilidir arcak Terazi’nin memnuniyetsizliği uzun dönemli ilişkilerde ortaya çıkabilir. Bu nedenle ben ve sen salınımını en iyi Terazi becermek zorundadır ve bizler de bunu en iyi onun deneyimlerinden öğreniriz. Umuyorum ki bu yazıda suka ve Terazi sembolizmi üzerinden farklı bir bakışla Terazilerimizi biraz daha iyi anlayabilmişizdir. 

Sukanın geçici olması ve en sağlam değil en geçici yapının ortaya çıkması önemli olsa da, gelişigüzel çalılarla örtülü bir çatı sert bir rüzgarla uçabileceği gibi eminlikle örülmüş bir çatı boşluklarından yıldızları izlemeye olanak verir ve kurala göre bu böyle de olmalıdır. Yedinci evin temsil ettiği yakın çevremizle olan ilişkilerimizde hangisini inşa edeceğimiz tamamen bizim elimizdedir. Sağlam bir çatı insan etmişsek, o yıldızlardan biri de bizizdir ve kendimizi diğerleri ile birlikte parlarken doyasıya izleyebiliriz! 

Astromaji ve Astromimari

Geçmiş yıllarda yaşadığımız pandemi dönemi bize en çok neyi öğretti ve neyi deneyimletti diye düşünürsek buna cevabımız “içeride ne varsa dışarıda o vardır” olur. Evlerimiz ve mekanlarımızla olan ilişkimizin yeniden tanımlandığı kapanma hali bizim yakın çevremize, yakın çevremizin de bize olan etkilerinin farkına varmamızı sağladı. Bu etkileşime bizlerin doğrudan veya uzmanlardan destek alarak dolaylı olarak katkı sağlamamız psikolojik bakımdan daha önemli hale geldi. 

Bizler aslında içsel ve dışsal dünyamızın ayrı olmadığını çok eski dönemlerden beri biliyoruz. Aslında yaşadığımız çevreyi nasıl görüp nasıl düzenlediğimiz psikolojik bir etkidir ve bizler dışarıdaki mekanı psikolojimizi yansıtacak şekilde tasarlarız Bu da aslında natal haritamızı dışsal çevreyi tasarlamak için bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kullanmamız demektir. Elbette yalnızca natal harita değil, transitler, progres haritalar ve gezegen hatları da çevremizi nasıl görüp düzenlediğimize etki eder. 

Peki maji bu işin neresindedir? Maji, en basit biçimiyle bir takım malzemelerden oluşan girdilerle çeşitli zamansal dönemlerde olasılıklara etki etmek zannedilse de aslında bu tür bir uygulama alt ruh sınıflarına aittir. Beynin gelişimi ve kapasitesi sayesinde bugün hiçbir girdiye ihtiyaç duymadan bazı zihinsel metodlarla maji yapabilmek mümkündür. Üstelik bu tür bir maji büyüden çok farklıdır, büyü bireylerin çıkarını maji tüm insanlığın yararını göz önünde tutar. Bu noktada çevremizi bilinçli tasarlamanın da maji olduğunu söylemek mümkündür. Üstelik arzu edilen sonuca göre, gezegensel maji, Goetia veya teürji de de buna daha güçlü olanaklar sağlayabilir. Görüldüğü üzere mimari ve astromaji birbiri ile yakından ilişkilidir. 

Teknik bakımdan mimari ve astromaji nasıl bir araya gelir? Bu birleşim için local space tekniğini kullanacağız. Local space 1970’lerde Michael Erlewine’in bulduğu bir yöntem. Biz biliyoruz ki 70’ler bir özgürlük, kendini ifade etme ve dışavurum dönemiydi. Bu dönemdeki mimariye bir göz atacak olursak insanı ve kişiselleştirilmiş alanları daha çok merkeze alan bir eğilim görürüz. Yetmişler teknoloji, sürdürülebilirlik, yenilikçi malzeme kullanımı gibi kavramların tasarımlarla ve open space, renkler ve doğal malzemelerin de mimari ile buluştuğu bir dönemdi. Paralel olarak astroloji alanında da insanı merkeze alan bu teknikte basitçe doğum bilgilerimize göre gezegenlerin ve şehirlerin bulunduğu yönler baz alınır. Bizler doğum haritamızı kullanarak etrafımızdaki fiziksel dünya ile iletişim kurup iradi ya da gayri iradi biçimlerde onu düzenliyorsak, elbette local space haritalarla birlikte doğumsal enerjilerimizi de birlikte değerlendirebiliriz. 

Bu tekniğe birkaç örnek verip somutlaştırmak gerekirse Feng Shui’den farklıdır çünkü daha kişiseldir denebilir. Örnegin faturaların Neptün hattından uzak tutulup Satürn hattına konabileceği bir hol tasarlamak ya da kütüphaneyi Venüs hattına yerleştirmek sympathehtic maji ile hareket etmektir. 

Merdiveni Mars hattına, yatağı Uranüs hattına koymamak ya da mekanın nemi temsil eden bölümlerine Güneş ile ilgili bir obje yerleştirmek asympathetic majidir. 

Pratikte bu sistem nasıl çalışır? Local map estetik düşünceyi kapsamaz ancak astroloji bilen bir mimar veya mimari bilen bir astrolog size hem natal enerjilerin nasıl manipüle edileceğini öğreterek sizin için en anatomiye uygun, güvenli ve huzurlu mekanı yaratabilir hem de estetik ve teknik açıdan taleplerinize yanıt verebilecek bir bilgi birikimi ve araçlara sahip olduğundan hayalinizdeki yani içinizdeki mekanı dışarısı ile uyumlandırabilir. 

Bu tekniği yapıların tamamı, odalar, ofisler, çalışma ortamları, kamusal binalar için uygulamak mümkündür. Siz de hem kişiselleştirilmiş hem de göze ve ruha hitap eden mekanlarda yaşamak isterseniz bize ulaşarak hizmete nelerin dahil olduğu ve sürecin nasıl işlediği konusunda bilgi almak için görüşme talep edebilirsiniz.

Kabalistik Astrolojide Tişri Ayı

“YAŞAM KİTABINDAN SİLİNSİN ADLARI, 

DOĞRULARLA YAN YANA YAZILMASINLAR!” 

Elul ayı ile ilgili yazımda Roş haşana’nın aslında senenin bitişini değil, manevi ve spiritüel yeni yılın ve Tişri ayının başlangıcını ifade ettiğini belirtmiştim. Terazi burcunu temsil eden bu aya gelin birlikte daha yakından bakalım… 

İbrani kültürde 7 sayısı ve 7. gün kutsaldır, dolayısıyla Zodyakal yılbaşı olan Nisan’dan itibaren 7.ay olan (İbrani takvimde birden fazla yılbaşı vardır) Tişri ayı da kutsaldır. 

Tişri ayında iki harf bizi manevi olarak daha yüksek planlara ulaştırır, ilki Terazi burcunu oluşturan Lamed ve ikincisi de Venüs’ü oluşturan Pe harfi. İbranicede form bakımından en yüksek harf Lamed’dir ve bu onun yüksek bir plana bağlı olduğunu gösterir. Bu nedenle bu ay Elul ayında planladıklarımızı eyleme geçirmek açısından önemlidir. Özellikle herkesi anlayabildiği için kimlik erimesi yaşayabilen Teraziler için bu ayın enerjisi ile eyleme geçmek oldukça önemlidir. Öyle ki Lamed ve Pe birlikte yaradanın ismini ve onun dengede olma özelliğini oluşturan iki harftir ve bu bilgiyi şu iki yolla elde edebiliriz: 

1. Tarot destesinde 0 ile temsil edilen Joker kartını sayı sekansı dışında tutarsak Terazi burcunu temsil eden Adalet kartı sağında 10 solunda 10 kart kalacak şekilde tam ortada olur ve sayı doğrusundaki sıfır noktası gibi bir dengeyi ifade eder. Bu sıfır noktasını, 0 yani Joker ile birleştirirsek sırasıyla bu kartlara denk gelen Alef ve Lamed harflerini yanyana yazarak “El” tanrı kelimesini elde ederiz. Eğer El kelimesini tersinden yazarsak “Lo” değil kelimesini elde ederiz. Yani eğer davranışlarımız yaradanın davranışlarına benzeneliyse onun gibi dengede olmalıyız, aksi halde tüm davranışlarımız ve arzularımız “değil”lenecektir. Şu halde Adalet kartının dişil partneri Joker’ dir. 

2. İkinci bir ispat yolu gematriadan gelir. Lamed kelimesi Lamed, Mem, Dalet ile yazılır bu üç harfin gematriaları toplamı 74’tür. Alef, 1 Vav ve 2 Yud harfinden oluşur ve bu harflerle birlikte toplam gematriası 26 olur. Alef-Lamed harfinde 1 Yud eksiktir, buradan 26-10=16 değerine ulaşırız. Bulduğumuz Alef ve Lamed değerleri olan 74 ve 16’nin toplamı 90’a ulaşır. 90 aynı zamanda Meleh yani Kral kelimesinin gematriasıdır. Buradan da yaradanın ismine ulaşmaktayız. 

Yaradanın niyet ve davranışlarını anlamak için ayların konseptini iyi anlamak gerekir. Tişri her aydan daha çok denge ve adalet mekanizması ile ilgilidir çünkü Lamed yaradana dönüş ile ilgilidir o halde yaptıklarımızın bize dönüşü yani karma ile de ilgilidir ama aynı zamanda yaradana dönebildiğimiz sürece de teşuva ve kurtuluş da demektir. Bunu daha iyi anlayabilmek için bu ayda yer alan 4 kutlama ile Tişri’nin dinamiklerini yakından inceleyelim. 

1. Roş haşana: Tişri ayının başını ve manevi yeni yılı işaretler. Adam’ın ve insan ırkının yaratım ayıdır yani insanın doğum günüdür. (bkz. Elul yazısı). Aynı zamanda Adam yaratıldığı gün ilk suçunu işlediğinden hesap günüdür. Bu gün yılların yılbaşısıdır ve molad ile başlar. 

2. Yom Kippur: Yaradanın altın buzağı hatasını affettiği ve Moşe’nin ikinci kez elinde tabletler ile Sinai’dan döndüğü gündür. Günahların temizlenmesidir. Büyüyen ay döneminde Tişri 10’da kutlanır. 

3. Sukot: Suka denen baraka veya çadırlarda konaklanılan ve bu sayede yaradanın Mısır’dan çıkışta verdiği kolaylık ve korumaların anıldığı kutlamadır. Dolunay döneminde kutlanır. 

4. Şemini Atzeret: Roş haşana’dan beri yapılan tüm iyi özellikler toplanır ve ayrıca tüm yıl boyunca Tora’nın okunması ve anlaşılması çalışmalarının sonuna gelinmesidir ve bu çalışmalara başlama ve bitiş iç içe olduğu için okuma çalışmalarının yeniden başlayacak olması sevinçle kutlanır. Buna Simha Tora ismi verilir. 

Terazilerin kendi sistemsel yerini anlaması için şimdi ise sembolizme değinelim. Bir kimse Roş haŞana’da yargılanır ve akıbeti Yom Kippur’da mühürlenir. 4 şey kişinin kaderini belirler, vermede doğruluk (hayır), dua, isim değiştirme ve davranışta değişim. Böylece bir kişinin kötü akıbetten 10 günlük kaçınma şansı olur. Talmud, Yaşam Kitabı metaforu ile bu dönemde kitapların açılacağını söyler. Bu konuda 3 kısım insandan bahsedilir. İyilerin adı Yaşam Kitabı’na yazılır ve kötülerinki de Ölüm Kitabı’na ve öyle ki bu sonsuz ölüm demektir. Arada kalmış sınıf ise bu 10 günlük süreyi değerlendirecekler ve akıbetleri buna göre belirlenecektir. Terazilerin içsel durumlarını daha iyi anlamaları adına şimdi onların doğasına yakından bakalım. 

Terazi karmadır. Venüs Terazi’yi yönetir, aslında Venüs göze o kadar hoş görünür ki iyi ve kötü arasındaki ayrım geçirgenleşebilir. Teraziler için Venüs herkesi anlama, herkesin penceresinden bakabilme demektir bu da onları kararsızlık ve belirsizliğe sürükleyebilir, özellikle de birbirine yakın seçenekler söz konusuysa. Terazilerden beklenen herkesi anlayabildiği halde haklı ile haksızı, İyi İle kötüyü, doğru ile yanlışı kabul görme çabası gütmeden ayırabilmesidir. Onlar tanrıça Maat gibi kendi tüylerini kendi başlarında taşımalılar. Özellikle de kendileri için çünkü Venüs’ün ışığı onların kendi değerlerini görmemelerine ve ilişkiler içinde kendilik bilgilerinin yitmesine neden olabilir. Teraziler ikilemlerini rasyonalize etmemelilerdir, eğer bunu yaparlarsa gereken durunda sorumluluk alamayacaklardır. Rasyonalize edilen gölgeler kabul görmeme ihtimali ile karşı karşıyadır. Terazi, kendi aklına güvenmeli ama yaradan gibi dengede bulumalıdır. 

Terazi, kulakları denge, böbrekleri ise duygular üzerinden temsil eder. O duygularla kutuplar arasında gidip gelebilse de dengeyi ve seçim yaparken hata yapabilme özgürlüğüne sahip oldugunu da unutmamalıdır ancak Satürn’ün Terazide yücelme sebebi karmanın sonuçlarının zamana bağlı olmasıdır ve bile bile hatadan da en çok onlar kaçınmalılar. Kabalistik bir görüşe göre Terazilerin bir önceki yaşamı Koç temalıdır ve onları başına buyruk kararları ile zorluğa sürüklemiş olabilir ve hayallerini materyalize edemedikleri için öfke sorunları yaşayabilirler. Bu sebeple öfkelerinden arınmaları için kendi başarılarını õnemsedikleri kadar aidiyet duydukları grupların başarısını da önemsemelilerdir. Böylece tikkun olam, onarım onlar için kolaylaşır. Terazi tikkunu en zorlardan biridir çünkü o hem “ben”ini bırakacak hem de başkasının benliğinde kaybolmayacaktır. Bu nedenle teraziler özellikle partnerlerine dikkat etmeli hedefe değil yola odaklanmalılardır. 

Keçi ve Bakire 

“AMA O GÜN ÇİZGİLİ VE BENEKLİ TEKELERİ 

NOKTALI VE BENEKLİ KEÇİLERİ, 

BEYAZ KEÇİLERİN HEPSİNİ, BÜTÜN KARA KUZULARI AYIRIP 

OĞULLARINA TESLİM ETTİ.” 

Dinler tarihinin en ilgi çeken alanlarından biri fallik kült ve fallik tapınmacılıktır. Bu kavramlardan aslında doğadaki üretken güçleri yani eril ve dişil prensipleri anlamamız gerekir. Fallik kült, bereket tanrı ve tanrıçaları onuruna özel festivallerin düzenlendiği, günlük yaşamda da kendine yer bulan ve günümüzde de bazı izlerini bulabileceğimiz bir pratiktir. Diğer taraftan eski toplumlarda eril dişil dualitesini izleyen bir başka dualite daha vardır, İyi ve kötü. Bu iki dualite primitif insanın zihninde de girift bir biçimdedir. İnsana hayatta kalabilmesi ve neslini sürdürebilmesi için gerekli yiyecek, hayvan, çocuklar temin eden her güç iyicil ve insanı bolluk ve bereketten uzak tutup onun mücadelesini zorlaştıran her güç ise kötücüldü. Bu nedenle Güneş’e tapınma ile fallus tapınıcılığı da yayginca birlikte görülür. İnsan çok eski çağlardan beri semboller kullandığı için bu türden girift örüntüler insanlar tarafından sembollerle anlatılagelmiştir. 

Fallik tapınmacılığın kökeni hakkındaki bilgimiz sınırlı olsa da arkeolojik buluntular aslında güneş tanrı ve fallik tanrının ne kadar birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçtiğinin bir göstergesi niteliğindedir. Antik Mısır inancında Güneş ve bereketle bağlantılı olan iyi ve yaratıcı güç, örneğin Osiris ile de temsil edilirdi ve o eril prensibi, İsis de dişil prensibi simgelerdi. Sembolizmle beraber düşünüldüğünde bereketin temsili olan bazı varlıklar da vardı bunlardan biri boğaydı: Apis. Apis zamanla Osiris’le özdeşleştirilmeye başlanmış ve onun yeryüzündeki enkarnasyonu olarak düşünülmüştür. Yine sonraki zamanlarda yaklaşık MÖ. 1700-1800’lere kadar Apis Boğa takımyıldızı ile bağdaştırılmıştı çünkü ilkbahar ekinoksunda Güneş Boğa Burcuna geçerdi. Yaklaşık bu tarihten sonra ilkbahar ekinoksunda Güneş Koç burcuna geçmeye başladığında koç ya da keçi de üreme, çoğalma, bereket, doğadaki uyanış ve yenilenmenin sembolü haline gelmeye başlamıştı. Keçi, tanrının eril yönünün varlıklaştırılmış haliydi ve bereketi temsil ederdi. Bu nedenle eski toplumlarda keçilere büyük saygı duyulurdu. Örneğin Herodot’un aktarımına göre Mendes’te keçi cinsinden hayvanlar için büyük törenler düzenlenirdi. Maskülen prensibe bu türden bir tapınıcılık Mısır’dan Amerika kıtasına kadar Antik Yunan ve Antik Roma’yi da icine alacak bicimde çok geniş bir coğrafyada MS. 4. yüzyıla kadar sürdü. 

Eril ilkeye bazı toplumlarda dişil ilkeden daha fazla önem atanmıştır öyle ki yaratıcının eril olduğu fikrine bugün de rastlamak mümkündür. Dişil ilke, daha çok eril ilkenin yaratımını yayan pasif bir yaratıcı olarak görülmüştür fakat insanlık, yaşamın sürdürülmesinde dişil prensibin önemini anladığında dişil ilke de tanrıça kültü üzerinden önem kazanmıştır. Toplumların anaerkilden ataerkile dönüşüp dönüşmediği sorusunun tek bir cevabı olmasa da viceversa içinde bulunduğumuz çağda dişil enerjinin egalitaryen tutumunun “olam haba” ya hazırlanmak için ne kadar önemli bir tutum olduğu açıktır. 

Semboller bulundukları topluma göre anlam değiştirirler, örneğin Mısır’dan Antik Yunan ve Antik Roma’ya geçerek aynen devam eden ve Orta Çağ’a da yansıyan semboller vardır ama keçi sembolizmi biraz farklıdır. Elizabeth donemi zooloğu Topsell, “keçiden daha çok şehvetle ilişkili bir hayvan yoktur der. Mısır’daki keçi-tanrı örneğini ele alırsak, Zeus’u keçi sütü ile besleyen veya yarı keçi yarı nemf olan Amalthea, keçi derisinden pelerin giyen Juno, keçi derisinden Aegis’i taşıyan Athena, Minerva ve Lupercalia anlatıları yine keçinin bolluk, bereket, üreme ile ilgili olduğunu ve kadın figürü ile yakından lişkili olduğunu gösterir. Diğer yandan Festus’a göre Antik Roma’da kadınlar din adamları tarafından keçi derisine sarıldıklarında temizlenir, arınırlardı. Herkül ve Naiad, Zeus ve Amalthea ve cornucopia anlatısı da keçi boynuzu ve kadın figürünün bir arada bolluk ve bereketi temsil ettiğini söyler. Fakat Hristiyanlıkla beaber işler biraz değişecektir, Fransa’nın güneyinde yine fallik bir tanrı olan Priapus’a St.Foutin adı altında tapınılırdı ve kiliselerde ona adanan büyükçe bir ahşap fallus da bulunurdu. Kadınlar bu ahşabı kazır, parçalarıyla kısırlığa karşı iksir ya da şarap hazırlarlardı. Bu pratikler 17.yy a kadar devam etse de bu fallusun yerini sütunlar alacaktı. 

Bir anlamda cadılık, witchcraft, şeytana tapma, kafirlik gibi iddialara: Malleus Maleficarum ile destekçiler bulunması, önce kilisenin ve sonraları fakir halkın içinden çıkan “cadı avcılarının kendilerine ekonomik destek arayışı ile bu güruha katılmaları ve kadınların bu türden uygulamalarda bulunmalarının da zemin hazırladığı söylenebilir. Şeytanın keçi ve Pan ile ilişkilendirilip sakallı, kuyruklu, keçi-insan olarak tasvir edilmesinin sebebi bir anlamda keçinin bereket sembolizminin şehveti ifade etmeye başlaması ve şehvetin de kötü bir özellik sayılmasıdır denebilir. Cadılık histerisi ayyuka çıkıp kadınlar bir bir itirafa zorlandıklarında bir çoğu şeytanın onlara devasa boyutlarda bir keçi olarak göründüğünü ve ona taptıklarını söyleyeceklerdi, daha sonraları bu “itiraflar” İsa’ nın “koyunları keçilerden ayırması” olarak yorumlanacak ve bu delilik hali birçok kadının canına mal olacaktı. Cadılık iddialarına şüpheyle bakabilmiş bir hukukçu ve tarihçi Jean Bodin de şeytanın girebileceği onca kılık varken en sevdiği kılığın keçi olmasını keçi ve şehvet ilişkisi ile açıklar. Diğer taraftan tapınak dönemlerindeki Pesah kurbanı olan keçi ve koçlar ile tapınakta çalınan koç boynuzundan şofar sebebiyle aynı dönemlerde kan iftirasına maruz kalan yahudilerin de şeytanla özdeşleştirilmesi ve çeşitli iftiralara maruz kalmaları da işin tuzu biberi oluyor, onlar da çeşitli hakaret ve cezalara maruz kalıyorlardı. Yine bu sebeplerle de keçi şeytanla bir tuluyor ve kadınlar ile yahudiler de şeytanla iş birliği yapmakla suçlanıyorlardı. Diğer yandan kadınların da “tapınak fahişeliğinden kendi evlerinin “bakiresi” olmalarına giden yol işte böylece açılmış oluyordu. 

Haydi gelin şimdi hep birlikte Elul ayı ile ilgili yazdıklarım ve bu yazıda tüm okuduklarımızı Balık – Başak aksı ve Koç – Başak antisyasında birleştirelim ve Başakların ilahi düzen ve düzensizlik içindeki yerine daha yakından ve pratik bir biçimde bakabilmiş olalım. Astrolojik olarak 21 Aralık gecesi kuzey yarım kürede Güneş tüm aydınlığını yitirmişken yükselen takımyıldız Başak takımyıldızıdır. Bu da bize Elul ayı ve Başak burcu ile ilgili tüm bilgilerin tek cümlelik çıkış noktasını verir. Yani güneş tanrı, keçi sembolü ve Başak burcu verimlilik ilkesi bakımından yakından ilgilidir. 

Başak’ta yetersiz hissetme olabilir, kendini ve başkalarını yetersiz hissettiği için eleştirebilir fakat Başak’ın hem Bakıcı hem de Şifacı arketipinde olduğu düşünülürse bu çift kutupluluk ile Başak kendine ve başkalarına karşıdan bakabildiği için iyi bir gözlemci de olabilir. Bu nedenle Başak’ın eleştirebilme yeteneğinin ciddiye alınması da gerekebilir. Bu durumda Başak getirdiği eleştirilerin bir şofar sesi niteliğinde olup olmadığına dikkat etmelive “yaradanın yeryüzündeki sesi” olma tekamülüne de erişmeye çalışmalıdır. O elbette mükemmeli ister ve bunun için çalışır ancak bunu yaparken salt kendi memnuniyetsizliğini ya da kendi değerlerini temel alan bir yaklaşımı olmamalıdır. Aksi halde insanoğlunun ahlaki durumunun düzelmesini beklerken hiçbir değişiklik olmayınca insanlığa küsüp gökyüzündeki Başak takımyıldızı olmayı seçen Astreae gibi dağılabilir ya da dağılmayı tercih edebilir. 

Bu noktada antisya Koç, Başak’ın kısıp açabildiği bir eril enerji olarak düşünülebilir. Başak Balık aksının geçişken olması gibi, Koç Başak antisyası da benzer bir geçişkenlikte olursa, Başak bizlerin, Koç da Başak’ın şofarı ve “Kahramanı” olacaktır. Eğer Başak fazlaca dişilde kalırsa Koç’tan kendi hikayesini başlatabilme, üretebilme, kendilik bilincinde olma yeteneğini alabilir. Fazlaca erilde kalırsa ondan yeniyi deneyimleme (başka bir rutin de olsa), amatör ruh ve cesaret gücü almalıdır. Böylece Başak, kahramanın yolculuğu dediğimiz süreci inisiyasyon ve entegrasyon arasındaki dengeyi kurarak ilerletebilecektir. Kendi cephesinde durum buyken, Başak kabalada tikkun olam yani tamir konsepti ile ilgilidir. Tikkun konsepti hayat ağacındaki kırık kapların onarılması konsepti ile de yakından ilgilidir yani Başak dünyayı ve insanları “tamir etmek”, mükemmelleştirmek, adeta ütopik bir toplum haline getirmek ister. Jungyen açıdan projeksiyonla ilgili olduğu için bunu hem kendini hem başkalarını acımasızca eleştirerek ve kendini “tamire” feda ederek yapabilir ancak bilinci temsil eden Başak, bir kez kendi durumunu idrak ederse tekamül yolculuğu daha kolay olacaktır. 

Şofar So Good

“EVET, O GÜN BÜYÜK BİR BORU ÇALINACAK; 

ASUR’DA YİTENLERLE MISIR’A SÜRGÜN EDİLENLER 

GELİP KUTSAL DAĞDA, YERUŞALAYİM’DE RAB’BE TAPINACAKLAR.” 

İbrani takvim Elul ayı ile biter. Sonrasında gelen Roş haŞana takvimde bir yılın bitişini ya da bir veya iki günü değil aslında Tişri ayını işaretler çünkü Roş haŞana ile birlikte önümüzde yeni bir dönem açılır. Yeni döneme son hazırlıklar Elul ayında yapılır. Bu ayda geçmiş yılın muhasebesini yaparak daha iyi bir versiyonumuza ulaşma ümidini taşırız çünkü Elul yargı ve merhamet prensiplerine daha yüksek bir dereceden tabi olduğumuz ve yargılanmak üzere “sahadaki kralın” huzurunda bulunduğumuz dönemdir. Bu dönemdeki diğer hazırlıkları şimdilik bir kenara koyalım ve İbrani kültürde ve ezoterizmde çok önemli bir yere sahip olan şofar sembolizminden bahsedelim. 

Şofarın üflenmesi, kral odaya girince kralın gelişini orada bulunanlara haber vermek için trompet çalınması gibidir yani Elul’de yargı zamanının gelip çattığını bize şofar sesi hatırlatır. İbrani kültürde şofar sesinin birçok kullanım amacı olmakla birlikte başlıcaları bir ritüeli yerine getirmek, işaret vermek (alarm) veya müzikal bir ses oluşturmaktır. Litürji bakımından bazı anlamlar ise şunlardır, yaratımın başlangıcını işaretlemek, teşuvaya çağrı, Tora’nın verilişini anmak, büyük şofarın çalınacağı günü hatırlatmak. Kabaca, şofar teknik olarak 2-3 perdeli bir aerofon olup bir yayın aracıdır. O, dünyanın bilinen en eski, halen kullanılan ve ilk formunu koruyabilmiş tek müzik enstrümanıdır. 

Etimoloji bakımından eski ya da dini metinlerden bildiğimiz birçok bilgi olsa da genel kanı şofar kelimesinin Asur dilindeki yabani keçi anlamına gelen şapparu kelimesinden geldiği yönündedir. 2. Dünya Savaşı öncesindeki Avrupa şofarlarının neredeyse tamamının evcil keçi boynuzundan yapılmış olduğu ve şofarın günümüzdeki kullanımı düşünülürse, etimolojinin verdigi bilgi de eklenerek şofarların caprinae alt familyasında yer alan hayvanların boynuzundan yapılabileceği söylenebilir. Buna ek olarak, şofar kelimesinin İbranice kökünden türetilmiş diğer kelimeler, bebek Moşe (Hz.Musa) ve ebe Şifra anlatımı, Tora’da ilk müzikal enstrümanların atfedildiği isim olan Yuval (Bereşit 4:21) ve yine Yuval kelimesi ile aynı kökten gelen diğer kelimeler birlikte değerlendirildiğinde tüm bu bilgiler bize şofarın hatta müziğin mahiyeti, anlamı ve işlevi hakkında temel ve önemli bilgiler vereceklerdir. Dolayısıyla bu bilgiler ışığında, bir şofarın hangi hayvanların boynuzundan yapılabileceği, neye şofar denebileceği, ne zaman üfleneceği, kimlerin üfleyebileceği, işlevi ve nasıl çalınacağı konusunda genellikle bir fikir birliği vardır denebilir. 

Şofar 4 ses ile çalınır. Bu sesler coğrafyadan coğrafyaya kültürden kültüre değişebilir hatta birbirine çok yakın yerlerde dahi farklı yorumlar duymak mümkündür. Fakat değişmeyen şey şu 4 temel sestir: 

1. Tekiah: Devamlı ve uzun bir sestir. 

2. Şevarim: 3 ayrı kesik sesten oluşan bir sestir. 

3. Teruah: 9 kısa kesik sesten oluşan bir sestir. 

4. Tekiah: Tekrar başa dönülür. 

Şofar sesi Yesod sefirasi ile ilgilidir ve konsept bakımından lunar bir sestir. Yesod sefirasi Ay ile temsil edilir. 

Ay kabalistik astrolojide dürtülerimiz ve bizi kötülüğe itebilecek zorlu enerjilerdir. Şofar sesi bu eğilimlerimizin farkına varmamız gerektiğini hatırlatır ve enerjisel olarak kabalistik hayat ağacındaki ikinci üçgen Beriya’yı (Hesed- Tiferet-Gevura) aktive ederek bizi bu eğilimlerin yaratacağı etkilerden korur ve destekler. İkinci üçgenin aktive olması ile kendi kendimizi sabote etmekten ve başkalarına zarar vermekten korunmuş oluruz çünkü ikinci üçgen bizi astral ve transitten tetik alarak kötü karma yaratmaktan korur. Bu sayede de saflık, temizlik ve mistik birliğe daha çok yaklaşırız. 

Kabalistik ritüelleri akademik açıdan inceleyen ilk kişi olan filozof ve tarihçi Gershom Scholem, şofarla ilgili kabalistik aktarımların dinamiklerini açıklarken eril-dişil dualitesini ve bunların uyumunu da dikkate alır. Bu açıdan bakıldığında şofarı boş bir kap yani dişil prensip olarak düşünmek mümkündür, bu bakımdan şofar dişil karakterdeki “kozmik rahim” Bina sefirasına aittir. Kutsal rahim, döllendiğinde eril karakter kazanır. Boş bir kap olan olan şofara nefes üflemekle ateş, hava ve su elementlerini kaba aktararak ona fallik özellik yani ses üretebilme özelliği veririz. Dişil prensip Bina sefirası, Hesed, Gevura ve Tiferet sefiralarının elemental özelliklerine yayılırken su, ateş ve havaya şofar sesi ile geçiş sağlar. Tüm bunları kapsayan Tiferet, sofarın sesidir ve aynı zamanda Yaakov avinunun (Hz. Yakup) sesidir. Tiferet ateş ve su arasında denge kuran yani ateş ve sudan oluşan havadır (sıcak ve nemli). Bu üç element birleşerek sesi oluştururlar ve üç element seste varlık bulur. Nefesten ses doğar ve Bina Tiferet’ten eril prensip biçiminde merhamet olarak yansır. Elbette ki merhametsiz bir yargı eksik olacaktır. Şu halde Elul ayının işareti olan Başak yargı ve Başak’ın polaritesi olan Balık da merhamettir. Bu noktada iki önemli figür hemen aklımızda belirmelidir; Avram avinu (Hz. İbrahim) ve oğlu Yitshak. 

Pirke de Rabbi Eliezer’e göre iki şofar vardır. Küçük ve büyük şofar. Küçük şofar Morya Dağı’nda Avram ve oğlu Yitshak’a kurban edilmek üzere tanrı tarafından gönderilen koçun” sol boynuzunu temsil eder ve bu küçük olan boynuz Sina Dağı’nda çalınmıştır. Daha büyük olan sağ boynuz ise (Bina) Olam haBa’da (gelecek dünyada, düzende), günlerin sonunda üflenecektir. Burada önemli bir bilgiyi de vermek gerekir eski kaynaklarda Yitshak’ın kurban edilmesi teması kurban ifadesi ile değil akeda kelimesi ile verilir yani Yitshak’ın “bağlanması”. Bu öyküyü farklı açılardan okumak mümkündür, bir yönüyle ele aldığımızda Avram eril prensip merhametin, Yitshak da dişil prensip yargının kişileşmiş biçimidir. Bağlanan Yitshak ile anlatılmak istenen merhametin yargıya galip gelmesidir. Bir yoruma göre, bu dualite sırasıyla koç boynuzu ve keçi boynuzuna tekabül eder ve bugün çoğunlukla koç boy- nuzunun tercih edilme nedeni budur. 

Bir başka galibiyet anlatımı yine Gershom Scholem’in “diğer güçlere karşı elde edilen galibiyet ifadesi ile uyum gösterir. Midraş’a göre Samael Avram’a verilen koçun boynuzlarını “iki ağaç arasına sıkıştırır yani onu saflık ve temizlikten uzaklaştırmaya çalışır fakat Avram galip gelir. Burada Avram yine merhamet prensibi ve Samael de yargı prensibidir. 

Tüm bu anlatımlarla birlikte boynuz ritüellerinin kötücül güçlerle mücadeleyi ifade ettiğini anlamaktayız. Şofar sesi aslında bir yönüyle kötücül güçlerin de kralla birlikte “sahaya inmesini sağlayarak onlarla bir av-avcı oyunu gerçekleştirmek üzere kötücüllere yapılan bir açık çağrı ve avın başladığını belirten bir işarettir. Oyun sonunda heteroerotik biçimde birleşen kötücüllerin gücü yine şofar sesi ile kırılır ve saflaşıp temizlenilerek onlara galip gelinir. 

Şofar sesi, arzularımızı tanrının arzularına ve bizi de tanrıya yaklaştırır. Saflaşıp temizleşerek gelişmek, üst versiyonumuza ulaşmak ve daha iyi yaşamaya çalışmak için Roş haşana tüm İnsanlığa verilen bir armağandır ve içinde tanrının nefesini taşıyan herkese yaratımı ve ruh köküne dönüşü hatırlatır.  

Kabalistik Astrolojide Elul Ayı 

Aylar: Ağustos-Eylül 

Melek: Hamaliel 

Kabile: Gad 

Sembol: Betulah 

Uzuv: Sol el 

Harf: Yud, Reş 

Anahtar isim: ה-ה-ו-י 

Duyu: Eylem 

Sefira: Yesod 

Elul, Akadca “hasat” anlamına gelir ve Aramicede “aramak” anlamındaki bir kelime ile ilişkilidir. Aynı zamanda Moşe’nin Sinai dağına yeniden çıktığı ve burada 40 gün boyunca kaldığı aydır. Dolayısıyla Elul ayı af ve merhamet ile yakından ilgilidir. Diğer yandan Elul kelimesinin gematriası 67 olup Binah sefirasına eşittir ve 67’nin redüksiyonu 13 olduğundan bu ay 13 Merhamet Niteliği’ni vurgular. Ayrıca Elul İbrani medeni takvimindeki son ay olup, Roş ha-Şana’yı yani yeni yılın başlangıcını işaret eder. Tüm bu manalar Elul’un bir bilgelik, sevgi, merhamet ve af ayı olduğunu işaret eder. Bu ayda ilahi sistemle uyumlu olmak için bizlere tüm geçmiş yılımızı tanrının merhamet ve adaletini düşünerek bir film şeridi gibi gözlememiz, kırıp üzdüklerimiz varsa onlardan af dilememiz önerilir. Elbette yalnız af dilemekle yetinmez, Bina sefirasının ifade ettiği gibi neyi neden yaptığımızı anlar ve bir daha olmaması için kendimizi gözlemlemeye başlarız, böylece doğru davranarak teşuva sürecimizi başlatmış oluruz. 

Yahudi mistisizminde bu ay kişinin davranışlarının ardındaki motivasyonu ve düşünceleri analiz etmesi, ruhunun kuvvetini arttırır, istek ve arzularını tanrısal olandan yana çevirir. Hasidik aktarımlar bunu çok güzel bir benzetme ile açıklar, “kral sahada/kral meydanda” yani kral halkın arasında. Bu ayda bizler halkın arasına karışan kralı yani yaradanı “arama” yoluna gideriz, günlük yaşamımızda tanrının varlığını daha çok hisseder, af ve merhamet üzerine düşünür ve sonsuz yaşamı hatırlama çabamızı arttırırız ve bu çabalarımız daha kolay cevap bulur. Bu benzetmeyi direkt olarak almak mümkün elbette, bu ayda tarla ve arazilerde zaman geçirip maddi ve manevi bereketlendirme çalışmaları yapmak, buralarda inzivaya çekilmek, doğa ile iletişimde olmak da ruhumuzu besler. 

Elul’un en bilinen açılımlarından biri Şlomo Ha-melekh’in (Kral Süleyman) Ezgiler Ezgisi’ndeki bir dizesinin akronimi olmasıdır: 

אני לדודי ודודי לי 

 |        |         |      | 

 א    ל         ו       ל    

Ani le-dodi ve-dodi li. 

Ben sevdiğimin, sevdiğim benim. 

“Ben sevdiğimin” ifadesi insanın ruh köküne, Rab’be dönüşe. vahdet-i vücuda, mistik birliğe özlemdir. “Sevdiğim benim” demek ise yaradanın af ve merhametine olan ihtiyacımızı vurgular. Bu dizenin belirttiği gibi bu ay tanrı ile bağımız çok kuvvetlidir. Elul ayında tanrı ve insan öyle yakındır ki bu aya yaradan ve insan arasındaki “balayı” denir. 

Elul’un sembolü bakire genç kadındır. בתולה betulah kelimesi ile ifade edilir ve bu ifade Tora’da tek seferlik özel bir kadın için kullanılmıştır, Yitzhak ile evlenmeden önceki Rivkah. Yine Binah sefirası da anneliği ile ilgili olarak Rivkah ile eşdeğer tutulur. Kabalada onların evliliği ve aşkı bir dua ve tanrıya adanma gibi görülür. Yitzhak ve Rivkah’ın gematriaları  toplamı תפילה, tefilah, dua kelimesinin gematriası ile aynıdır. Bu sevgi ve adanma yine “Ben sevdiğimin, sevdiğim benim ifadesini hatırlatır. Elul’un konsepti aşk, yakınlaşma ve sevgi ile de ilgilidir. Betulah, bakir toprak anlamında da kullanılır. Yeşaya 62:5 “Bir delikanlı bir kızla nasıl evlenirse, oğulların da seninle (İsrail toprakları) öyle evlenecek. Güvey gelinle nasıl sevinirse, tanrın da seninle öyle sevinecek.” der ve insanlığın toprak ana ile ilişkisini vurgular. Bu “kral meydanda” deyimi ile de örtüşür. Belirtmek gerekir ki İsrailoğulları ifadesi bazı ortak genetik özelliklere veya tarihsel ve kültürel ortak paydalar taşıyan kişilere işaret etmez, Rab’be inanan herkes ve tüm insanlık İsrailoğlu’dur. 

Rabbinik bilgilere göre Elul 25 dünyanın yaratıldığı gündür ve dünya Bet harfi üzerine kuruludur. Tora’nın ilk cümlesi de Bet harfi ile başlar. Bet harfinin 3 yönü; yukarısı, aşağısı ve sağı kapalıdır sadece sol tarafı açıktır, İbranice sağdan sola okunduğundan bu, “yaratım ve sonrası ile ilgilen” demektir çünkü aslında iki tane dünya vardır, bu dünya ve Olam haBa; gelecek. Bet, bizim gelecek ile bağımızı kurar. Diğer yandan sürekli yaratımdan önce ne olduğunu anlamaya çalışmak her şeyi anlayamayabileceğimiz veya bazı bilgileri kaldıramayacağımız için bizi depresif yapabilir ancak Elul’de daha önce giremediğimiz kapılar bize açılır. Yukarıda olan ve aşağıda olan ile yaratımdan önce ne olduğu bize aşikar olur. Bet aynı zamanda ברכה, braha yani kutsamak kelimesinin de baş harfidir, yaratımın onunla başlamasının bir nedeni de budur. 

Elul’un geçmişe bakmanın önünü açması aynı zamanda kendimizle ilgili değerlendirme yapabilmemiz içindir. Bu ayın sonunda Roş ha-Şana, yeni yıl geldiği için geçtiğimiz yılın muhakemesini yaparız. Tövbe ve pişmanlık da bir diğer konsept olduğundan tam da bu nedenle kalbini kırdığımız kişilerden özür diler, yeni yılda değiştirmeye çabalamak niyetiyle tekrar etmek istemediğimiz davranışlarımızla ilgili notlar alırız. Bu da aslında yine bizi geleceğimize, gelecekte olmak istediğimiz kişiye bağlar. Bu yüzdendir ki yine Bina sefirası ile, geleceğimizi anlamak ile ilgili bir teması vardır. 

Elul’un eylem ile ilgili olması aslında sezgi ve bilgiye işaret eder. Kendimizi bilip iyiliğe adanarak ruhumuzu tamir edebiliriz. Elul, sevgi, yakınlaşma, tövbe, bağışlama ve merhamet ayıdır. Bu aydaki hareket noktamız ise bu ayın harfi olan Yud’un ifade ettiği umutla başlama umutla bitirme olmalıdır. Bu ayı günlük yaşamımızda da deneyimlemek için bozulan şeyleri atmadan önce tamir etmeyi denemeli, bozulan bir ilişkiyi bitirmeden önce düzeltmeyi denemeliyiz. Böylece bir şeye başlayıp tamir edebildiğimizi görecek ve ruhumuzu düzeltme konusunda daha umutlu olabileceğiz.

İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi

Tarih:EKİM
9
Saatler:20:00 – 22:00
Yıl:2024

Evrenin yaratılış sırlarını keşfetmeye hazır mısınız? İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi, sizi İbrani alfabesinin mistik anlamlarıyla ve kabalanın en eski ve en gizemli metinlerinden biri olan Sefer Yetzirah’nın derinlikleriyle buluşturuyor. Bu eğitim size ruhsal yolculuğunuzu zenginleştirecek ve evrensel hakikatlere dair derin bir anlayış kazandıracak.

İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Nedir?

İbranice harfler, kabalaya göre evrenin temel yapı taşları olarak kabul edilirler. Onlar tanrının sonsuz ışık ve bilgeliğini alıp yaratıcı bilinç kanallarına aktaran arketipik enerji formlarıdırlar. Her harfin kendine özgü bir enerjisi, anlamı ve yaratılış sürecinde oynadığı rol vardır ve ruhumuz bu rolleri tanıyıp bilmektedir. Bizim bilinçli olarak da harflerin nasıl kullanılacağını, nasıl kombine edileceğini bilmemiz önemlidir. Yazarının İbrahim peygamber olduğu kabul edilen Sefer Yetzirah, harflerin evrenin yaratılışındaki yerini açıklayan en eski kabalistik metinlerden biridir. Bu eser, doğa yasalarını manipüle etme gücü barındıran derinlikli kodlar barındırır. Onun bu gücünün arkasında da harfler yatar.

İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi Size Ne Sunar?

  • Harflerin Anlamları: İbranice harflerin her birinin mistik anlamlarını ve evrensel enerjilerle olan ilişkisini öğrenin. Bu harflerin ruhsal ve yaratıcı güçlerini keşfederek, içsel dönüşümünüzü destekleyin.
  • Sefer Yetzirah’nın Bilgeliği: Sefer Yetzirah’nın kadim öğretilerini inceleyin ve bu metnin evrenin yapısını nasıl açıkladığını keşfedin. Bu bilgelik, evrenin yaratılış sırlarına dair derin bir anlayış kazandıracak.
  • Kabalistik Uygulamalar: İbranice harflerin enerjilerini kullanarak, meditasyon ve diğer kabalistik uygulamalarla ruhsal deneyiminizi derinleştirin. Bu uygulamalar, evrensel enerjilerle daha bilinçli bir bağlantı kurmanıza yardımcı olur.
  • Semboller ve Sefirot: Sefer Yetzirah’da anlatılan 10 sefirotun anlamlarını ve bu özelliklerin yaşamınızdaki yerini keşfedin. Bu bilgiyi, kişisel ve ruhsal gelişiminiz için kullanmayı öğrenin.
  • Evrenin Yaratılış Süreci: Evrenin İbranice harfler ve sefirot aracılığıyla nasıl yaratıldığını ve düzenlendiğini anlamak için Sefer Yetzirah’nın derinliklerine dalın. Bu kadim bilgelik, evrensel hakikatlerle daha derin bir bağlantı kurmanızı sağlayacak.

Neden İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi?

Bu eğitim, sadece İbranice harflerin mistik anlamlarını ve Sefer Yetzirah’nın kadim bilgeliğini öğrenmekle kalmaz; aynı zamanda bu kadim bilgiyi ruhsal yolculuğunuzda nasıl kullanabileceğinizi de öğretir. İbranice harflerin gücünü ve Sefer Yetzirah’nın rehberliğini keşfetmek, sizi hem kişisel hem de evrensel bir anlayışa doğru yönlendirecek.

Kimler İçin Uygun?

İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi, kabala ve İbranice’nin mistik öğretilerine ilgi duyan, temel kabala bilgisi olan herkes için uygundur. Ruhsal gelişimini derinleştirmek, evrenin sırlarını keşfetmek ve bu kadim bilgiyi hayatına entegre etmek isteyenler için ideal bir programdır.

Eğitim Süreci

Eğitim, İbranice harflerin ve Sefer Yetzirah’nın temel kavramlarını öğretmekle başlar ve adım adım bu kadim bilgeliğin derinliklerine iner. Uzman eğitmenimiz, teorik derslerin yanı sıra uygulamalı çalışmalarla bu bilgilerin nasıl hayata geçirileceğini gösterir. Eğitim süresince, öğrencilerin bireysel gelişimlerine odaklanılır ve kişisel rehberlik sağlanır.

Kadim Bilgeliğin Kapılarını Aralayın!

İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi ile evrenin yaratılış sırlarına ve İbranice’nin mistik gücüne adım atın. Bu eşsiz eğitim sayesinde, ruhsal yolculuğunuzda derin bir dönüşüm ve evrensel hakikatlere dair güçlü bir farkındalık kazanacaksınız.

Bizimle İletişime Geçin

İbranice Harfler ve Sefer Yetzirah Eğitimi hakkında daha fazla bilgi almak ve bu kadim bilgelikle ruhsal yolculuğunuzu zenginleştirmek için şimdi bizimle iletişime geçin. Size bu derin ve aydınlatıcı yolculukta rehberlik etmekten mutluluk duyarız!

Aslan ve Gölge

“RÜYANIZDA VAHŞİ BİR BOĞANIN, ASLANIN YA DA KURDUN SİZİ TAKİP ETTİĞİNİ GÖRÜRSENİZ,

ANLAMI ŞUDUR: SİZE GELMEK İSTİYOR… EN İYİ TUTUM ŞU OLURDU:

LÜTFEN, GEL VE BENİ BİR LOKMADA YİYİP YUT.”- JUNG

Semboller ve resimler bilinçaltının dışa vurum araçlarıdır, onlar bilinçaltının kelimeleridir. Semboller rengarenk dünyaları ile bilinçaltının adeta materyal plandaki dualleri gibidir. Bilinç her şey düzende olduğunda rahat ederken bilinçaltı bir o kadar özgürlük alanı bulabildiğinde rahat eder. Semboller bize bu özgürlük alanını tanır ve bu alan Jungyen perspektif ile birlikte değerlendirilirse sembollerin bireysel ve kolektif anlamlarının birleştirilmesi ile sembol okumalarımız daha tutarlı ve anlamlı hale gelir ancak bu füzyon sırasında semboller hiçbir zaman direkt olarak sadece kitaplardaki anlamları ile düşünülüp değerlendirilmezler.

Örneğin tarot ve oracle kartları, sembolik anlatımın en yoğun biçimde kullanıldığı araçlar arasında yer almaktadır. Her bir kart, tek bir anlamı temsil etmektense daha çok katmanlı imgeler, arketipsel motifler ve kültürel semboller aracılığıyla bilinçdışı süreçleri harekete geçiren görsel bir anlatı sunar. Bu nedenle tarot destesi, çoğu araştırmacı tarafından “konuşan bir resim kitabı” veya sembolik bir dil sistemi olarak değerlendirilmektedir. Kartların yorumu yalnızca geleceğe ilişkin öngörüler üretmekten ibaret olmayıp, bireyin içsel yaşantısını, çatışmalarını, gelişimsel dinamiklerini ve psikolojik örüntülerini anlamaya yönelik projektif bir süreç olarak da ele alınabilir.

Nitekim son yıllarda psikoterapi literatüründe tarot kartları, özellikle sanat terapisi, anlatı terapisi (narrative therapy), Jungcu analiz ve bazı projektif tekniklerle bütünleştirilerek yardımcı bir araç olarak kullanılmaktadır. Terapistler kartları kehanet amacıyla değil danışanın çağrışımlarını, duygusal tepkilerini, yaşam anlatısını ve bilinçdışı temalarını keşfetmesini kolaylaştıran görsel projektif uyaranlar olarak kullanmaktadır. Örneğin danışandan seçtiği kartı kendi yaşam öyküsüyle ilişkilendirmesi, karttaki figürlerin yerine kendisini koyarak anlatı oluşturması veya kart sembolleri üzerinden içsel çatışmalarını ifade etmesi istenebilir. Bu uygulamalar, klasik projektif tekniklerde olduğu gibi danışanın kendi anlamlarını üretmesine olanak tanımaktadır.

Bununla birlikte tarotun psikoterapide kullanımı, bilimsel olarak doğrulanmış bağımsız bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmemektedir. Daha çok terapötik ilişkiyi destekleyen, sembolik düşünmeyi teşvik eden ve öz farkındalığı artırmayı amaçlayan tamamlayıcı bir araç niteliğinde değerlendirilmektedir. Bu nedenle tarotun klinik kullanımı, terapistin kuramsal yaklaşımı, etik ilkeler ve danışanın inanç sistemi gözetilerek yapılandırılmalı ve kartlar geleceği belirleyen nesnel araçlar oldukları varsayımından ziyade, bireyin iç dünyasını anlamaya hizmet eden sembolik materyaller olarak ele alınmalıdır.

Son yıllarda tarot kartları, özellikle Jungcu analitik psikoloji geleneğinde çalışan bazı araştırmacı ve klinisyenler tarafından bir yardımcı araç olarak değerlendirilmektedir. Jungyen psikolog Arthur Rosengarten, tarot kartlarını danışanın bilinçdışı süreçlerini ve arketipsel temalarını ortaya çıkarmaya yardımcı görsel uyaranlar olarak ele alırken, yazar Sallie Nichols Jung’un arketip kuramı ile tarot arasındaki yapısal paralellikleri ortaya koymuştur. Bunun yanında Joseph Campbell’ın mitolojik araştırmaları ve özellikle “kahramanın yolculuğu” modeli, bireyin dönüşüm süreçlerinde karşılaştığı evrensel arketipsel temaları açıklayarak tarot sembolizminin yapısıyla önemli paralellikler taşımaktadır. Bu yaklaşımların kuramsal temelini Carl Gustav Jung’un arketip, kolektif bilinçdışı ve aktif imgelem kavramları oluştururken, psikolog James Hillman’ın arketipsel psikoloji anlayışı da sembollerin ve imgelerin psikolojik dönüşümdeki merkezi rolünü vurgulamaktadır. Bu sembolik yaklaşımın önemli kesişim noktalarından biri Jung’un analitik psikolojisindeki gölge kavramıdır.

Jung, ışık ne kadar yoğunsa gölge de o kadar yoğundur der, hepimizin gölgeleri vardır. Aslında gölgelerimiz psikolojik varoluşumuzun tüm ihtimallerini kabullenemediğimiz için vardır. Toplum içinde yaşıyorsak toplum tarafından kabul edilen veya edilemeyen çeşitli davranışlar olduğunu görürüz. Kabul edilemeyen davranışları gölgeler olarak adlandırmak mümkündür. Gölge, bilincimizle varlıklarını bilmesek, farkında olmasak veya hiç aktif olmamış olsalar dahi dışarıya baktığımızda, toplumdan tüm kabul edilemeyen davranışlarımıza dair aldığımız geri bildirimlerdir. Jung’un dediği gibi; gölge, olmak istemediğimiz şeydir. Gölgelerimizi ya kabullenmekte zorluk yaşarız ya inkar ederiz ya da engellemeye çalışırız. Gölge ne kadar reddedilir ve bilinç düzeyine çekilmezse karanlığı o kadar yoğunlaşır. Bu reddetmenin sonucu olarak kişi ne kadar ışıldamaya çalışırsa o kadar karanlıklaşacaktır.

Gölgeleri anlamanın en iyi yolu kişinin tekrarlı kalıplarını bulmasıdır. Burada pozitif gölge kavramı da devreye girebilir ama bu kavram daima gölge konseptine dahil edilmelidir. Bir de bireysel ve kolektif gölge kavramı vardır, hatta öyle ki ülkelerin de gölgeleri vardır. Bu kavramlar yapılan gölge çalışmalarında daima ayrı ayrı detaylıca değerlendirilmelidir. Gölge dört biçimde var olabilir, ilkin varlığı bilinmeden kalabilir. İkinci olarak biri gölgemize işaret eder, gölgemiz rüyalarımızda sembol olarak ortaya çıkar veya onun sonuçlarını gözlemlersek gölgemizin farkına varabilir ama onu kabulden uzaklaşabiliriz. Üçüncüsü gölgemizi kabullenmemek için bilinçli olmayan bir şekilde onu başka bir bireye ya da topluma projekte edebiliriz. Son olarak da gölgemizi fark ederiz, kabulleniriz ve doğru kullanmaya çalışırız.

Tarotta shadow work dediğimiz bir gölge çalışması vardır. Shadow work, zaman zaman oldukça komplike olabilen ve bu nedenle danışan ile danışmanın mümkün olduğunca birlikte çalışmasını gerektiren interaktif bir süreçtir. Bu çalışmada, bahsedildiği gibi gölgenin katmanları bulunarak bir araya getirilir ve kişinin gölgelere entegrasyon süreci verimli hale getirilerek, kendini tanıma ve bireyleşme süreci hızlandırılır.

Tarot ile yapilan shadow work danışmanlıklarında gölgeleri belirten ve kişiye gölge konusunu açabilme konusunda danışana ışık yakan, Güç kartıdır. Güç kartı isminin aksine güç uygulamakla ilgili değildir. Bu kartın üzerinde bir aslanın ağzını yavaşça açan ya da kapatan bir kadın figürü görülmektedir, bu esnada aslan ağzını nazikçe hareket ettirerek figüre yardımcı olmaktadır. Her ne kadar kartın bilinen bir anlamı “İçimizdeki canavarı terbiye etmek” olsa da figür aslanı terbiye etmemekte, aslanın hayvan doğasına ait davranışlarını rasyonalize etmemektedir, tam aksine aslanla bir bütün halinde görülmektedir. Bu sahne Jungyen perpektifle kişinin gölgelere entegrasyon sürecini anlatır. Entegrasyon süreci kendimizle ilgili farkındalığımızın artması, kendimizi kabul ederek iyileştirebilmemiz, güçlendirebilmemiz ve büyütebilmemiz için çok önemli bir süreçtir. Bu süreci ve Güç kartı sembolizmini çok iyi anlatan masallar ve mitoslar da vardır. Bunların en bilinenlerinden biri Güzel ve Çirkin masalıdır. Güç, aslında “güzeli ve çirkini” birbirine entegre ederek kendiliğimize erişebilmiş olma halimizdir.

Shadow work, değiştirmek istediğimiz alışkanlıklardan kurtulmak, kendi kendimizi sabote ettiğimiz durumları fark edebilmek, korkularımızı yenmek, yaratıcılığımızı arttırmak gibi birçok konuda faydalı bir çalışmadır. Shadow work ile kendimizin üst ve en iyi versiyonlarına ulaşabiliriz.

Umarım bu kısa yazı ve yıllar içinde en verimli sonuçları aldığım teknikleri bir araya getirerek oluşturduğum shadow work yaklaşımım; psikoterapötik süreçlerde tarot sembolizminden yararlanmak isteyen uzmanlara, tarotun yalnızca kehanet amacıyla değil, danışanın içsel süreçlerini anlamasına ve yönetmesine destek olan sembolik bir araç olarak kullanılmasını benimseyen yorumculara ve kendi iç dünyasını keşfetmek isteyen herkese faydalı bir kaynak niteliği taşır.

İlgiliye Not: Tarot okumalarında ters kartların yorumlanması konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Ben Jungyen psikoloji temelinde, özellikle enantiodromia kavramından hareket ettiğim için, ters kartların özellikle shadow work çalışmalarında önemli bir sembolik değer taşıdığı görüşündeyim. Av ayını ele aldığım bölümde, ışığın ve görünürlüğün artmasıyla birlikte gölgenin de büyüdüğünden bahsetmiştim. Bu açıdan aslan sembolizmi, karşıt güçlerin bir arada bulunmasını ifade eden bu psikolojik ilke ile güçlü bir paralellik göstermektedir; ışık ne kadar yoğunlaşırsa, gölge de o kadar belirgin hale gelir. Bu dinamik yalnızca tarot kartlarının düz ve ters pozisyonları arasındaki ilişkide değil; majör-minör arkana etkileşimlerinde, elemental karşıtlıklarda ve astrolojik ev sembolizminde de gözlemlenebilir. Ters kartlar, yalnızca bir engel veya olumsuzluk göstergesi olarak değil, bilinçdışında kalan, bastırılmış ya da henüz fark edilmemiş içerikleri görünür kılan tamamlayıcı bir katman olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle ters kartların kullanımı, özellikle shadow work çalışmalarında okumaya derinlik ve çok boyutluluk kazandırabilir. Bununla birlikte, shadow work sürecinde kullanılan destenin sembolik yapısı da büyük önem taşır. Arketipsel ve gölge temalarıyla uyumlu sembolizme sahip, uzmanların önerdiği ve shadow için tasarlanmış desteler, çalışmanın derinleşmesine katkı sağlayabilir. Her ne kadar temel prensiplere bağlı kalmak önemli olsa da, bu tür çalışmalar aynı zamanda kişisel deneyime ve sezgisel gelişime açık yaratıcı bir alan sunar. Uygulayıcının farklı kaynaklardaki teknikleri olduğu gibi tekrar etmek yerine, zaman içinde sonuçları gözlemleyerek kendi pratiğinde en etkili sonuçları veren yöntemleri belirleyerek daha bilinçli ve istikrarlı bir yaklaşım geliştirmesi önemlidir.

Kabalistik Sembolizmde “Ari”

Av ayının sembolü bildiğimiz gibi aslandır. Bu ayki sembolizm yazımda yavan bir aslan sembolizminden bahsetmek istemedim. Elbette bu sembolizmin her zaman ilgi çeken katmanları vardır, yeni şeyler söylemek mümkündür ama bugün hala yaşamımızı derinden etkileyen bir “aslandan” bahsedeceğim; Yitshak Luria.

Yitshak Luria, judaik mistisizmin en önemli ve merkez isimlerinden biridir. Lakabı olan Ari, genel kabule göre formunu İbranice “Elohi Rav Yitshak” kelimelerinin akroniminden alır ve aslan anlamına gelir. Peki Ari’nin önemi nereden gelir? Bunun için tarihte kısa bir yolculuk yapmak gereklidir ama önce kabalanın ne olduğunu “açıklamak” isterim. Kabalistler kabalayı tarif etmek için direkt olarak kabala sözcüğünü pek kullanmamışlardır, çoğu zaman onu anlatmak için nistar (gizli) veya sod (sır) gibi kelimeler kullanırlar. Anlam bakımından kabala aslında kısaca teorik temelin ezoterik yorumudur ve fiziksel planın spiritüel alem ile ilişkisini inceler.

Örneğin yaratıldığımıza teorik bilgi ile inanırız ama yaratımı ezoterik bilgi ile anlarız. Ari, neden burada olduğumuz, ne şekilde yaratıldığımız, nereden gelip nereye gitmekte olduğumuz gibi ezoterik konuları bizlere sistematik bir şekilde açıklayan önemli bir isimdir.

Meditatif, pratik, teorik kabala gibi birkaç türlü kabala hatta birkaç türlü de sınıflandırma vardır. Kişisel görüşüme göre bir kabalist için hepsi araçtır ve eğer kişinin hedefi kendinin daha yüksek bir versiyonuna ulaşmak, daha yüksek planların bilgisini edinmek ve maneviyatını yaşamak ise kabalanın şu ya da bu kişi için ne olduğu konusu kişinin kendisi için çok da önemli değildir. Yalnızca kabalaya ne dışarıdan zayıflatıcı bilgiler eklenmeli ne de içeride olan dışlanmalıdır.

Tarihsel bilgilere göre Ari’nin dikkatleri Safad’da çektiğini görürüz. Safad onun döneminde ve hala önemli bir kabala merkezidir. Şöyle ki 1492’de Elhamra Kararnamesi ile Yine de bu kısa sürede sürgün edilen Yahudiler yaşadıklarının neden başlarına geldiğini, mistik ve kozmik doktrinleri Ari’nin konseptleri ile daha iyi anladılar. Böylece hem yaşadıkları sürgün ve sıkıntıların hem de görevlerinin anlamını daha iyi anlayabilmiş oldular.

Luria farklı kabala akımlarını bir araya getirip sistematik bir hale sokarak onları tek bir düşünce sistemi haline getirdi. Bugün biz buna Lurianik veya Luriyen kabala diyoruz. Ein sof, şevirat ha-kelim, tzimtzum, tikkun olam, hayat ağacındaki alt ve üst alemler, sefiralar ve sütünlar gibi konseptleri anlayabilmemiz onun sayesinde daha kolay gerçekleşmiştir.

38 yaşında vefat etmesine rağmen, bizlere ezoterik bilgileri anlayabilmemiz için insan idrakına uygun, tekrarı ve benzeri olmayan bir yol haritasını miras olarak bırakan bu güzel ruhlu aslanı saygıyla ve sevgiyle anıyorum.

Kabalistik Astrolojide Av Ayı

MUSA ŞÖYLE YANITLADI:

“NE YENENLERİN NE DE YENİLENLERİN SESİDİR BU;

EZGİLER DUYUYORUM BEN.”

Av, İbranice’de temel olarak baba anlamına gelir, bu ay tanrı ve insanın bulunduğu planlar kesişir ve biz tanrının eril yönünü daha çok hissederiz. Tanrının eril yönü yaratımla ilgilidir. Bu nedenle bu ay eylem ile yaratıcılıkla da yakından ilgilidir. Av ayı (Temmuz-Ağustos) yaratım enerjisinin en yoğun olduğu aydır. Bu sebeple bu ayda pozitif enerjimiz yükselir. Aynı zamanda tarihte çözücü ve dağıtıcı olaylar da yaşanması nedeniyle Av, üç negatif aydan biri olarak kabul edilir. Bu ayın negatifi ne kadar çoğalırsa pozitifi de ayni oranda çoğalır denir, bizler de polar salınımımızı uzak mesafeler üzerinde gerçekleştiririz.

Bu ayın çözücülüğü aslında beyaz bir ışık demetinin renk tayfına dönüşmesi, renklerine ayrışması gibidir. Bizim kendimizi parçalarımıza ayırıp bu parçalara tek tek bakmamızla ve kendimizi yeniden yapılandırmamızla ilgilidir. Av ayı bu nedenle bizler için bir söküm niteliğindedir. Sefer Yetzirah bu ayın işitme ile ilgili olduğunu söyler. İşitme ile işaret edilen konulardan biri, kişinin kendi bedeni ve ruhunu, sezgi ve hissini, akıl ve duygusunu tek tek dinlemesi, kendi isteklerini “duymasıdır. Öyleyse duyma kabiliyetimizi arttırmak için bu ay küçük bir çalışma yapalım ve zaman zaman çevremizdeki bize en yakın ve en uzak sesleri duymaya odaklanalım. Bu egzersizle parçalarımızın sesini de tek tek işitmeye başlayacağız.

Bu ayın harfi Tet, piktogram olarak içe dönmeyi ve טוב, tov (iyi) kelimesini işaret eder, bu ay kendimizi anlamak üzere zaman zaman dış sesler egzersizi ile içimize, özellikle yas ve acılarımıza bakarak üzüntülerimizi dönüştürmek bize derin ve saklı bir iyiliği (tov) getirecektir. Bu ayin ilk iki haftasında içimize bakar ve son iki haftasında Tu B’Av ile ödüllerimizi kucaklarız. Bu özellik Av’ı temsil eden kutsal isimde de gizlidir, הויה (He, Vav, Yod, He). Üç “negatif” ayda enerjinin yukarı yönlü olduğunu ve kutsal ismin aşağıdan yukarı yazıldığını hatırlayınız, şu halde yer değiştirmiş ilk iki harf, Av ayının ilk iki haftasının sert enerjilerini, kendi yerindeki son 2 harf de son 2 haftanın doğal akışını işaret etmektedir.

Av, yas ve yıkımla bağdaştırılmasına ve yılın en mutsuz günü denen 9 Av günü de bu ayda olmasına rağmen sevgililer günü ve yılın en mutlu günü dediğimiz Tu B’Av (15 Av) bu aydadır. Peki böyle mutlu bir gün neden böyle bir ayda yer alır? Yas süreçleri, insanların bir araya geldiği, birbirlerine destek oldukları zamanlardır ve Tu B’Av birliğe ve bir arada kalmaya, bağları kuvvetlendirmeye işaret eder. Birlik bu ayda tanrının kutsal lütuflarına ulaşmak için sağlamamız ve korumamız gereken bir duygudur. Bu nedenle Tu B’Av sevgiyi ve ruh bağının gücünü arttıran bir gündür. Biblikal açıdan tarotta Aslan burcunun yöneticisi olan Güneş kartındaki neşeli çocuk aslında tüm insanlığı ifade eder. Av, tanrının bize olan sevgisini çocuğunu koşulsuz seven bir babanın sevgisi gibi üzerimizde hissettiğimiz bir aydır.

Zohar 4 kutsal sembolik hayvana işaret eder, enerji üst planlardan bulunduğumuz plana bu sembolizm aracılığı ile iner. Bu hayvanların içinde ateş elementini temsil eden Aslan, yaz mevsiminin ve Av’ın sembolüdür. Ateş canlı ve harlı olduğunda hissettiğimiz şeyle isli ve dumanlı olduğunda hissettiğimiz şeyler farklıdır. Onun iki yüzü vardır; ateş aydınlatabilir ya da yok edebilir. Ateş elementi gibi İbrani kaynaklarda da Aslan’ın da iki yönü ve dual sembolizmi vardır. Bu kaynaklarda Aslan ya düşmanı betimler ya da inananların koruyucusunun gücüne atıfta bulunur. Aslan’ın bir çift yüzü daha vardır. Bu ayda hepimiz ama özellikle Aslanlar iki aslanla yüzleşirler, geçmişimiz ve geleceğimiz. Şimdi Av ayında nasıl şifalanabileceğimize şöyle bir göz atalım.

Pozitif yönde ilerlemek için bu ayda yalnızca kendi içsel evrenimizin merkezi olduğumuzu hatırlamak adina, geçmiş ve gelecek dengesi ile beden ve ruh dengesi kurmaya yönelik çalışmalar yapabiliriz. Yine Av’ın harfi Kaf ve Aslan’ın harfi Tet ile enerjetik kombinasyon üzerinden kabalistik meditasyon teknikleriyle çalışabilir kibir ve egodan arınmış bir saygı görme ve saygı gösterme dengesini kurabiliriz.

Pozitif yönde ilerlemek için bu ayda yalnızca kendi içsel evrenimizin merkezi olduğumuzu hatırlamak adina, geçmiş ve gelecek dengesi ile beden ve ruh dengesi kurmaya yönelik çalışmalar yapabiliriz. Yine Av’ın harfi Kaf ve Aslan’ın harfi Tet ile enerjetik kombinasyon üzerinden kabalistik medi- tasyon teknikleriyle çalışabilir kibir ve egodan arınmış bir saygı görme ve saygı gösterme dengesini kurabiliriz.

אריה, aryeh (aslan) kelimesinin gematriası 216’dir ve Gevura’ya eşittir. Hesed’in gematriasının da 3 katıdır. Yine gorülüyor ki bu ayda da hem yargı hem merhameti aynı anda yaşamaktayız. Lurianik kabalaya göre tanrı yaratım yapmadan önce yaratıma yer açmak için tzimtzumu yaratır. Gevura tzimtzumdan sorumlu sefiradır. Bu nedenle Av, yeni yıla ve yeni yaratımlara yer açan bir aydır. 3 kat konusu da 3 tapınağa işaret eder. Av ayının şifalarından yararlanırken kalbimizde yıkılanların yerine nelere yer açıp neleri inşa ettigimize de çok dikkat edelim.

Kabala Eğitimi

Tarih:EKİM
7
Saatler:20:00 – 22:00
Yıl:2025

Kabalistik Astroloji Eğitimi

Tarih:EKİM
29
Saatler:21:15 – 23:20
Yıl:2024

İbranice Eğitimi

Tarih:
YAKINDA
Saatler:20:30 – 22:30
Yıl:2024

Zohar Eğitimi

Tarih:EKİM
10
Saatler:20:00 – 22:00
Yıl:2024

Temel Seviye Astroloji Eğitimi

Tarih:
YAKINDA
Saatler:20:30 – 22:30
Yıl:2024

Yengeç’in 3 Seviyesi

Antik çağ uygarlıkları Yengeç takımyıldızını farklı biçimlerde ifade etmişlerdir, onu Babil’de kaplumbağa. Mısır’da kheper, Yunanistan’da ise Yengeç olarak okumak mümkündür. Her üç sembolde de sert kabuklu hayvanlara işaret edilmiştir. Medeniyetler kendilerine mahsus semboller edinmiş olsalar da “sert kabuk” ifadesi üzerinden ortak bir dil ve hikâye geliştirmişlerdir, bireyleşme süreci ve reenkarnasyon.

Bireyleşmede her göksel işaretin manevi mertebeleri vardır. İlk safhada kim olduğumuz fikri başkalarının fikirleri temelinde yükselir ve kendimizle ilgili cevapları içimizde değil dış dünyada ararız. İkinci safhada buhranlar ve kargaşalar deneyimleyerek kendimizin daha üst versiyonlarına ulaşırız. Yani olduğumuz kişi ile olacağımız kişi arasında çalkantılı bir yolculuk yaparız ve bu yolculuğu çoğunlukla kendi başımıza yapmak isteriz. Üçüncü safhada gerçekten kim olduğumuzu bulmak için yaptığımız içsel ve dışsal yolculuklar artık sonuç vermiştir. Kendi gölgelerimizle yüzleşme ve bireyleşme sürecimizi tamamlamış olarak edindiğimiz deneyimleri paylaş- maya hazır durumdayızdır. Yengeç’in bireyleşme yolculuğu da diğer zodyakal burçlar gibi 3 safhadan oluşur.

1.Yengeç:

Yengeç’in kendini ve dünyayı ilk tanımaya başladığı ve kendine karşı mücadele verdiği evredir. Bu mücadeleden kaçınmak için zaman zaman çevresine yüksek çıkışlar yapabilecek, tahmin edilemez eylemlerde bulunabilecektir. Bu dönemde o, basit ilişkiler kurarak kendini ve başkalarını tanımaya başlayacak, kendini bu basit ilişkilerde duygularının türüne ve yoğunluğuna göre ifade edecektir. Bu safhada yengeçlerin mücadelesi aynı zamanda, doğalarında bulunan sadakat ve bağlılığın karşıtı olan “ihaneti” deneyimleme konusundadır. Bu deneyimler sonunda Yengeç, dışarıya değil içeriye bakmayı öğrenecek ve hydra formuna erişecektir.

2. Hydra:

Yengeçler bu evrede duygusal doğaları ile başlarını derde sokmadan yaşamayı öğrenirler. İlk evrede verdikleri aşırı tepkilerin sonuçlarıyla başa çıkmak zorunda kaldıklarından bu evrede öfkelerini kontrol etmeyi, empatiyi ve güveni deneyimlemek ister ve kendileri olmayı öğrenirler ancak bu kez de başka bir mücadele alanı ortaya çıkar; romantik ve ailevi konularda ya fazlaca alçakgönüllü ve kabulcü olabilirler ya da öfkelendiklerinde soğuk ve sert bir tutum güderek kendilerini inciteni incitmek isterler. Hydra formu Yengeçler için bir uçlardan uzaklaşarak dengede kalabilme formudur ve bu yeteneklerinin kuvveti oranınca da “kendi kaderlerini yazarak tavus formuna ulaşırlar.

3. Tavus:

Yengeçler bu formda tüm derslerini almış ve duygusal bütünlüğe ulaşmışlardır. Öfke kontrolünü, affetmeyi ve güvenmeyi öğrenmişlerdir. Artık deneyimlediklerini ve öğrendiklerini ihtiyacı olanlara nazikçe aktarmaya, sahip olduklarını toprak anne gibi sevgiyle ve bereketle vermeye hazırdırlar ve üstelik bunu yaparken artık annelik etmeye de annelik edilmeye de ihtiyaçları kalmamıştır.

Sert kabuk fenomeni, aslında bizim aldığımız her formu yani ruhumuzun evrelerini ve ruhun evrimini koruyan bir kalkanı ifade eder. Öte yandan, Pisagoryen tetraktiste dörtlü ifadenin bir anlamı da başa dönmek ve geçiciliktir, tetragrammatonda bu ifaden harfidir ve karşılığı Yengeç’tir. Öyleyse Yengeç, yolculuğunda maddeyi yani kabuğunu koruyarak form değiştirecektir fakat bunu yaparken maddenin geçiciliğini de kavra- yarak edindiği deneyimleri başkalarına sevgiyle aktaracaktır.

Kabalistik Astrolojide Tammuz Ayı

Aylar: Haziran-Temmuz

Sembol: Yengeç – סרתן

Harf: Het, Dalet, Tav

Anahtar isim: ו-ה-י-ה

Sefira: Netzah

Melek: Muriel

Kabile: Ruben

Uzuv: Sağ el

Duyu: Görme

Zohar 3 “kozmik potansiyel negatif aya işaret eder, bu aylar tanrının yargı yönü ile ilgilidir. Merhametin nispeten daha az olduğu bu aylardan biri Tammuz’dur. İbrani tarihindeki bazı trajik olayların bu ayda meydana gelmesi ve bu olayların kap metaforu ile düşünüldüklerinde “yalnızca kendisi için almak ile özdeşleştirilmelerinden dolayı Tammuz “negatif” bir ay olarak kabul edilir. Ayrıca Yosef’in kuyuya atılması ve “cennetten kovulma” gibi bazı olaylar da bu ay meydana gelmiştir. Burada önemle belirtmeliyim ki “negatif” kelimesi “kötü” anlamına gelmemektedir çünkü mücadele ve yüzleşme olmadan bazen büyüme ve ödül de olmaz.

Tanrının “yargılayan” özelliğinden uzaklaşıp duali olan “merhamet eden özelliğine yaklaşmak istiyorsak, bu 3 aya gelindiğinde kimin elini sıktığımıza dikkat etmeli ve doğruluktan şaşmamalıyız çünkü bu aylarda spiritüel alanda yapılan hataların karşılığı fiziksel planda alınır ve etki ile tepki arasında çok az zaman vardır.

Kabalistik astrolojiye göre ışıklardan Ay, diğer gezegenlerin Malkut’udur. Bizler Malkut üzerinde maddesel boyutla sınırlandırıldığımızdan ve Tammuz Ay’ın yöneticiliği altında olduğundan bu ay sınırlarla da ilgilidir. Bir diğer ifadeyle, Tammuz ayı Het harfi ile ilgilidir; “Het” yazarken Het ve Tav harflerini kullanırız. Het Ay’ın harfidir ve Tav da İbrani alfabesindeki son harftir, bu sebeple yine Ay’ın sınırları ve sonları İşaret ettiği görülmektedir. Biz sınır ötesine geçmek istiyorsak kendimize bu sonlu sistemle çalışabileceğimiz bir yol haritası oluşturmalıyız; bu da paylaşmaktır. Şu halde, Tammuz’un sağ el ile ifade edilen karşılığının temellerinden biri “vermektir”.

Diğer bir bakışla, sağ elimizin işaret parmağı ile bakacağımız, göreceğimiz yöne işaret ederiz, tıpkı Tora okurken yad kullanmak gibi. Bu nedenle Tammuz ayı “görmek” ile de yakından ilişkilidir.

21 Haziran’da gündönümü ile birlikte Güneş her yeri aydınlatır ve gölgeler bizden alınır. Etrafımızda kendilik imajımızı çarpıtan uzun ya da kısa gölgeler yoktur. Bu nedenle Tammuz kendi içimizdeki potansiyel negatifi çok net fark edebildiğimiz bir aydır. İronik bir şekilde bu ayda kendimize entegrasyonu Jung’un “gölgeler” kavramı ile tamamlamaya çalışırız.

Bu ayda hepimiz, fakat özellikle Yengeçler, gerçeklik vizyonlarının gerçekte ne kadar derin olduğunu görebilmek adına gözlerini kabuktaki kötüyü değil içerideki iyiyi görme konusunda eğitmelilerdir, onların zodyakal yolculuklarında kendi ayaklarının üzerinde durabilmelerinin önemli bir basa- mağı da maddenin illüzyonundan çıkmaktır.

Bu ayda dualite ve sınırları deneyimleriz çünkü Tammuz uçları da ifade eder. Doğası itibarı ile bu ay su ile ilgilidir. Su Bina sefirasına bağlıdır. (Ay ve Satürn ilişkisi kabalistik astrolojide önemli yer tutmaktadır.) Üçlemelerde (3 kozmik potansiyel negatif ay) ilkler kabalistik hayat ağacındaki sağ sütuna bağlıdır. Sağ sütunda su elementi yoğundur. Dolayısıyla Tammuz su elementini en yoğun şekilde deneyimlediğimiz bir aydır. Yıl içinde hiçbir ayda böyle üçlü bir kuvvet yoktur.

Tammuz, etimoloji itibarı ile sıcaklığa işaret eder. Bu ayda sıcaklıkla birlikte su elementi faz değiştirir. Yosef, Ruben’i “su gibi coşkun (oynak, aceleci, uçucu)” olarak tanımlar. Bu ay su elementinin uçlarında gezmekten sakınmalı, duygu dengemizi sağlamalı, atacağımız doğru adımlarla güvenilirlik ve itibarımızı korumalıyız.

Yengeç’in ileri değil yana yürüdüğünü hatırlayınız, bu ayın sembolü olan Yengeç bizlere orta sütuna dönmeyi İşaret eder.

Yalnızca Ay ve Güneş tek bir burcu yönetir ve potansiyellerinin tamamını yönettikleri burca aktarırlar. Bu nedenle negatifleri çalıştığında Yengeçlerin dengesizlik, belirsizlik, güvensizlik hisleri yoğun biçimde ön plana çıkar.

Sınır temasını hatırladığımızda; Yengeç bu hisleri ortadan kaldırmak için fiziksel sınırlar üzerinde kontrol sağlayabileceğine inandığı için maddesel kazanımlar elde ederek kendine maddesel bir konfor alanı yaratmak ister, böylece koruyucu kabuğunu sertleştirmeye çalışır. Kabala bize maddesel sınırların illüzyon olduğunu söyler çünkü bu fiziksel dünya spiritüel dünyanın algılarla deneyimlenebilen yalnızca küçük bir parçasıdır. Yengeç, bunu hatırından çıkarmamalıdır.

Kabalaya göre Tammuz ruhumuzun alt seviyeleri ile daha çok bağlantıda olduğumuz bir aydır. Düşünce ve hayallerimiz bazen ego ile de ilgilidir. Bu nedenle alt benlik üst benlik bağından en çok faydalanmamız gereken aylardan biridir.

Unutmayalım ki negatifin de bir işlevi vardır, bizi dengeye getirmek. Dengeye gelmenin her zaman bir yolu vardır. Zohar der ki; “Bir hastalık yaratılmadan önce şifası yaratılır”.

Het, Zayin (İkizler) ve Vav (Boğa)’nin birleşimi ile oluşan bir harftir. O halde bu ay önceki iki burcun pozitif yönlerini kendimize çekerek kolayca Yengeç’in negatifinden çıkabiliriz.

Yengeç, anksiyete, depresyon, içe kapanma gibi negatiflerinden uzaklaşabilmek için bu ay Malkut’un ötesine geçerek metafizik dünya ile kendi özel bağlarını kurmalıdır.

Yengeçler unutmamalı ve seçimleri ile hepimize hatırlatmalıdırlar, “İnanan için kötülük yoktur”.

YOSEF İLK OĞLUNUN ADINI MENAŞE KOYDU. “TANRI BANA BÜTÜN ACILARIMI VE BABAMIN AİLESİNİ UNUTTURDU” DEDİ.”

Tammuz dualite ayı olduğundan Yengeç aynı zamanda IC noktasının bir ifadesidir, içeride, en derinde olanı anlatır. Hepimizin içinde “kendimize ait bir yer” bulunur. Bu ayla ilgili isim ve harfler üzerine meditasyon yapmak bizi içimizdeki bu yere taşır, bizler burada repolarizasyonumuzu tamamlar ve yaratıcımızla bağ kurarız. Bu sayede Yosef gibi “karanlıkta görme kabiliyeti kazanırız. Her zaman bu kabiliyeti tüm potansiyelimizle kullanamayız, bazen karanlıkla tek başımıza mücadele edemediğimizde ailemizden destek alabiliriz. Bazen de travmalarımız aileseldir, şu halde seçilmiş aile kavramını hayatımıza dahil etmenin de uzun süreler Yengeç’in negatifinde kalmamak için güzel bir seçenek olduğunu hatırlayalım.

Kabalistik Sembolizmde “Badem Dalı”

RAB, “YİRMİYAHU, NE GÖRÜYORSUN?” DİYE SESLENDİ. “BİR BADEM DALI GÖRÜYORUM” DİYE YANITLADIM.

Değnekler birçok kültürde otorite ve erginliğin sembolüdür. İbrani kültüründe de mucizevi güçleri olan değneklerin bahsi geçer. Geç dönem anlatılarında bu değneklerin aslında tek bir değnek olduğu ve Adam’dan gelerek haleflerine geçtiği öne sürülür. Bu değnek veya değneklerin hangi malzemeden yapılmış oldukları konusu aslında değneklerin yalnızca bir sembol olup neyi temsil ettikleri konusu kadar tartışmalıdır. Biz burada bu konuya sentez perspektifinden bakalım.


Maji geleneğinde witchcraft ve paganik aktarımları izleyen ekollerde daha çok fındık ağacından yapılan değnekler tercih edilebilirken kabala aktarımlarını izleyen ekollerdeyse badem ağacından yapılan değnekler tercih edilir. (Bazen bu ekolde 2 değnek vardır). Badem ağacı tercihinin nedeni David’in Golyat’ın (bkz. Gulyabani, ghoul) başını kesip geçirdiği değneğin badem ağacından olması, Moşe’ye buyrulan menoranın bezemelerinin badem ağacını model alması, Aron’un değneğinin bir gecede yeşerip badem çiçekleri ve bademler vermesi örneklerindeki gibi anlatılardır. Bu sembolizmde badem dalı tanrının yargılama ve hüküm verme özelliği ile ilgilidir. Bu bağlamda bu iki kavram, içinde bulunduğumuz Tammuz ayının da önemli birer sembolüdür. Örneğin Yirmiyahu 1:11’de Yirmiyahu’nun Rab ile konuşması ve badem dalı vizyonundan bahsedilir.


Badem İbranicede “שקד” şeklinde yazılır. Rab Yirmiyahu’ya “Doğru gördün çünkü sözümü yerine getirmek için gözlemekteyim.” Derken yine aynı kelime ile cevap verir. Bu defa bu kelime burada “gözlemek, özenle çalışmak anlamında kullanılmıştır. Buradan hareketle Rambam badem dalı sembolünün Rabbin himayesine işaret ettiğini öne sürer. Gördüğümüz gibi yargı-hüküm/merhamet-koruma dualitesi buradaki örnekle oldukça güzel bir biçimde aktarılmıştır.


Badem dalının çiçek açmasından sonraki 21. Günde meyve vermesinin de yine Tammuz 17 ile Tişa b’Av arasındaki 3 haftada- ki yargı ve hükmü işaret ettiği de ifade edilir. Bu yüzden değneklerin ateşi ve Atzilut’u ifade etmelerinin nedenlerin- den bazıları hem hüküm hem erginlik hem de Tammuz ve sıcaklık vurgusudur denir.


Spiritüel anlamlara değinecek olursak, burada değnek sem- bolünün omurga, kadüse ve kundalini uyanışını ya da ilahi bilinç veya farkındalığı paylaşmayı temsil ettiğine dair görüşler vardır. Elbette yalnızca biri ya da diğeri doğru olmak zorunda değildir. Örneğin, diğer kabala disiplinleri ile beraber pratik (hermetik) kabalayı da benimseyenler maddesel ve spiritüel planı bu konuda başarılı biçimde evlendirmişlerdir. Şöyle ki, “badem değneği      מטה השקדtamlamasının gematriası 463’tür. (Burada bahsi geçen kelime dal değil değnek). Kabalistik hayat ağacında orta sütunun gematriası da 463’tür. Dolayısıyla hem maddesel hem de spiritüel planı ifade etmesi sebebiyle bu kişiler badem dalından değnekleri tercih eder, uygun rayihayla birleştirirler. İlk defa inisiye olanlar, altar (sunak) hazırlarken önce disk (toprak) hazırlar ve en son değnek (ateş) hazırlarlar. Böylece son aşamada elemental ve spiritüel denge ile orta sütuna dönme eğilimi güçlendirilerek manevi erginlik kazanılır. Yine bu ayın temsili sefirasının Netzah olması ile değneklerin sefirasının Netzah olması da örtüşmektedir. Belirtmeliyim ki değneklerin astrolojik olarak hazırlanması konusu bu aydan bağımsızdır.


Bu bilgilerle, “David metali şekillendiriyordu.” Veya “Daniel aslan terbiye ediyordu.” Dendiğinde bu eylemleri bir palimpsest gibi okuyarak temsil edilenin birden fazla planda çok katmanlı bir eylemler silsilesi olduğunu kolayca görebiliyoruz. Örneğin şimdi hemen bir pratik yapalım. Değnek Ası’na yeniden bakın, artık onu daha farklı görüyor musunuz?


Not: Bu yazıda kabala-maji, majide kabalistik sınır (vice versa) tartışmasına özellikle girilmemiştir çünkü üst versiyonlarımıza erişmenin yolu tek bir tane değildir. Herkes kendi öyküsü için gerekeni ve mizacına uyanı seçer. Kimi de hiç seçmez. Kaldı ki maji farklı amaçları olan pek çok ekole ayrılır. Elbette kişilerin bir “kabul edilebilirin dışında” kategorisi olacaktır (benim için “hayvansal girdi” kullanımı, malzeme gerekli mi?) fakat bu konulara hâkim olmadan hüküm vermek talihsizlik olur. Bizlerin görevi kestirip atmak, yargılamak, etiketlemek, isim takmak, dışlamak, koşulsuz biat etmek, koşulsuz biat beklemek değildir. Görevimiz bellidir, anlamak.