Kabalada Kaşrut

Bu ayın burcu olan Boğa burcu beslenme ile ilgilidir. Boğa’nın yöneticisi Venüs, keyif ve haz prensipleriyle ilişkilidir; bu yüzden Boğa, yemeği sadece fiziksel ihtiyaç değil, ruhsal bir tatmin aracı olarak da görür. Kabala ve beslenme arasında da önemli bağlar vardır. Kişi yediği her lokmada ilahi ışığı fark etmelidir. Böylece, fiziksel beslenme bir şükür ve arınma ritüeline dönüşür. Gelin kabala ve beslenme arasındaki bağı daha yakından görelim.


Tora’da yenmesi ve yenmemesi gereken yiyecekler belirtilmiştir. Yenmemesi gereken yiyecekler aslında yendikleri zaman hiç yenmemiş gibi sayilacaklari için yenmelerinde sakınca bulunmaktadir. Yasağın ardındaki asıl neden budur. Gelin bu prensibe daha yakından bakalım…


Tanrı dört krallık yaratmıştır; cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar fakat bu her şeyin sonu değildir yaradan tamamlanma ister. Bizler cansızlar, bitkiler veya hayvanlar aleminden birşey yediğimizde onları insan seviyesine tanrısal bir biçimde yükseltmiş oluruz. Örneğin hayvansal birşey yediğimizde hem cansız alemi, hem bitki alemini hem de hayvan alemini insan seviyesine çıkarmış oluruz. Yemek yememizin ardındaki neden de aslında bu yükseltme durumudur. İnsan bu bakımdan diğer üç alemden ayrıdır, insanı yüceltecek bir aracı olmadığından insan kendi kendini tanrısal seviyeye taşımakla mükelleftir.


Tora’da dört ayakli bir hayvanın yenebilir yani koşer olması için iki koşul vardır; geviş getirebiliyor olması ve ayrık toynaklara sahip olması. Eğer yediğimiz hayvan koşer değilse onu yükseltemeyiz. İnsanın içinde dört alem de bulunduğundan koşer olmayan hayvan bedenimizde hayvan seviyesinde kalır ve insanın içindeki insan seviyesine karışamaz. Bu da aşağı yönlü bir hareket oluşturduğundan bedenimizin içinde insan seviyesinin azalması demektir.


Her bir 613 mitsvanın kabalistik bir karşılığı vardır. En bilinen kaşrut kurallarından biri ikisi de koşer olsa dahi eti ve sütü birlikte tüketmemektir. Et ölümü ve cansızlığı süt ise yaşamı ve canlılığı simgeler. Kabala bize yaşamı ve ölümü karıştırmamak gerektiğini ifade eder. Bu nedenle et ve süt birlikte tüketilmez. Tıpkı bunun gibi geviş getirme ve ayrık toynağın da kabalistik açılımları vardır. Geviş getirmek bir şeyi yeniden düşünme sürecinden geçirmek demektir. Ayrık toynak ise yargı ve merhamet prensibini aynı coşku ile karşılayabilmek demektir. Örneğin Avram akedat Yitshak örneğinde olduğu gibi yaradanın arzu ettiği yargı prensibini de karakterine aykırı olmasına rağmen kabul etmiştir. İşte bu iki koşul bir insanda bulunduğunda insan tanrısallığa ulaşabilir. Bu nedenle bu iki koşulun birden bir arada bulunması koşer yiyeceği ortaya çıkarır. Öyle ki tanrısallığa ulaşmayı düşünen biri eyleme geçmezse yalnızca bir düşünce süreci işletmiş olur ve hedefine ulaşamaz. Aynı şekilde örneğin karakterinde merhamet prensibi ağır basan bir kişinin nefsine yargı prensibi ağır gelebilir ve kişi bu prensibi uygulamaktan kaçınabilir. Bu durumda kaşerut ortaya çıkmayacaktır.


Anlaşıldığı gibi beslenme kabalada çok önemlidir çünkü yediklerimizle aramızda bir koreleasyon vardır. Ya biz onları yüceltiriz ya da onlar bizi aşağı çekerler. Bu nedenle kaşruta dikkat etmek büyük bir hassasiyet ister.


Mitsvaları 3 gruba ayırabiliriz. Sosyal bir değer belirten mişpatim; öldürmemek, rasyonel bir anlam atanamayan hukim; yün ve keteni karıştırmamak, sembolik bir anlam taşıyan edot; Şabat’ı tutmak. Kaşrut kuralları bunlardan ikinci gruba aittir yani hukimdir. Bu nedenle bir gün belki bilinebilecek olsa da Tora’da bir açıklama olmadığından bugün için kaşrutun sebebi bilinmemektedir ancak görüldüğü gibi kabala kaşrutu oldukça değerli bir biçimde açıklamaktadır.


Yaradanın ilk mitsvası yemekle ilgilidir. Gan Eden, cennet bahçesinde Adam ve Hava’ya bir şey hariç her şeyi yemek serbestti fakat onlar yasak olan bir yiyeceği yediler. Bu nedenle bizler her koşer yiyecek tükettigimizde ilk günahı onarmış oluruz. Bu nedenle de kaşrutu tutmak oldukça önemlidir.

Kabalada Omer Sayımı

Kabala bize şunu öğretir; Pesah kutlamasını takip eden 49 gün boyunca kendimize çok iyi bakmamız ve hayatımızın her alanından tüm olumsuz etkilerden kurtulmamız gerekir. Pesah’tan sonra bir sonraki bayram olan ve özünde Pesah’ın doruk noktası olan Şavuot’u beklemeye başlıyoruz. Omer sayımı, Pesah ve Şavuot ışığını hak etmek için yaptığımız bir iştir. Pesah’tan Şavuot’un gelişine kadar Omer günlerini sayarak ruhumuzu temizleriz. Omer Pesah’ın ikinci gecesinden Şavuot’tan önceki geceye kadar olan süreyi kapsar. Omer’i saymaya alacakaranlıkta, gecenin herhangi bir saatinde başlanabilir. Omer sayımı ile yedi hafta boyunca içimizdeki klipotu (olumsuzluk kabuklarını) kırma fırsatına sahip oluruz.


Levililer 23:15 şöyle der: “Şabat’tan sonraki gün sallamalık demeti götürdüğünüz günden başlayarak tam yedi hafta sayın.”. Tora’nın Sina Dağı’nda alınma süreci aslında insanlığa verilmesinden 49 gün önce, Mısır’dan Çıkış’la başlamıştır. Bu 49 güne geleneksel olarak “Sefirat Haomer” yani Omer Sayımı denir. Omer’in anlamı, Mısır’dan çıkışı daha derinden anlamakta yatar. İbranicede מצרים, Mısır kelimesi “sınırlamalar, hudutlar, zorluk, baskı” anlamına gelir ve özgür hareketimizi kısıtlayan, sınırlayan ve engelleyen her türlü koşulu ifade eder. Dolayısıyla Mısır’dan çıkmak, kısıtlamalardan kurtulmak anlamına gelir. Mısır’dan ayrıldıktan sonra, yahudiler, kendilerini ruhsal olarak yeni duruma hazırlamak için sonraki kırk dokuz günü çölde geçirdiler. Ve sonra tüm zamanların en anıtsal deneyimini yaşadılar: Tevrat’ın Sina Dağı’nda Moşe’ye verilmesi. Bu kırk dokuz günlük yoğun bir karakter geliştirme sürecidir. Kırk dokuz gün boyunca, merdivende birer basamak tırmanarak daha saf bir duruma doğru ilerlenir. Karakterimizin olgunlaştığı bu dönem, tıpkı geçmişte Sina’da olduğu gibi bugün de hayatımızda aynı ölçüde önem taşır çünkü kişiliklerimiz, çoğu zaman kontrolümüzde olmayan güçler tarafından yönlendirilir. Mısır’da köle olduğumuz gibi, kendimize köle de olabiliriz. Omer sayımı ile bu durumun önüne geçmek hedeflenir.

Sefiranın kırk dokuz günü bize duygularımızı nasıl kontrol altına alacağımızı, karakterimizi adım adım nasıl geliştireceğimizi gösterir. Kırk dokuz günlük sürenin ardından ellinci güne, Matan Tora, Tora’nın verilişi denir. Bu günde içsel yenilenmeyi geliştirerek tam olarak başarmışızdır. Her şeyi başardıktan sonra hele ki bunu kendi inisiyatifimizle yapabilmişsek, o zaman tanrıdan bir armağan (matan) almaya layık oluruz. Mısır’dan çıkışın ardından gelen sefira sayımı, her yıl sürekli olarak yeniden yaratmamız gereken bir süreçtir.


Sefiranın kırk dokuz gününün her biri kırk dokuz duygudan birini aydınlatır. Her günün anlamı, o güne karşılık gelen duyguyu incelemek ve geliştirmektir. Bizler bu niteliklerin ortaya çıktığı kırk dokuz ilahi nitelikle senkronize hale geliriz. Aşağıda, çeşitli kombinasyonlarda ortaya çıkan yedi duygusal özelliğin açıklaması yer almaktadır. Bu dönemde incelenecek ve geliştirilecek kırk dokuz özellik şunlardır:


Hesed: Sevgi, iyilikseverlik.
Gevura: Adalet, disiplin, kısıtlama, korku.
Tiferet: Güzellik ve uyum, şefkat.
Netzah: Azim, kuvvet, hırs.
Hod: Alçakgönüllülük, ihtişam.
Yesod: Tutarlılık, temel.
Malhut: Asalet, egemenlik, liderlik.


Peki Omer nasıl sayılır? Gelin ilk günü örnek olarak görelim.


Gün 1, Hesed içinde Hesed
Bugünün enerjisi sevgi ve şefkatin enerjisidir. Bugün şefkat gösterin. Ne olursa olsun her zaman gülümseyin. Sevgide duygusal yönünüzü, sevgiyi ifade ediş biçiminizi ve yoğunluk derecesini inceleyin. Herkesin kalbinde sevme kapasitesi vardır. Soru, bunu somutlaştırıp dile getirip getirmeyeceğimiz ve nasıl dile getireceğimizdir. Kendinize sorun; başka bir insanı sevme kapasitem nedir, vermekte sorun yaşıyor muyum, başka birinin hayatıma girmesine izin vermekte zorluk çekiyor muyum, başka birine yerim var mı, kırılganlığımdan, açılıp incinmekten korkuyor muyum, sevgiyi nasıl ifade ederim, gerçek duygularımı iletebiliyor muyum?.. Ya da tam tersine; çoğu zaman çok fazla sevgiyi çok erken mi gösteriyorum, başkaları niyetlerimi yanlış mı anlıyor, kimi seviyorum, sadece kendimi bağlı hissettiğim ve benimle bağ kuranları mı seviyorum, tanımadığım birine yardım eli uzatma, tanımadığım birini sevme kapasitesine sahip miyim, aşkla ilgili neden sorun yaşıyorum ve bu konuda ne yapabilirim?


— GÜNÜN EGZERSİZİ:
Sevdiğiniz birine sevginizi ifade etmenin yeni bir yolunu bulun.


Omer sayımında sefiralar birbiri ile kombinasyon yapılır ve her güne ait bu türden özel sorular bulunur. Bu sorular üzerinde düşünülerek karakterimizde her gün düzeltme yapılır, her gün karakterimizin bir başka yönü yüceltilir ve Tora’nın ışığına saflaşılarak ulaşmak hedeflenir.

Kabalistik Astolojide İyar Ayı

İyar İbrani dini takvimin ikinci ayıdır. Bu ayın ismi İyar (איר), Çıkış 15:26’daki “Sizi iyileştiren Rab benim ” (אני יהוה רפאך) cümlesinin baş harflerinin akroniminden gelir. Bu ay sadece sağlık açısından değil ortaklıklar, aşklar gibi diğer başka açılardan da şifa enerjisiyle doludur. Bu ay Boğa burcunun ve toprak elementinin ayıdır ve biz bu ayda ilahi aşkla birlikte gerçeği aramaya başlarız. Boğa beslenme ile de ilgilidir ve Mısır’dan çıkışta çöldeki yahudilerin göksel yiyeceği olan manna bu ayda düşmeye başlamıştır.


Bu ayın bir harfi Vav’dır. İbranicede Vav harfi tıpkı Türkçedeki “ve” bağlacı gibi iki kelimeyi birbirine bağlar. İyar ayı Nisan ayındaki Mısır’dan çıkış ile Sivan ayındaki Sina Dağı’nda büyük bilgeliğin verilmesini birbirine bağlar çünkü bu iki ayın tam ortasında yer alır. Bu ayın bir diğer harfi Venüs’ü oluşturan Pe harfidir.


İyar, insanın hayvani ruhunu düzelttiği, doğuştan gelen karakter özelliklerini geliştirdiği aydır çünkü Sivan’da Tora’yı almaya hazırlanırız. İbranice’de Boğa anlamına gelen “şor” kelimesi aynı zamanda bakmak veya fark etmek anlamına gelen “laşur” kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. İyar, kişinin kendi içine dönüp kendini fark edip geliştirme arayışının ayıdır. Bu nedenle bu ayda Omer sayımı yapılır. Arizal bize Omer’in or (ışık), mayim (su) ve rakia (gökyüzü) kelimelerinden oluştuğunu söyler. Omer sayımı Pesah’tan Şavuot’a kadar geçen 49 günde her gün sefiraların özellikleri ile karakterimizde düzeltme yaparak Tora’nın ışığını almaya hazırlanmaktır. İyar, “doğru düşünme” ayıdır; bu, tanrının bize verdiği armağanı yani Tora’yı almaya hazırlanırken üzerinde yoğunlaşmamız gereken bir özelliktir.


Boğa, Venüs tarafından yönetilen sabit bir burçtur. Boğa burcunun iç enerjisi hayat ağacı üzerinde toprak burçlarının sol sütunu olduğundan ateştir. Boğa burcu toprak burcu olduğundan, Boğa burcu insanları sürekli olarak istikrar ve maddi güvenlik arayışı içindedirler. Onlar genellikle bağımsız sahiplerdir. Bu da onların paralarının ve mallarının “kontrolünü” ellerine almalarını sağlar. Boğa burcu insanları güçlü bir satın alma arzusuna sahiptir ve gayrimenkul, ev, arsa ve arazileri alma yani güvenlik ihtiyacını giderme amacını taşırlar.


Boğa burcu insanları mallarına sahip çıkma tutkusuna sahip kişilerdir. Bırakmayı öğrenmek için sık sık kayıplar yaşayacaklardır. Fiziksel dünyanın hayatları üzerindeki etkisini öğrenmek için onların paraya ihtiyaçları vardır. Boğa aynı zamanda şifa ile doludur, Boğa insanları hepimize bu ay boyunca şifa süreçlerini etkinleştirme yeteneği verirler. Şifayı onlardan öğrenebiliriz. Boğa burcu tiroid bezi ve boyun ile de ilişkilendirilir, bu tür problemler yaşayanlar bu ay içinde kolaylıkla şifa bulabilirler.


Boğalar inatçı, sabit fikirlidirler. Değişimden korksalsr da değişim fırsatlarını aramalılardır. Rutin işlerden uzaklaşmalı ve başkalarını daha çok dinlemelilerdir.Baskıdan kaçınsalar da naskıyı kabul etmelilerdir çünkü büyük miktardaki stresin ardından büyük miktarda Işık ortaya çıkar. Onlar için kendi rahatları her şeyden önce gelir ancak gerçek rahatlık, rahatsız olmaya gönüllü olmaktan gelir. Her zorlukta Boğa bazen kendini şımartmayı bırakmalı ve paylaşmayı öğrenmelidir. Tartışma yaratmayı sevmezler ancak sorunlar ortaya çıktığında bunlarla yüzleşmeyi bilmeli, çatışmadan kaçma isteğini sınırlamalıdırlar. Ev ve aile ortamlarına bağlıdırlar. Bu nedenle Boğalar hayatlarındaki veya iş durumlarındaki her değişim yeni bir enkarnasyon olduğunu bilmelidirler, bu yüzden yeniyi memnuniyetle karşılamayı öğrenmelidirler.


Kişilerin tikkunu Boğa’daysa bu onarımı en zor olanlardan biridir. Geçmiş yaşamları kendi kendini yok edip diriltmekle geçmiştir ve bu yaşamda bunun üstesinden gelinmesi gereklidir. Kişiler önceki yaşamlarında adaletsizlikle çok karşılaşmışlardır ve bu da içten içe öfke ve güvensizlik geliştirmelerine sebep olmuş olabilir. Başkalarının eline düşmelerindense sahip olduklarını bir çırpıda düşünmeden yok edebilirler, bu ilişkileri için de geçerlidir. Kendi kendini yok etme eğilimine karşın sosyal ilişkilerinde dost canlısıdırlar.
Boğa burcundaki tikkun ayrıca cinselliğe karşı tutumu nispeten dengesiz olan bir bireyi ortaya çıkarır. Tikkun Boğa tutkuludur, hayatında birçok altüst oluşa neden olan büyük bir cinsel iştahı vardır ve bunun izleri şu anki hayatlarında hala bulunabilir.


Bir Akrep olarak geçmiş yasaklarda deneyimledikleri durumları tekrar yaşamaktan kaçınmak için, kalan korkularının, güvensizliğinin ve öfkenin üstesinden gelmelidirler. Bu hedefe ulaşmak için, tikkun onları Boğa’nın ışığının olumlu yönlerine yönlendirir. Bu hayatın güzelliğini ve zevklerini takdir etmeli ve bunu yaparken korkuyu, güvensizliği ve öfkeyi ortadan kaldırmalıdırlar. Bu yaklaşım, sahip olduklarını kaybetme korkusunun neden olduğu kaygı olmadan kendilerini ifade etmelerini sağlayacaktır.


Bu ay ışıkla ilgilidir. Boğa’nın Işığını içeri almak, Akrep karanlığını dışarı iter. Bu kabuğu kırmayı başarırlarsa ilahi aşka yakınlaşacaklardır. Akrep’in eski işkenceleri, yeni buldukları huzurla yatıştırılacaktır.
Iyar ayı, düşünce süreçleri ve duygularla bağlantılı olan vicdanla ilişkilendirilir. Bu nedenle, bu ay Tanrı’nın vicdanımızı temizlememizi istediği aydır. Vicdanımız temiz değilse, yaradanın rüzgarını hissedemeyiz. Tanrı, vicdanımızın penceresinin açık olduğundan emin olmak ister, böylece bizlere ruhundan üflemeye başladığında, rüzgarı kaçırmayız. Iyar ayı boyunca ruhumuzla ilgilenmemiz gerekir; yani zihnimiz, irademiz ve duygularımızla. Aksi takdirde yılın geri kalanında tüm yılın enerjisi ile uyumsuz oluruz.


İyar, ruhsal öğüt alma ayıdır, bu yüzden Rab’den doğru sesleri etkinleştirmesini istemeliyiz aksi halde duyacağımız “sahte peygamberlerin” sesi olacaktır. Bu yüzden, “gözlemci gözümüzü” hem içe hem de dışa doğru hizalamamız gerekir. Bu ay Yissakar kabilesinin ayı olduğundan, zamanın gizemleri ve sırları bu şekilde bizlere açıklanmaya başlayacaktır.