Hanuka Bayramı

Kislev ayı karanlık zamanları anlatır. Bu ayda günler kısalarak geceler en uzun noktasına ulaşır. Hanuka bayramı ise bir ışıklar bayramıdır ve tam da bu karanlık günlerde Kislev ayının 25. gününden itibaren 8 gün boyunca kutlanır. Hanuka etimolojik olarak kökünden gelir ve adamak ve ortaya çıkarmak anlamlarına gelir.

Hanuka חנוכה sözcüğünü hanu-ka olarak da ayırmak mümkündür. Hanu İbranice durmak, park etmek, kamp kurmak fiilinin eril çoğul emir kipidir. harflerinin gematriası da 25 eder. Yani kelimeyi “25. günde durdu- lar olarak okumak da mümkündür.

HANUKA’NIN ORİJİNİ

Hanuka orijini en açıkça bilinen bayramlardan olmasına rağmen yine de onun da bazı gizemleri vardır.

Hanuka, rahip kabilesinden bir aile olan Makabiler ile Helenistik yöneticiler ve Helenleşmiş yahudiler arasında geçen M.Ö 169-166 tarihli savaşlara dayanır. Bu savaşlar hem anti sömürgeci bir savaş hem de bir iç savaş olmaları ile bilinir.

Bu tarihlerde Grek kralı 4. Antiohos bölgesel dinlerin kökünü kazımaya karar vermişti. Yahudilik de bu bölgesel dinlerden biriydi. Yeruşalayim’deki kutsal tapınakta pagan adetleri ve ritüelleri uygulanıyor, Helenistik kültürün gücüne kapılan birçok yahudi de bu adetleri uyguluyor, kralın emirlerine uyuyordu. Bunun yanısıra, örneğin sünnet, koşer yiyecekler ve Şabat tutmak ölümcül cezalardandı.

Elbette kralın emirlerini katı bularak onları uygulamayan Yahudiler de vardı ve Modin’de yaşayan Haşmonay sülalesinden ve 5 oğul sahibi rahip Matathias önderliğinde toplanmışlardı. Bu aileye Makabiler denirdi. Üç yıllık çetin bir savaştan sonra Makabi güçleri savaşı kazandılar. M.Ö. 166’da Yeruşalayim’i geri aldılar ve şehri tapınağa, yakılıp yıkılmış tapınağı da şehre tekrar kazandırdılar. Tapınak Kislev ayının 25’inde arındırılmıştı tam da yabancıların onu kirletmeye başladığı günün yıldönümünde. Tapınak yeniden kutsallığa adandıktan sonra kutlama 8 gün sürmüştü. Peki neden 8 gün?

Grekler tapınağa girdiklerinde kutsala saygısızlık ederek her yeri yakıp yıkmışlardı ve bunun bir sonucu olarak da buradaki menorayı yakmak için gereken bütün yağları manevi olarak kirletmişlerdi. Makabiler onları yenip tapınağa girdiklerinde aradılar ve ağzı baş kohen tarafından kapatılmış yani mührü kirilmamis tek bir küçük şişe zeytin yağı bulabildiler. Bu şişe mumları yakmak için sadece bir gün yetecekti buna rağmen bir mucize olmuş ve mumlar yeni bir yağ yapmaya yetecek 8 gün süresince yanmaya devam etmiştir. Zaten Makabiler savaşırken kutlayamadıkları için Sukot’a benzer bir kutlama yapmak niyetinde idiler. Sukot 7 gün sürer, onun sonu olan Şemini Atzeret ise 1 gün. Hanuka bu yüzden 8 gündür. Tek bir şişenin 8 gün yanabilmesinin spiritüel anlamı yaradanın yardımıyla en ufak adımların bile biz insanlar için son- suzluğa ve sonsuz spiritüel zenginlige uzanabilmesidir. Ayrıca evren 7 günde yaratılmıştır bu nedenle & sonsuzlu- gu temsil eder.

GÜNÜMÜZDE HANUKA

– Hanukiya nedir?

Tapınağın yeniden adandığı günden beri Yahudiler her yıl bu mucizeyi anmak için 9 kollu özel bir şamdan kullanırlar. Bu şamdana hanukiya denir. Şamdanın 8 kolu birbiri ile aynı boydadır yalnız bir de en ortada bulunan bir kol vardır. Bu kol diğerlerinden uzundur ve hanukiya mum- larını yakmak için kullanılır. Bu kola şamaş denir.


Dikkat edilmesi gereken iki konu vardır. Hanukiya aydınlatma görevi ile kullanılamaz, bu nedenle hanukiya yakılırken odada başka bir ışık kaynağının da bulunması önemlidir. Diğer bir husus da şudur; hanukiya yandığı süre boyunca odada yalnız bırakılmaz.

– Hanukiya nasıl yakılır?

Yüzümüzü hanukiyaya döndüğümüzde sağ basta kalan koldan başlayarak mumları yerleştiririz. İlk gece en sağımızdaki kola bir mum yerleştiririz, onu şamaş ile yakar ve kutsama dualarını okuruz. İkinci gece ve diğer gecelerde ilk mumun soluna bir mum daha ekleyerek mum sayısını birer birer arttırırız.

Sevivon, dreidel nedir?

Dört yüzlü topaç. Dört yüzünde şu harfler bulunur; nun, gimel, hey ve şin. Bu harfler “Nes gadol haya şam. yani “Orada büyük bir mucize vardı.” cümlesini oluşturan kelimelerin baş harfleridir. Yidiş dilinde ise, nun nits (hiçbir şey). gimel ganz (her şey), hey halb (yarı), şin ştel-arein (biraz koy) kelimelerinin baş harflerine tekabül eder.


– Dreidel nasıl oynanır?

Oyun genellikle şeker, çikolata veya kuruyemişle oynanır. Herkes bir kaba, ellerindeki eşit sayıdaki fındığı koyar. Topaç sırayla çevrilir. Nun gelirse hiçbir şey olmaz, hey gelirse oyuncu kaptaki fındıkların yarısını alır, şin gelirse elindeki fındıklardan bir kısmını kaba koymak zorundadır, gimel gelirse oyuncu kaptaki fındıkların tamamını alır ve diğer oyuncular yine başlangıç miktarı kadar fındığı kaba koyarlar. Bu durum herkes elindeki fındıkları tüketerek iflas edip geriye tek bir kazanan kalıncaya kadar devam eder.

– Latkes nasıl yapılır?

Latkes Hanuka bayramının geleneksel yiyeceklerindendir. İstediğiniz miktarda patatesi rendeleyin ve fazla suyunu sıkarak nemini alın. Rendelenmiş patatesi un, tuz, yumurta ve rendelenmiş soğanla karıştırın.
Karışımı avcunuzda top haline getirerek kızgın yağa atın ve bastırarak kızartin. Topların iki tarafı da altın rengini alıncaya kadar kızartmaya devam edin. Toplar iyice kızardıktan sonra kağıt havlu üzerine koyup fazla yağını alın. Latkes sabah kahvaltısında krem peynir yanında. öğlen ekşi acı sos ile, akşam ise somon füme ile yenebilir.


Bu yazımda sizlere Hanuka ruhunu tanıtmaya çalıştım. Aslında Yahudiler ile Grekler arasındaki mücadele her şeyden çok maneviydi, bu iki ayrı dünya arasındaki bir çatışmaydı; Tora düşüncesine karşı Grek düşüncesi… Ama bu aynı zamanda her birimizin içinde var olan içsel bir çatışmayı da simgeliyor.

Kabalistler Hanuka’yı üç ata ile de ilişkilendirmişlerdir. Ayın elemental harfi Şin, 3 tane Vav harfinden oluşur ve kendisini oluşturan 3 Vav harfinden dolayı 3 ata ile yani Avram, Yitshak ve Yaakov ile ilişkilendirilir. Her ata için bir Şin harfi alıp yanyana koyarsak bir hanukiya yani 9 kollu şamdanı elde ederiz. Hanuka mucizesi bu üç atanın her insanın ruhunda saklı olan ışığı yeniden canlandırma kabiliyetini temsil eder.

Hanuka karanlıktan ışığın, umutsuzluktan umudun doğduğu bir dönemdir. Diliyorum ki atalardan gelen gücünüz ve umutlarınız hiç tükenmesin.

Güneş Dil Teorisi

Yay burcunun yabancı kültürlerle ilişkisi hepimizce malumdur, onun işaretlerinden biri de dillerdir. Bu nedenle bu ayın konularından birini spiritüel camia tarafından da devamlı öne sürülerek safsatası eksik bırakılmayan Güneş dil teorisi olarak seçtim.

Güneş dil teorisi zaman zaman neden ve ne amaçla ortaya atılır anlamak ister misiniz? Öyleyse gelin yakından bakalım, neymiş bu Güneş dil teorisi…

Tora’daki Babil kulesi hikayesi bize dillerin ortaya nasıl çıktığını anlatır. Hikayeyi kısaca hatırlayalım…

Başlangıçta tüm yer yüzü tek bir dilde ve tek bir amaca sahipti der Tora. İnsanlar kendilerine bir şehir ve başı gökyüzüne erişen bir kule inşa ediyorlardı fakat tanrı şehir ve kuleyi görmek için yeryüzüne indiğinde onları oldukça kibirli buldu ve yapılan bu işi pek de beğenmedi. “Hepsi aynı dile sahip, tek bir millet bunlar ve ilk yaptıkları şey bu mu?” dedi ve ceza olarak onların dillerini karıştırdı. Artık kimse kimseyi anlamaz olmuştu. Şehrin ve kulenin yapımı durmuştu. Sonra insanların hepsi yeryüzüne işte buradan dağıldılar ve böylece diller ortaya çıktı der Toramız.

Bu hikaye dillerin nasıl ortaya çıktığını açıklasa da bize ilk dilin nasıl ortaya çıktığını vermez. Bu noktada dillerin ortaya çıkışı daima çeşitli teorilere beşiklik etmiştir. Bunlardan biri de Güneş dil teorisidir.

Dil bir kültür yansımasıdır. Bir millet milli bilinçle hareket etmek isterse, ortak bir dili benimsemek durumunda kalır. 1930’lar atmosferinde Mustafa Kemal Atatürk de kültürel atılımlarla milli bilinci arttırma çabasındaydı. Bu nedenledir ki Güneş dil teorisine temel ayak olan Dr. Hermann F. Kvergic’in dünyadaki dillerde bulunan bir çok kelimenin köken olarak Türkçe’den türediği ve Türkçe nin temel dil olduğu varsayımında bulunan çalışmasını beğenmiş ve dikkate almıştı. Bu teoriyi aslında bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklemişti ve teorinin bazı çevrelerce destek bulması da yine aynı sebeple olmuştu.

Güneş Dil Teorisi Türkçe’nin dünya dillerinin kaynağı olduğunu öne süren 1930’lu yılların ikinci yarısında ortaya atılmış bir teoridir. Güneş dil Teorisi’ne göre, Güneş ilk insanlar için her şeyden üstün bir objedir ve dilin ortaya çıkışındaki ilk etkendir; insanlar ilkin Güneş’i tetkik ederek onun hareketlerinden ve büyüklük, kuvvet, ışık, sıcaklık, büyüme, parlaklık gibi vasıflarından yola çıkarak kavramlar oluşturmuşlardır. Yani teori merkezine Güneş kültünü oturtmaktadır.

Yine teoriye göre, öncelikle Türkçedeki kelime köklerinin anlamları belirlenmeli ve dilin nasıl oluşturulduğu anlaşılmalıydı. Türkçe kökler ilk insanların Güneş’i görünce çıkardığı seslerden oluşmaktaydı ve Türkçe aslında ilk insanlar kadar eskiydi. Bu sayede Türkçe köklerin başka dillerde bulunduğu varsayımının ileri sürülmesi kolaylaşmış oluyordu. Ayrıca dilde sadeleşme hareketince yabancı kelimelerin dışlanmasındansa Türkçe kökenli olduğu düşünüldüklerinden kullanılmalarında bir sakınca da görülmüyordu, bu kelimeler dil zenginliği olarak görüldüğünden sadeleşme hareketinin getirdiği yük azaltılmış oluyordu.

Devletler var olmak için temellerini güçlendirmek isterler. 1930’ların Türkiye’si için bunu sağlayacak ayaklardan biri milliyetçilikti ki milliyetçilik yeni kurulan ulus devletler için bir zaruriyettir. Cumhuriyet yeni kurulmuştu ve bu noktada Türk Dil ve Tarih tezlerinin bir parçası olan Güneş dil teorisi onu güçlendireceği öne sürülen bir teori olarak ortaya çıkıyordu. Yani cumhuriyeti güçlendirmek için milliyetçiliğe, milliyetçiliği güçlendirmek için Türk Dil ve Tarih tezlerine, bu ikisini güçlendirmek için de Güneş dil teorisine ihtiyaç duyulduğu fikri ortaya çıkmıştı.

Güneş dil teorisine ait ilk yazılar III. Dil kurultayı etrafında toplanmaktadır. Diğer merkezler ise Dil bayramı ve Bilimsel tetkiktir. Örneğin dönemin gazetelerinde Güneş dil teorisinden “akademik bir tez” ve onur “verecek yeni bir buluş” olarak bahsediliyordu, teorinin linguistik alanda bir devrim niteliğinde olduğundan dem vuruluyor, “ATA” gibi kelimelerin çözümlemesi yapılarak milliyetçilik söylemlerde bulunuluyordu. Bu sayede teorinin bilimselliğinin altı çizilmek isteniyordu. İkinci grup yazılar 1936 yılı Dil Bayramı etrafındadır. Bu yazılarda kurultay ve teorinin başarısından bahsediliyor Güneş dil teorisinin tanıtımı yapılarak devletin resmi ideolojisi güçlendirilmiş oluyordu.

Güneş dil teorisi Atatürk’ün ölümünden önce sönümlenmeye başlamış ve onun ölümü ile de terk edilmiştir. Dil bir ulusun birleştirici unsurudur elbette ki resmi ideolojiyi güçlendirmek için o dönemin şartları Güneş dil teorisine bel bağlanmasını gerektiriyordu ancak günümüzde Güneş dil teorisi elle tutulmayan, geçerliliğini yitirmiş bir teoridir ve buna rağmen spiritüel alanda bir takım kişisel çıkarları olan kişiler tarafından halen göz boyama amacı ile zaman zaman gündeme getirilmektedir. Bilinmelidir ki Türkiye’nin modernleşme sürecinde laik ve çağdaş ulusal kimliğin inşası açısından bir döneme damgasını vuran bu teori ne linguistik açıdan bir değer veya özgünlük taşımaktadır ne de akademik veya entelektüel açıdan bir değeri vardır.

Evet, Ataturk’umuz bu teoriye inanmış ve değerli bulmuştur fakat ömrü vefa etseydi belki de yapılan tetkiklerin sonucu olarak dönemin şartlarına rağmen bu fikri terk ettiğini görmemiz işten bile değildi.

Her tarihi durum dönemine göre değerlendirilmelidir. O dönemin şartları altında laik ve çağdaş Türkiye için bu teoriyi bir basamak olarak görmek oldukça anlaşılabilirdir. Artık bu teoriyi öne sürerek hiçbir zaman var olmamış ülkeler ve kıtalar ile bir takım uydurma dilsel söylemler üzerinden kişisel çıkar elde etmeye çalışan kişilerin niyetlerini anlayacağınızı umuyorum. Diğer spiritüel alanlar gibi astroloji de artık bu türden iddialardan tamamen temizlenmeli ve hakkı ile icra edilmelidir.

Bu vesile ile yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün inkılaplarının her alanda takipçisi olduğumu beyan etmek ve onu bir kez daha özlemle anmak isterim.

Kabalistik Astrolojide Kislev Ayı


“NE ZAMAN BULUTLARDA YAY GÖRÜNSE,
ONA BAKIP YERYÜZÜNDE YAŞAYAN
BÜTÜN CANLILARLA YAPTIĞIM
SONSUZA DEK GEÇERLİ ANTLAŞMAYI ANIMSAYACAĞIM.”

Kislev İbrani takvimdeki 9. aydır. Kasım ve Aralık aylarına denk düşer. Kislev ayı 25. gününde kutlanan Hanuka Bayramı ile bilinir ve karanlık kış günlerinde bize ışık ve umut verir. Genel olarak Kislev zorluklar arasında umut ışığı üzerine düşünmeyi teşvik eden bir aydır ve bu ayda karanlık ve ışık temaları ön plana çıkar. Kislev, Yay ve Jüpiter tarafından yönetilir. Bu nedenle ilgili harfler Yay’ı yöneten Sameh ve Jüpiter’i yöneten Gimel harfleridir. Yani bu ay iyi şans, bereket ve paylaşmakla da ilgilidir.


Bu ayın harflerinden Sameh, Sefer Yetzira’da uyku ile i- lişkilendirilir ve kabalaya göre Kislev ayı da içsel huzur, bilinçaltı ve rüyaların ayıdır. Bu ayda yaradan bizimle rüyalar aracılığı ile iletişim kurar, rüyamızdaki sembollerin ne anlama geldiğini gündelik yaşamımızdaki sembollere bakarak daha iyi anlarız. Bu ayda rüyalara ayrıca dikkat edilmelidir ve gerekirse üzerine çalışılmalıdır.


Yay Aramice’de keşet demektir ve gökkuşağı anlamına gelir. Tora’da gökkuşağı büyük sel felaketinin bittiğini Noa’ya haber veren bir işarettir ve umut ve yeni başlangıçları simgeler.


Yay ateş burcudur ve en yükseğe çıkmak için verilen mücadeleyi simgeler. Bu ayda, geçmiş yılda ne konuda en yükseğe çıkmak için mücadele verdiğimizi gözden geçiririz. Bu ay umut ayı olduğundan yaradan, ne ile mücadele ettiğimizin farkındalığını yaşamışsak bir daha onunla mücadele etmeyeceğimizi söyler. (Yaradılış 9:13-17)


Bu ayın elementi ateştir ve ayın teması mücadele vermek, yukarıya çıkmaktır. Bilindiği gibi yay burcunun sembolü de yukarıyı hedef alan bir oktur.


Yay burcu sonbaharın bitişi ve kışın başlangıcını işaretlediğinden değişken bir burçtur ve bu ayda yukarı yönlü bir değişimi daha kolay geçirebilir, kendimize çevremizdeki Yay burçlarından dünyevi ve spiritüel yükselişimiz için ipucu sağlayabiliriz. Elbette ki onların özellikle felsefe ve din öğrenmeye olan eğilimleri bizlere rehberlik edecektir. Bu ayda Yay burcunun temel enerjisini en iyi tanımlayan enerji mucizeler enerjisidir. Kabalistler bizlere mucizele- rin herhangi bir ilahi iradeye bağlı olmadığını, onların kişilerin kendisi tarafından yaratıldığını ve mucize yaratmaya yarayan sihirli anahtarın normal ve sıradan olanı bırakıp olağanüstünün dünyasına girmek olduğunu öğre- tirler. İşte bu mucizeler dünyasına açılan kapıya Yay burcu demek hiç yanlış olmaz. Bu ayda imkansızı gerçekleştirme ihtimalimiz çok daha fazladır.
Yay burcunu simgeleyen insan başlı at, centaur figürü tüm zevkleri deneyimleme, tüm yolları gezme, tüm özgürlükleri hissetme ve yaşama arzusunu yoğun bir şekilde hisseden insanoğlunun yarı hayvan doğasını anlatır. Keşfedilecek çok şey olduğu için bu yönüyle Yay sorumluluk kabul etmeye pek istekli değilizdir.
O sabırlı bir öğretmendir, anlayışlıdır, varlığıyla başkalarını daha iyi insanlar olmaya motive eden bir varlıktır. Bir noktada centaur ortadan kaybolur ve o tüm ihtişamıyla atının üzerinde duran bir kahraman gibi ortaya çıkar ancak ne var ki bu statüye ulaşmış olsa bile hedefine ulaşmayan oklarını toplamak için çok kez atından inmek zorunda kalacaktır.


Zaten en büyük ideallerinden biri olan bilgeliğini arttırma yoluna da bu sayede devam eder. Onlar için her zaman her zaman daha yeni, her zaman daha uzak bir hedef vardır.


Yaylar, çok erken yaşlarda kendilerine yeni mücadele alanları ararlar. Eğer bu davranışları iyi bir muhakeme yeteneği ile taçlandırılmazsa sorumsuzlaşabilirler. Örneğin önemli bir sınav için çalışmayı son güne bırakabilirler. Elbette ki başarısı baskı altında çalışmaktan gelen Yaylar da olacaktır fakat baskı altında verimli çalışabilme yetenekleri onları her zaman kurtarmayabilir. Bu durumda en başta her yeni fırsata ve imkana koşarak atlama dürtülerini kontrol etmelilerdir.


Amacın kendisinden çok amaca giden yoldan haz alırlar. Kendilerini kendi kendilerine kanıtlamaya öyle kaptırırlar ki etrafındakilerin gittikleri yol hakkındaki endişe ve korkularına duyarsız kalmakla suçlanabilirler. Yaylar ne pahasına olursa olsun tatmin ararlar ve özellikle bir iş ne kadar imkansızsa onu elde etmeye çalışmaktan o kadar çok haz duyarlar. Eğer başarısız olurlarsa kendilerini suçlu hissederek adeta yer bitirirler, başarısızlıklarına sebep olan olayları zihinlerinde defalarca yeniden yaşarlar.
Yaylar yeni öğrenme fırsatlarını severler ama onlar bizim geleneksel öğrenme biçimlerimiz dışındaki yöntemleri daha fazla tercih edeceklerdir. Rijitlik ve katılıktan hoşlanmazlar, zaten bu yüzden aynı yerde aynı koşullar altında uzun süre kalmaları zordur. Bu nedenle elbette ilişkileri de onların bu durumundan etkilenir. Yaylar eğer ilişkileri uzun ömürlü olsun istiyorlarsa partnerlerini de defalarca yeniden keşfetmenin yollarını aramalılardır. Böylece her seferinde partnerlerini yeniden öğrenip tanıyarak ilişkilerini güçlendireceklerdir.


Yaylar, hata yaptıklarında başkalarını suçlamazlar. Hatadaki paylarını güçlü bir şekilde göğüslerler. Öyle ki onlar başkalarının hatalarından da öğrenirler. Bu yüzden eleştiri kaldırabilir ve eleştirileri yapıcı bir biçimde değerlendirebilirler ve tıkkunları için kullanabilirler. Buna rağmen gururları onları hatalarını dışarıya karşı da itiraf ve kabul etmekten men eder. Hatalarını kendi içlerinde taşımayı tercih edeceklerdir.


Kabalaya göre tikkunu Yay olanların geçmiş enkarnasyonları İkizler’dir. Bu nedenle hayatlarında daima dualite olur ve her zaman iki farklı bakış açıları olur. Önceki yaşamlarından bu yaşamlarına kararasızlık sirayet etmiştir. Tek bir amaca yönelik hareket etmekte güçlük çekebilirler.


Erken yaştan itibaren konsantrasyon problemleri yaşa- yabilirler, bu durum onları derinliksiz biri gibi gösterecektir. Diğer yandan grupların içine kabul edilmek için sıklıkla bir bukalemun gibi görünümlerini değiştirebilir- ler. Bunun sonucu olarak ikiyüzlü ve samimiyetsiz olarak da adlandırılabilirler.


Tikkunu Yay olanlar onarımlarını gerçekleştirmek için kendilerine hedef belirleyip ona bağlı kalmayı öğrenmelidirler. Sorumluluk ve zorunlulukları kaçınılması ge- reken şeyler olarak değil fikir tayin etmede yararlı araçlar olarak görmelidir. Yaylar yeryüzündeki yaşam amaçlarını bu şekilde keşfedeceklerdir.
Her ay o aya özgü benzersiz ışığı çekmek için farklı bir tetragrammaton kombinasyonuna sahiptir. Tetragrammaton maneviyatın en yüksek seviyelerini ifade eder ve bizler bu dört kanal aracılığı ile ruhsal çalışmamız için gereken ışığı alırız. Bu ayın kombinasyonu Vav Yud He He’dir. Bu isim üzerine meditasyon yapmak bize Yay enerjisinden sonuna dek faydalanma imkanı verir. Böylece karşımıza bize yük değil fırsat olabilecek sorumluluklar çıkacaktır.