Aslan ve Gölge

“RÜYANIZDA VAHŞİ BİR BOĞANIN, ASLANIN YA DA KURDUN SİZİ TAKİP ETTİĞİNİ GÖRÜRSENİZ,

ANLAMI ŞUDUR: SİZE GELMEK İSTİYOR… EN İYİ TUTUM ŞU OLURDU:

LÜTFEN, GEL VE BENİ BİR LOKMADA YİYİP YUT.”- JUNG

Semboller ve resimler bilinçaltının dışa vurum araçlarıdır, onlar bilinçaltının kelimeleridir. Semboller rengarenk dünyaları ile bilinçaltının adeta materyal plandaki dualleri gibidir. Bilinç her şey düzende olduğunda rahat ederken bilinçaltı bir o kadar özgürlük alanı bulabildiğinde rahat eder. Semboller bize bu özgürlük alanını tanır ve bu alan Jungyen perspektif ile birlikte değerlendirilirse sembollerin bireysel ve kolektif anlamlarının birleştirilmesi ile sembol okumalarımız daha tutarlı ve anlamlı hale gelir ancak bu füzyon sırasında semboller hiçbir zaman direkt olarak sadece kitaplardaki anlamları ile düşünülüp değerlendirilmezler.

Örneğin tarot ve oracle kartları, sembolik anlatımın en yoğun biçimde kullanıldığı araçlar arasında yer almaktadır. Her bir kart, tek bir anlamı temsil etmektense daha çok katmanlı imgeler, arketipsel motifler ve kültürel semboller aracılığıyla bilinçdışı süreçleri harekete geçiren görsel bir anlatı sunar. Bu nedenle tarot destesi, çoğu araştırmacı tarafından “konuşan bir resim kitabı” veya sembolik bir dil sistemi olarak değerlendirilmektedir. Kartların yorumu yalnızca geleceğe ilişkin öngörüler üretmekten ibaret olmayıp, bireyin içsel yaşantısını, çatışmalarını, gelişimsel dinamiklerini ve psikolojik örüntülerini anlamaya yönelik projektif bir süreç olarak da ele alınabilir.

Nitekim son yıllarda psikoterapi literatüründe tarot kartları, özellikle sanat terapisi, anlatı terapisi (narrative therapy), Jungcu analiz ve bazı projektif tekniklerle bütünleştirilerek yardımcı bir araç olarak kullanılmaktadır. Terapistler kartları kehanet amacıyla değil danışanın çağrışımlarını, duygusal tepkilerini, yaşam anlatısını ve bilinçdışı temalarını keşfetmesini kolaylaştıran görsel projektif uyaranlar olarak kullanmaktadır. Örneğin danışandan seçtiği kartı kendi yaşam öyküsüyle ilişkilendirmesi, karttaki figürlerin yerine kendisini koyarak anlatı oluşturması veya kart sembolleri üzerinden içsel çatışmalarını ifade etmesi istenebilir. Bu uygulamalar, klasik projektif tekniklerde olduğu gibi danışanın kendi anlamlarını üretmesine olanak tanımaktadır.

Bununla birlikte tarotun psikoterapide kullanımı, bilimsel olarak doğrulanmış bağımsız bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmemektedir. Daha çok terapötik ilişkiyi destekleyen, sembolik düşünmeyi teşvik eden ve öz farkındalığı artırmayı amaçlayan tamamlayıcı bir araç niteliğinde değerlendirilmektedir. Bu nedenle tarotun klinik kullanımı, terapistin kuramsal yaklaşımı, etik ilkeler ve danışanın inanç sistemi gözetilerek yapılandırılmalı ve kartlar geleceği belirleyen nesnel araçlar oldukları varsayımından ziyade, bireyin iç dünyasını anlamaya hizmet eden sembolik materyaller olarak ele alınmalıdır.

Son yıllarda tarot kartları, özellikle Jungcu analitik psikoloji geleneğinde çalışan bazı araştırmacı ve klinisyenler tarafından bir yardımcı araç olarak değerlendirilmektedir. Jungyen psikolog Arthur Rosengarten, tarot kartlarını danışanın bilinçdışı süreçlerini ve arketipsel temalarını ortaya çıkarmaya yardımcı görsel uyaranlar olarak ele alırken, yazar Sallie Nichols Jung’un arketip kuramı ile tarot arasındaki yapısal paralellikleri ortaya koymuştur. Bunun yanında Joseph Campbell’ın mitolojik araştırmaları ve özellikle “kahramanın yolculuğu” modeli, bireyin dönüşüm süreçlerinde karşılaştığı evrensel arketipsel temaları açıklayarak tarot sembolizminin yapısıyla önemli paralellikler taşımaktadır. Bu yaklaşımların kuramsal temelini Carl Gustav Jung’un arketip, kolektif bilinçdışı ve aktif imgelem kavramları oluştururken, psikolog James Hillman’ın arketipsel psikoloji anlayışı da sembollerin ve imgelerin psikolojik dönüşümdeki merkezi rolünü vurgulamaktadır. Bu sembolik yaklaşımın önemli kesişim noktalarından biri Jung’un analitik psikolojisindeki gölge kavramıdır.

Jung, ışık ne kadar yoğunsa gölge de o kadar yoğundur der, hepimizin gölgeleri vardır. Aslında gölgelerimiz psikolojik varoluşumuzun tüm ihtimallerini kabullenemediğimiz için vardır. Toplum içinde yaşıyorsak toplum tarafından kabul edilen veya edilemeyen çeşitli davranışlar olduğunu görürüz. Kabul edilemeyen davranışları gölgeler olarak adlandırmak mümkündür. Gölge, bilincimizle varlıklarını bilmesek, farkında olmasak veya hiç aktif olmamış olsalar dahi dışarıya baktığımızda, toplumdan tüm kabul edilemeyen davranışlarımıza dair aldığımız geri bildirimlerdir. Jung’un dediği gibi; gölge, olmak istemediğimiz şeydir. Gölgelerimizi ya kabullenmekte zorluk yaşarız ya inkar ederiz ya da engellemeye çalışırız. Gölge ne kadar reddedilir ve bilinç düzeyine çekilmezse karanlığı o kadar yoğunlaşır. Bu reddetmenin sonucu olarak kişi ne kadar ışıldamaya çalışırsa o kadar karanlıklaşacaktır.

Gölgeleri anlamanın en iyi yolu kişinin tekrarlı kalıplarını bulmasıdır. Burada pozitif gölge kavramı da devreye girebilir ama bu kavram daima gölge konseptine dahil edilmelidir. Bir de bireysel ve kolektif gölge kavramı vardır, hatta öyle ki ülkelerin de gölgeleri vardır. Bu kavramlar yapılan gölge çalışmalarında daima ayrı ayrı detaylıca değerlendirilmelidir. Gölge dört biçimde var olabilir, ilkin varlığı bilinmeden kalabilir. İkinci olarak biri gölgemize işaret eder, gölgemiz rüyalarımızda sembol olarak ortaya çıkar veya onun sonuçlarını gözlemlersek gölgemizin farkına varabilir ama onu kabulden uzaklaşabiliriz. Üçüncüsü gölgemizi kabullenmemek için bilinçli olmayan bir şekilde onu başka bir bireye ya da topluma projekte edebiliriz. Son olarak da gölgemizi fark ederiz, kabulleniriz ve doğru kullanmaya çalışırız.

Tarotta shadow work dediğimiz bir gölge çalışması vardır. Shadow work, zaman zaman oldukça komplike olabilen ve bu nedenle danışan ile danışmanın mümkün olduğunca birlikte çalışmasını gerektiren interaktif bir süreçtir. Bu çalışmada, bahsedildiği gibi gölgenin katmanları bulunarak bir araya getirilir ve kişinin gölgelere entegrasyon süreci verimli hale getirilerek, kendini tanıma ve bireyleşme süreci hızlandırılır.

Tarot ile yapilan shadow work danışmanlıklarında gölgeleri belirten ve kişiye gölge konusunu açabilme konusunda danışana ışık yakan, Güç kartıdır. Güç kartı isminin aksine güç uygulamakla ilgili değildir. Bu kartın üzerinde bir aslanın ağzını yavaşça açan ya da kapatan bir kadın figürü görülmektedir, bu esnada aslan ağzını nazikçe hareket ettirerek figüre yardımcı olmaktadır. Her ne kadar kartın bilinen bir anlamı “İçimizdeki canavarı terbiye etmek” olsa da figür aslanı terbiye etmemekte, aslanın hayvan doğasına ait davranışlarını rasyonalize etmemektedir, tam aksine aslanla bir bütün halinde görülmektedir. Bu sahne Jungyen perpektifle kişinin gölgelere entegrasyon sürecini anlatır. Entegrasyon süreci kendimizle ilgili farkındalığımızın artması, kendimizi kabul ederek iyileştirebilmemiz, güçlendirebilmemiz ve büyütebilmemiz için çok önemli bir süreçtir. Bu süreci ve Güç kartı sembolizmini çok iyi anlatan masallar ve mitoslar da vardır. Bunların en bilinenlerinden biri Güzel ve Çirkin masalıdır. Güç, aslında “güzeli ve çirkini” birbirine entegre ederek kendiliğimize erişebilmiş olma halimizdir.

Shadow work, değiştirmek istediğimiz alışkanlıklardan kurtulmak, kendi kendimizi sabote ettiğimiz durumları fark edebilmek, korkularımızı yenmek, yaratıcılığımızı arttırmak gibi birçok konuda faydalı bir çalışmadır. Shadow work ile kendimizin üst ve en iyi versiyonlarına ulaşabiliriz.

Umarım bu kısa yazı ve yıllar içinde en verimli sonuçları aldığım teknikleri bir araya getirerek oluşturduğum shadow work yaklaşımım; psikoterapötik süreçlerde tarot sembolizminden yararlanmak isteyen uzmanlara, tarotun yalnızca kehanet amacıyla değil, danışanın içsel süreçlerini anlamasına ve yönetmesine destek olan sembolik bir araç olarak kullanılmasını benimseyen yorumculara ve kendi iç dünyasını keşfetmek isteyen herkese faydalı bir kaynak niteliği taşır.

İlgiliye Not: Tarot okumalarında ters kartların yorumlanması konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Ben Jungyen psikoloji temelinde, özellikle enantiodromia kavramından hareket ettiğim için, ters kartların özellikle shadow work çalışmalarında önemli bir sembolik değer taşıdığı görüşündeyim. Av ayını ele aldığım bölümde, ışığın ve görünürlüğün artmasıyla birlikte gölgenin de büyüdüğünden bahsetmiştim. Bu açıdan aslan sembolizmi, karşıt güçlerin bir arada bulunmasını ifade eden bu psikolojik ilke ile güçlü bir paralellik göstermektedir; ışık ne kadar yoğunlaşırsa, gölge de o kadar belirgin hale gelir. Bu dinamik yalnızca tarot kartlarının düz ve ters pozisyonları arasındaki ilişkide değil; majör-minör arkana etkileşimlerinde, elemental karşıtlıklarda ve astrolojik ev sembolizminde de gözlemlenebilir. Ters kartlar, yalnızca bir engel veya olumsuzluk göstergesi olarak değil, bilinçdışında kalan, bastırılmış ya da henüz fark edilmemiş içerikleri görünür kılan tamamlayıcı bir katman olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle ters kartların kullanımı, özellikle shadow work çalışmalarında okumaya derinlik ve çok boyutluluk kazandırabilir. Bununla birlikte, shadow work sürecinde kullanılan destenin sembolik yapısı da büyük önem taşır. Arketipsel ve gölge temalarıyla uyumlu sembolizme sahip, uzmanların önerdiği ve shadow için tasarlanmış desteler, çalışmanın derinleşmesine katkı sağlayabilir. Her ne kadar temel prensiplere bağlı kalmak önemli olsa da, bu tür çalışmalar aynı zamanda kişisel deneyime ve sezgisel gelişime açık yaratıcı bir alan sunar. Uygulayıcının farklı kaynaklardaki teknikleri olduğu gibi tekrar etmek yerine, zaman içinde sonuçları gözlemleyerek kendi pratiğinde en etkili sonuçları veren yöntemleri belirleyerek daha bilinçli ve istikrarlı bir yaklaşım geliştirmesi önemlidir.

Kabalistik Sembolizmde “Ari”

Av ayının sembolü bildiğimiz gibi aslandır. Bu ayki sembolizm yazımda yavan bir aslan sembolizminden bahsetmek istemedim. Elbette bu sembolizmin her zaman ilgi çeken katmanları vardır, yeni şeyler söylemek mümkündür ama bugün hala yaşamımızı derinden etkileyen bir “aslandan” bahsedeceğim; Yitshak Luria.

Yitshak Luria, judaik mistisizmin en önemli ve merkez isimlerinden biridir. Lakabı olan Ari, genel kabule göre formunu İbranice “Elohi Rav Yitshak” kelimelerinin akroniminden alır ve aslan anlamına gelir. Peki Ari’nin önemi nereden gelir? Bunun için tarihte kısa bir yolculuk yapmak gereklidir ama önce kabalanın ne olduğunu “açıklamak” isterim. Kabalistler kabalayı tarif etmek için direkt olarak kabala sözcüğünü pek kullanmamışlardır, çoğu zaman onu anlatmak için nistar (gizli) veya sod (sır) gibi kelimeler kullanırlar. Anlam bakımından kabala aslında kısaca teorik temelin ezoterik yorumudur ve fiziksel planın spiritüel alem ile ilişkisini inceler.

Örneğin yaratıldığımıza teorik bilgi ile inanırız ama yaratımı ezoterik bilgi ile anlarız. Ari, neden burada olduğumuz, ne şekilde yaratıldığımız, nereden gelip nereye gitmekte olduğumuz gibi ezoterik konuları bizlere sistematik bir şekilde açıklayan önemli bir isimdir.

Meditatif, pratik, teorik kabala gibi birkaç türlü kabala hatta birkaç türlü de sınıflandırma vardır. Kişisel görüşüme göre bir kabalist için hepsi araçtır ve eğer kişinin hedefi kendinin daha yüksek bir versiyonuna ulaşmak, daha yüksek planların bilgisini edinmek ve maneviyatını yaşamak ise kabalanın şu ya da bu kişi için ne olduğu konusu kişinin kendisi için çok da önemli değildir. Yalnızca kabalaya ne dışarıdan zayıflatıcı bilgiler eklenmeli ne de içeride olan dışlanmalıdır.

Tarihsel bilgilere göre Ari’nin dikkatleri Safad’da çektiğini görürüz. Safad onun döneminde ve hala önemli bir kabala merkezidir. Şöyle ki 1492’de Elhamra Kararnamesi ile Yine de bu kısa sürede sürgün edilen Yahudiler yaşadıklarının neden başlarına geldiğini, mistik ve kozmik doktrinleri Ari’nin konseptleri ile daha iyi anladılar. Böylece hem yaşadıkları sürgün ve sıkıntıların hem de görevlerinin anlamını daha iyi anlayabilmiş oldular.

Luria farklı kabala akımlarını bir araya getirip sistematik bir hale sokarak onları tek bir düşünce sistemi haline getirdi. Bugün biz buna Lurianik veya Luriyen kabala diyoruz. Ein sof, şevirat ha-kelim, tzimtzum, tikkun olam, hayat ağacındaki alt ve üst alemler, sefiralar ve sütünlar gibi konseptleri anlayabilmemiz onun sayesinde daha kolay gerçekleşmiştir.

38 yaşında vefat etmesine rağmen, bizlere ezoterik bilgileri anlayabilmemiz için insan idrakına uygun, tekrarı ve benzeri olmayan bir yol haritasını miras olarak bırakan bu güzel ruhlu aslanı saygıyla ve sevgiyle anıyorum.

Kabalistik Astrolojide Av Ayı

MUSA ŞÖYLE YANITLADI:

“NE YENENLERİN NE DE YENİLENLERİN SESİDİR BU;

EZGİLER DUYUYORUM BEN.”

Av, İbranice’de temel olarak baba anlamına gelir, bu ay tanrı ve insanın bulunduğu planlar kesişir ve biz tanrının eril yönünü daha çok hissederiz. Tanrının eril yönü yaratımla ilgilidir. Bu nedenle bu ay eylem ile yaratıcılıkla da yakından ilgilidir. Av ayı (Temmuz-Ağustos) yaratım enerjisinin en yoğun olduğu aydır. Bu sebeple bu ayda pozitif enerjimiz yükselir. Aynı zamanda tarihte çözücü ve dağıtıcı olaylar da yaşanması nedeniyle Av, üç negatif aydan biri olarak kabul edilir. Bu ayın negatifi ne kadar çoğalırsa pozitifi de ayni oranda çoğalır denir, bizler de polar salınımımızı uzak mesafeler üzerinde gerçekleştiririz.

Bu ayın çözücülüğü aslında beyaz bir ışık demetinin renk tayfına dönüşmesi, renklerine ayrışması gibidir. Bizim kendimizi parçalarımıza ayırıp bu parçalara tek tek bakmamızla ve kendimizi yeniden yapılandırmamızla ilgilidir. Av ayı bu nedenle bizler için bir söküm niteliğindedir. Sefer Yetzirah bu ayın işitme ile ilgili olduğunu söyler. İşitme ile işaret edilen konulardan biri, kişinin kendi bedeni ve ruhunu, sezgi ve hissini, akıl ve duygusunu tek tek dinlemesi, kendi isteklerini “duymasıdır. Öyleyse duyma kabiliyetimizi arttırmak için bu ay küçük bir çalışma yapalım ve zaman zaman çevremizdeki bize en yakın ve en uzak sesleri duymaya odaklanalım. Bu egzersizle parçalarımızın sesini de tek tek işitmeye başlayacağız.

Bu ayın harfi Tet, piktogram olarak içe dönmeyi ve טוב, tov (iyi) kelimesini işaret eder, bu ay kendimizi anlamak üzere zaman zaman dış sesler egzersizi ile içimize, özellikle yas ve acılarımıza bakarak üzüntülerimizi dönüştürmek bize derin ve saklı bir iyiliği (tov) getirecektir. Bu ayin ilk iki haftasında içimize bakar ve son iki haftasında Tu B’Av ile ödüllerimizi kucaklarız. Bu özellik Av’ı temsil eden kutsal isimde de gizlidir, הויה (He, Vav, Yod, He). Üç “negatif” ayda enerjinin yukarı yönlü olduğunu ve kutsal ismin aşağıdan yukarı yazıldığını hatırlayınız, şu halde yer değiştirmiş ilk iki harf, Av ayının ilk iki haftasının sert enerjilerini, kendi yerindeki son 2 harf de son 2 haftanın doğal akışını işaret etmektedir.

Av, yas ve yıkımla bağdaştırılmasına ve yılın en mutsuz günü denen 9 Av günü de bu ayda olmasına rağmen sevgililer günü ve yılın en mutlu günü dediğimiz Tu B’Av (15 Av) bu aydadır. Peki böyle mutlu bir gün neden böyle bir ayda yer alır? Yas süreçleri, insanların bir araya geldiği, birbirlerine destek oldukları zamanlardır ve Tu B’Av birliğe ve bir arada kalmaya, bağları kuvvetlendirmeye işaret eder. Birlik bu ayda tanrının kutsal lütuflarına ulaşmak için sağlamamız ve korumamız gereken bir duygudur. Bu nedenle Tu B’Av sevgiyi ve ruh bağının gücünü arttıran bir gündür. Biblikal açıdan tarotta Aslan burcunun yöneticisi olan Güneş kartındaki neşeli çocuk aslında tüm insanlığı ifade eder. Av, tanrının bize olan sevgisini çocuğunu koşulsuz seven bir babanın sevgisi gibi üzerimizde hissettiğimiz bir aydır.

Zohar 4 kutsal sembolik hayvana işaret eder, enerji üst planlardan bulunduğumuz plana bu sembolizm aracılığı ile iner. Bu hayvanların içinde ateş elementini temsil eden Aslan, yaz mevsiminin ve Av’ın sembolüdür. Ateş canlı ve harlı olduğunda hissettiğimiz şeyle isli ve dumanlı olduğunda hissettiğimiz şeyler farklıdır. Onun iki yüzü vardır; ateş aydınlatabilir ya da yok edebilir. Ateş elementi gibi İbrani kaynaklarda da Aslan’ın da iki yönü ve dual sembolizmi vardır. Bu kaynaklarda Aslan ya düşmanı betimler ya da inananların koruyucusunun gücüne atıfta bulunur. Aslan’ın bir çift yüzü daha vardır. Bu ayda hepimiz ama özellikle Aslanlar iki aslanla yüzleşirler, geçmişimiz ve geleceğimiz. Şimdi Av ayında nasıl şifalanabileceğimize şöyle bir göz atalım.

Pozitif yönde ilerlemek için bu ayda yalnızca kendi içsel evrenimizin merkezi olduğumuzu hatırlamak adina, geçmiş ve gelecek dengesi ile beden ve ruh dengesi kurmaya yönelik çalışmalar yapabiliriz. Yine Av’ın harfi Kaf ve Aslan’ın harfi Tet ile enerjetik kombinasyon üzerinden kabalistik meditasyon teknikleriyle çalışabilir kibir ve egodan arınmış bir saygı görme ve saygı gösterme dengesini kurabiliriz.

Pozitif yönde ilerlemek için bu ayda yalnızca kendi içsel evrenimizin merkezi olduğumuzu hatırlamak adina, geçmiş ve gelecek dengesi ile beden ve ruh dengesi kurmaya yönelik çalışmalar yapabiliriz. Yine Av’ın harfi Kaf ve Aslan’ın harfi Tet ile enerjetik kombinasyon üzerinden kabalistik medi- tasyon teknikleriyle çalışabilir kibir ve egodan arınmış bir saygı görme ve saygı gösterme dengesini kurabiliriz.

אריה, aryeh (aslan) kelimesinin gematriası 216’dir ve Gevura’ya eşittir. Hesed’in gematriasının da 3 katıdır. Yine gorülüyor ki bu ayda da hem yargı hem merhameti aynı anda yaşamaktayız. Lurianik kabalaya göre tanrı yaratım yapmadan önce yaratıma yer açmak için tzimtzumu yaratır. Gevura tzimtzumdan sorumlu sefiradır. Bu nedenle Av, yeni yıla ve yeni yaratımlara yer açan bir aydır. 3 kat konusu da 3 tapınağa işaret eder. Av ayının şifalarından yararlanırken kalbimizde yıkılanların yerine nelere yer açıp neleri inşa ettigimize de çok dikkat edelim.