Ağaçların Yılbaşı Tu Bişvat

İbrani takvimde 4 adet yılbaşı bulunur. Bunlardan biri doğaya ve çevreye özellikle de ağaçlara adanmıştır. Tu Bişvat ağaçların yılbaşısıdır. Moşe yaradanla yanan bir çalılık aracılığıyla konuşmuştu. Bu, bizlere doğada yaradanın olmadığı tek bir yer dahi olmadığını gösterir. İşte bu açıdan, tu Bişvat yaradanın doğadaki varlığını kutlamaktır. İbranice “Tu” (Tet-9, Vav-6) kelimesinin harflerinin gematriası 15’tir bu nedenle ağaçların yılbaşısı 1 Sevat’ta başlasa da 15 Şevat’taki dolunaya kadar kutlanmaz.

Tu Bişvat’ın orijini tapınak zamanına dayanır. Tapınak zamanında çiftçi ile çobanların gelirinin onda biri vergi olarak alınırdı. Bu vergilendirme ağaçların ürünleri için de geçerliydi. Ondalık vergiyi düzenlemek için belli bir tarih belirlenmeliydi böylece eski yıl bitimi ve yeni yıl başlangıcı belirlenmiş olacağından vergi alımının ne zaman başlayacagi da belirlenmiş olacaktı. Işte böylece Tu Bişvat doğmuş oldu.

Peki neden bir kış ayı seçilmişti? Çünkü bu tarihte İsrael’de yağmurun çoğu yağmış olur ve ağaçların kökleri bu suyla beslenip filizlenmeye başlamış olurlar.

Tu Bişvat’ın Şevat 1’de kutlanmama nedeni Şevat 15’teki dolunay ışığında kutlamaların daha kolay yapılabileceği olabilir. Diğer taraftan Tu Bişvat Ve Tu Be Av arası 6 aydır. Biri yaz ortasındaki enerjiyi temsil ederken bir gün de kış ortasındaki enerjilere ayrılmak istenmiş olabilir.

Bu dönemde yapılan ritüeller toprağın ritmi ile ilgilidir. Ritüellerden bir diğeri ağaç dikimidir. Rav Yohanan ben Zakkai, “Mesih’in geldiğini görseniz ve elinizde dikilecek bir fidan olsa önce fidanı dikeceksiniz sonra Mesih’i selamlayacaksınız” diyerek ağaç dikmenin önemini göstermiştir. Ağaç dikmenin önemi nedeniyle büyük küçük herkes bu günde ağaç dikerler, dikemeyenler ağaçlarla ilgili kurumlara bağışta bulunurlar.

Ritüellerden bir diğeri de sederdir. Sederin ilk yazılı versiyonunu 17.yy’da görüyoruz ancak 16.yy’da ilk kez kabalist- ler tarafından yapılmaya başlanmış ve günümüzde de popülerlik kazanmistir. Tu Bişvat sederinde Pesah sederindekine benzer semboller vardır. Örneğin renkleri beyazdan kırmızıya doğru değişen dört bardak şarap kutsanır. Renklerdeki değişim mevsimlerdeki değişimi temsil eder ve her biri tanrının 4 harfli ismindeki harfler- den birine denk gelir. Sederde 10 sefirayi temsil eden 10 farklı meyve yenmesine dikkat edilir.

Son 500 yılda Tu Bişvat kabala açısından çok büyük önem kazanmıştır çünkü sefiraların yayılım şemasına “hayat ağacı” denir. Sefiralar yaratımın güçlü veçheleridirler. Sefiralar akıl almaz, hayal edilemez olan Ein Sof’tan başlar ve insan idrakına uygun olan Malkuth’a doğru ilerlerler. Sefiralar bazen kökleri yukarı alemlere dalları bizlere uzanan bir ağaç olarak tasvir edilirler. Talmud 15 Şevat’a “ağacın yılbaşı” dediği için bunu hayat ağacındaki yaratım enerjilerinin de yenilendiği bir tarih olarak düşünebiliriz. Bu açıdan düşünürsek 15 Şevat tanrının da yılbaşısıdır. Nasıl ki biz Rosh haŞana’da tanrıya ihtiyaç duyuyorsak, bu günde de tanrının insanoğlunun iyi şeyler yaptığını görmeye ihtiyacı vardır.

Tu Bişvat Tora’da geçmeyen bir özel gündür. Hakkındaki en eski referans Talmud’daki “ağaçların yılbaşı” ifadesidir. 500 yıl önce kabalistler Tu Bişvat’ın yeni açılımlarını keşfettiler ve Tu Bişvat bugün kutladığımız gün halini aldı. Kabalistler Tu B’şvat’ta yenen meyvelerin Adam ve Eva’nın işlediği suçun kozmik onarımı olduğunu söylerler. Peki bu onarım nasıl gerçekleşmekte?

Yaradan Adam ve Eva’yi Eden bahçesine yerleştirmişti ve yalnızca bir ağacın meyvesini yemeleri yasaklanmıştı. Bizler sederde meyve yiyerek yaradanın kendi arzusu ve ihsanıyla bize verilen meyveleri yiyerek arada bir şükran bağı kurmaktayız. Bu durumda bir meyve yalnızca bir meyve değil, o rabbin bizi kutsayışıdır çünkü meyvenin ağaçtan değil yaradandan geldiğinin bilincindeyizdir.

Tu Bişvat’ta 30 farklı meyve yenir. Bu meyveler 10 meyveden oluşan 3 gruba ayrılır. Birincisi portakal gibi yenmez kabuklu meyvelerden oluşur ve asiya alemi ile bağlantılıdır, ikinci grup zeytin gibi yenmez çekirdekli meyvelerden oluşur ve yetzira alemi ile bağlantılıdır, üçüncü grup ise tamamen yenebilen meyvelerden oluşur ve beriya alemi ile bağlantılıdır.

Kabalada varlık bir kötülük veya bir lanet olarak görülmez. Bu nedenle Magen David de yerleri ve gökleri temsil eden iki üçgenden oluşur. Meyveler ve spiritüel alem arasındaki bağ da işte bu düşünceden gelir. Tu Bişvat’ın mesajı etrafımızdaki fiziksel dünyayı yaradanin hediyesi gibi görmek ve fiziksel dünyanın ve nimetlerin tadını çıkarmakla ilgilidir. Etrafımızdaki maddelerin de yaradanla dolu olduğunu kabul ederek onun varlığı ve birliğinin her şeyde olduğunu idrak etmiş oluruz. Herkese mutlu bir Tu Bişvat dilerim!

Hayat Ağacı ve Sefiralar

Yaşamda bilinçli ya da bilinçsizce olsun her şey arzudur. Arzumuz hakkında düşünür, eylem alır ve onu gerçekleştiririz. Arzunun başlangıcından gerçekleştirilmesine kadar geçen süreçte on seviye vardır. Bu on seviyeye arzunun on seviyesi aynı zamanda yaratımın on evresi yani bir diğer deyişle hayat ağacının on sefirası diyoruz. Sefira İbranice’de yayılım, yayılma, ifşa olma anlamlarına gelir. Sefiralar ışığın ifşasıdır. Sefiraların ismi sırası ile Keter (Taç), Hohma (Bilgelik), Bina (Anlayış), Hesed (Merhamet), Gevura (Yargı), Tiferet (Güzellik), Netzah (Zafer), Hod (İhtişam), Yesod (Temel) ve Malhut (Krallık)’tur.

Evrende her şey enerjidir, biz bu enerjinin orijinini yani yaradanı tam olarak anlayamasak da sefiralar aracılığıyla enerjinin ifşasını anlayabiliriz. Örneğin Keter tanrısal olan ile ondan ifşa olan arasında bir yerdedir. Keter hem ışıktır hem de değildir. Onu şuna benzetebiliriz; bir metal parayı havaya atıp tuttugumuzu ve elimizle kapattığımızı düşünelim. Bu durumda yukarıda kalan yüz ya yazı ya da turadır ama biz hangisinin yukarıda olduğunu bilemeyiz. İşte Keter’in doğası böyle bilinemezdir. O kimsenin olmadığı bir yerde devrildiğinde ses çıkarmış sayılıp sayılmadığı bilinmeyen ağaçtır. Aynı anda hem herşey hem hiçbir şeydir.

Hohma bilgeliktir. Bilgelik insan zihninin algilayabileceği ilk somut şeydir. Eril, genç, enerjetik, dengelenmemiş, sınırsız bir enerjidir. Evrenin tezahür etmeye başladığı noktadır, yaratımın güdümleyicisidir.
Bina kutsal rahimdir. Evrenin dişil gücü ve ilahi annedir. Bina anlayış demektir çünkü enerjinin yaratım amacını burada anlarız. Hohma’dan düzensiz yaratıcı gücü alarak ona stabilite ve form verir. Hohma ve Bina Keter tarafından dengelenir.

Hesed, yaratımın doğruluk, sevgi, iyilik gibi arketipal formlarının bulunduğu sefiradır. Bina formlara oluşmaları için yer açmıştır ve artık Hohma’da enerji evrenimizin uzerinde işlediği kozmik düzenin kavramsal çerçevesini oluşturmak için eterik bir temelde ilerleyebilir.

Gevura güçtür çünkü Hesed tarafından getirilen kozmik düzenin yürütülmesini sağlayacak gücü taşır. Kozmik düzendeki dalgalanımları dengeye getirir. Bu nedenle karmayı da içinde taşır. Hesed ve Gevura Tiferet tarafından dengelenir.

Tiferet sefirasının her bir sefira ile doğrudan bağlantısı vardır, bu yönüyle o sefiralar arasındaki köprüdür. Toferet güzellik demektir çünkü ilahi bağlılık ve birliği temsil eder. Tifetet bireysel olarak biricikliğimizin de farkında olarak ilahi birliğimizi anlamak ve evrende yaratılmış her şeyin güzel olduğunu bilmek demektir. Hohma ilahi baba, Bina ilahi anne ise Tiferet de ilahi çocuktur. Tiferet, enerjinin biçim ve form aldığı sefiradır.
Netzah engelleri aştığımızda kazanılan zafer demektir. Evrendeki tüm dualiteler ve olasılıkları kapsar. O, birey ve kolektif arasındaki dengedir. Düşünce formlarının bulunduğu sefiradır.

Netzah sefirası Hod sefirası ile daha iyi anlaşılır. Netzah içgörü ve duyguları ifade ederken Hod bizim düşüncelerimiz ve zihinsel oluşumlarımızdır. Hod, ihtişam demektir çünkü kainatın tüm yaratımları insanlığın anlaması için zihinde yuceltilir. Bu sefira gerçekliği anlamamızın temelini oluşturur. Hod kişilik ve egomuzun gelişiminde önemli rol oynayan bir sefiradır. Hod’un görevi üst enerjileri edebiyat, bilim, felsefe gibi formlara sokarak daha anlaşılır hale getirmektir. Netzah ve Hod Yesod tarafından dengelenir.

Yesod zihin ve madde arasındaki boşluğu tamamlar, Malhut ise 4 fiziksel elementin varlık bulduğu sefiradır. Yesod eter veya astral plandır. O, duş almak veya bisiklet sürmek gibi gündelik işlerimizi ifade eder fakat yine de ifade ettikleri bundan fazladır. Yesod ateş gibidir, iyiye de kullanılabilir kötüye de.

Malhut fiziksel olarak yaratılmış evrendir. Malhut yaradanın krallığının her an her yerde olduğunu hatırlatması bakımından krallık olarak adlandırılır. Malhut tüm üst enerjilerin form aldığı ve bir araya gelip dinlendiği yerdir.

Işık ihsan etmektir, pozitif kutuptur, alma arzusu ise negatif kutuptur. Keter’den Malhut’a doğru ilerledikçe negatif kutup pozitif kutbu örter. Bu nedenle Malhut’ta sadece alma arzusu bulunur.

Her bir sefira kendinden sonraki sefirayı içinde taşır. Bu nedenle Keter sefirası tüm sefiraları içinde taşıyan bir sefiradır. Ruhun amacı bir fiziksel kap yaratmak, onu bilinçle doldurmak ve onu kökü olan ışığa geri döndürmektir. Kabalistik hayat ağacının ne olduğunu bilmek işin yalnızca küçük bir kısmıdır, ağacı yaşantımızın her anında uygulanabilir bir bilinç halı yükselişi ile pratikte de deneyimlemek gerekir. Örneğin özellikle kabalistik meditasyonlar bu amaçla düzenlenirler ve yüksek benliğimiz ile daha iyi versiyonlarımıza ulaşmamızı sağlarlar.

Kabalistik Astrolojide Şevat Ayı

Şevat ayı İbrani takvimdeki 11.aydir. Ay değiştirdiğimizde o ayın keduşasına yani kutsallığına geçeriz. Bu ayın niteliklerini inceleyecek olursak en önemlilerinden biri şudur ki Şevat 1’de Moşe Tora’yi açıklamaya başlamıştır, ki buna Devarim diyoruz, bu nedenle ravlar Şevat 1 için Matan Tora yani ikinci Şavuot gibidir derler. Şavuot Sina Dağı’nda Tora’nın verilmesidir.

Moşe rabenu, Tora’yı herkesin anlayabilmesi için yetmiş farklı dilde anlatmıştı. İşte bu ayın işareti olan Dli yani Kova burcunun ruhu budur; onun ruhu “biz” olabilmektir. Yaradan bizlere bu ay Tora’yı anlayabilmemiz için yeni içgörüler kazandırır. Tora rabbinik literatürde su olarak geçer, dolayısıyla bizler kova sembolü ile Tora’nın sularını derinliklerden çekmiş oluruz. Bu ay diğer inançlardaki kutsal metinleri anlayabilmek için de özel bir aydır. Elbette çektiğimiz suyu kovada bekletmeyip başkaları ile de paylaşmalıyız. Bu ay aynı zamanda yaradanın sözünü paylaşmak için de özel bir aydır.

Bir burcun niteliğini anlamak için önce mevsime bakarız, Şevat, Tevet ve Adar ayları ile birlikte kış mevsimi ayıdır. Tanrının dört harfli ismi olan הוהי ismine göre düşündüğümüzde harfler sırayla ateş, su, hava ve toprak elementlerine denk düştüklerinden kış aylarının elementi topraktır. Toprak Malkut sefirası ile ilgilidir ve alma arzusunu gösterir. Şevat ayının sembolü Kova yani “dli” dir. Hayat ağacında sol sütuna denk gelmektedir, yani bu ay toprağın ateşidir. Dolayısiyla Kova burcu kişileri oldukça yüksek konsantrasyona sahip olup kendi kendini bir şeyi elde etme konusunda motive edebilirler ancak kendi istek ve arzularına bazen öyle odaklı olurlar ki başkalarının ihtiyaçlarını goremeyebilirler.

Kova burcu klasik astrolojide hava burcudur, Kovalar entelektüel ihtiyaçlarini ve denge ihtiyaçlarını karşılamak isterler. Yaşamlarında karşılarına çıkan sorulara entelektüel cevaplar bularak başarı elde etmek onlar için çok önemlidir. Hava aynı zamanda iletişimle ilgilidir, Kovalar çevreleri ve toplumla daimi iletişim halinde olmayı severler; düşüncelerini paylaşmak, rijit yapıların içinde sıkışıp kalmamak onların mizacında vardır. Biricik ve özgür olmayı severler, diğerlerinden farklı düşünceleri ile daima ön plana çıkarlar. Tüm bunların altyapısında tabanında “toprağın ateşi” olan bir hava burcu olmaları yatar. Bunlara karşın, Kovaların bağlanmak ve birlikte kalmakla ilgili problemleri olabilir.

Kova burcu iki harf ile temsil edilir. İlki Kova burcunu temsil eden Tsadik harfi ve ikincisi de Kova burcunun yönetici gezegeni olan Satürn’ü temsil eden Bet harfi. Bet harfi Tora’nın ilk kelimesi olan “bereşit” kelimesinin ilk harfidir ve yaratımı başlatan ve kutsayan harftir. Tsadik doğru insan, eren demektir, üst alemle alt alem arasindaki dengeyi kurabilmis kişidir.

Tsadik harfi sırt sırta bakan Yud ve Nun harflerinden oluşur. Yud, evrenin eril ve ihsan eden yönüdür ve Nun harfi ise evrenin dişil ve alıcı olan kutbudur. Yani Tsadik harfi yaratıcının eril ve dişil yönü arasında bir köprüdür. Buna göre Kovalarda da birleştirici, bütünleştirici, bir araya getirici bir yön bulunur. Onlar spiritüel ve fiziksel olanın bir araya gelmiş halidirler. Aynı şey Bet harfi için de geçerlidir. Bet harfinin üst çizgisi gökleri ve alt çizgisi de yerleri temsil eder. Bet harfinde gökleri ve yerleri bağlayan bir de orta çizgi bulunur. Kovalar gökleri ve yerleri birleştirirler. Bu nedenle onları birçok farklı köken ve geçmişten insanları bir araya getirirken görürüz.

Kovalar idealisttir, idealleri uğruna birçok şeyden vazgeçebilirler. Onlar tüm insanları eşit bir biçimde görürler ama tarihe baktığımızda eşitlik adına birçok kitlesel ölümün de yaşandığını görüyoruz. Eğer Kovalar yaradanla bağlarını tam olarak kurmamışlarsa eşitlik adına kaş yapmak isterken göz de çıkarabilirler.

Bu ayı temsil eden kabile Aşer’dir. Yaratılış 49:20’de “Zengin yemekler olacak Aşer’de, Krallara yaraşır lezzetli yiyecekler yetiştirecek Aşer.” denmektedir. Aşer kabilesi zenginlik ve bereketle ilgilidir. Artık Kova çağında kıtlık eskiye göre çok daha az olacaktır. Kovaların paylaşımcı yönlerinin de bunda payı olacaktır. Ezekiel 1. Bölümde 4 kutsal varlıgin ismi geçer. Bunlar sırasıyla Aslan, Boğa, Kartal ve İnsandır. Aslan Aslan burcunu, Boğa Boğa burcunu, Kartal Akrep burcunu ve İnsan da Kova burcunu temsil eder. Kova burcunun kova taşıyan insanla resmedilmesinin bir sebebi de budur. İbranice’de adam “iş, שיא” kelimesidir ve gematriası 311, Şevat “şevat, טבש” kelimesi ile aynıdır. Kova burcunun temsili olan insan, insanlığın iyilikte gelebileceği noktadır.

Kova insanı bilgi ve bilme pesindedir, yeni bilgiler, yeni yerler, yeni insanlar tanımak ister. O bir bilgi devrimcisidir. Yeşaya 11:9 şöyle söyler; “Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, Dünya da RAB’bin bilgisi ile dolacak.”. Bu pasuk Olam haBa’dan yani Kova çağından bahsetmektedir. Kova çağında herkes birbirine eşit olacak ve dünyada kötülük olmayacaktır. Diger yandan Kovalarda reddedilme korkusu vardır, bu nedenle kendilerini kabul eden herhangi bir topluluğa veya insana yakınlık duyabilirler, bu onların eşitlik ve birlik istemelerinin gölge yönüdür. Yine aynı sebeple Kovaların birçok dostu ve arkadaşı olabilir ancak tanrı konsepti olmadan bu dostluklar ve arkadaşlıklar gerçek olmaktan çok uzak olacaklardır ve Kovalar boş bir kovaya benzeyeceklerdir. Kovaların bu yüzden bazen bir madalyon gibi iki yüzü vardır, onların bir yüzü koşulsuz sevgi iken diğer yüzlerinde duygusal olarak hazırlıksız olmak vardır.

Kabalada bitkilerin yeni yılı olan Tu Bişvat, Şevat 15’te kutlanır. Bitkiler yer çekimi yönünün tersine doğru büyürler ve tıpkı bunun gibi Kova burçları da sistemlere karşı gelebilirler. Onlar bu yönleriyle birbirine benzerler. Kovalar fiziksel dünyanın sınırlarının dışına çıkabilirler ama bu gücün tezahür edebilmesi için bu gücün gerçekleşmesine engel olan yönlerinin farkında olmalıdırlar. Kabalistik astrolojiye göre bir burcun doğasını kontrol edebilmesinin sırrı onun karşıt burcunda yatar. Zodyakta Kova burcunun karşıtı Aslan burcudur. Aslan kral ise Kova da halktır. Kovalar kendi düşünceleri davalarının önünde gelmediği sürece topluma yararlı olabileceklerini gösterirler.

Kovaların kendileri hakkında büyük düşünceleri olabilir ve kendi fikirlerini topluma empoze etmek onlar için yegane hedef haline gelebilir. Dolayısıyla büyüklenmeci tutumlarını bırakıp yalnızca düzeni sağlayan enerjilere bir kanal olduklarını akıllarında tutmalılardır. Kovalar geleceği günümüze taşıyabilirler, yapmaları gereken şey sadece bu gücü açığa çıkarabilmektir ve bizler de bu ay onların bu yönlerinden ilham alabilir ve geleceği inşa edici enerjilerle çalışabiliriz.

Kabalaya göre Kova burcları geçmiş yaşamın krallarıdır. Yeterince “ben” olmuşlardır ve artık bu yaşam onların “biz” deme zamanlarıdır. Önceki yaşamlarından gelen lükse erişim kaynaklı yerleşik bir gurur duyguları da vardır ve bunun üstesinden gelmek durumundadırlar.

Tikkun’u yani karma onarımı Kova olanlar yaşamlarında uygun bir partner bulmakta zorlanabilirler. Gururları en çok kendilerine denk bir yere verebilme yeteneği ile sınanır.

Tikkun Kova kişiye gerçek bir misyonerlik yeteneği verir, onlar tüm insanlığa karşı sorumluluk hissederler. Eğer basitçe yaşayıp gururlarını alçakgönüllülükle bir kenara bırakabilirlerse hedeflerini kolaylıkla yerine getirebilirler ve onları sonraki kuşaklara aktarabilirler. Bu nedenle bu ayda neslimiz için plan yapmak da oldukça uygundur.

Yeşaya 55:1 “Ey susamış olanlar, sulara gelin” der. Burada su ile kastedilen Tora’dır. Kovalar Tora ve kabala bilgeliği ile ya da herhangi bir yolla spiritüellik ve maneviyatla tanışmalı, derin sulardan kova ile su çıkarmalı ve insanlıkla paylaşmalıdırlar ancak o zaman arzu ettikleri devrimlerin önündeki engelleri kaldırabileceklerdir.

Şevat, Şin Bet Tav harfleri ile yazılır ve “şenişma besurot tovot”, “ki iyi haberler duyacağız” ın akronimidir. Bu ayda iyi haberleri daha çok duyarız ve bu ayda duyduğumuz iyi haberleri kolektife yaymaya gayret etmeliyiz.

İçinde bulunduğumuz Şevat ayında Kovalardan ilham alarak kovamızı yaradanın sözünün en derinlerine daldırmaya ve iyiligi paylaşmaya hazır mıyız?

Oğlak ve Alma-Verme

Kabalada spiritüel gelişimin dört evresi vardır:

  1. Almak için almak, י harfine tekabül eder
  2. Almak için vermek, ה harfine tekabül eder
  3. Vermek için vermek, ו harfine tekabül eder
  4. Vermek için almak, ה harfine tekabül eder

Bu dört aşamanın her biri zodyakal planda sırasıyla Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak burçlarına tekabül eder.

  1. Almak için almak

Alma arzusu doğamızın son derece mutlak bir parçasıdır. Alma arzumuz her işin başıdır. Bizler özellikle maksatlı olarak içimizde alma arzusu olacak şekilde yaratıldık ve gmar tikuna yani düzeltmenin sonuna ulaşarak ruhunun tekrar bedenlenmesini istemeyen insanlar olarak bizler bu arzumuzu en mükemmel biçimine dönüştürme görevi ile donatıldık. Spiritüel gelişimin yanı almanın bu ilk evresinde sadece kendimizi düşünür ve kendi kişisel arzularımızı tatmin etmenin peşine düşeriz. Bu durum bize zodyakal çemberdeki ilk burç olan Koç bilincini anlatmaktadır.

Koç burcunda kendine odaklılık ve benmerkezcilik vardır çünkü o henüz çok tecrübesizdir. Tıpkı bir yenidoğan gibi algısı kendi bedeni ve kendi bedensel ihtiyaçları ile ilgilidir ve yavaş yavaş bedeninin ve dünyasal yaşamın farkına varmaktadır. Bu nedenle Koç “ben” bilincidir.

Koç bilincindeki bir insan stabil olmayan bir enerji taşır çünkü bu ilk dönem, bedenin kendi başına var olmayı öğrenmesi gereken bir dönemdir dolayısıyla bireysellik taşır ve bir yaşama tutunma durumu söz konusudur, yani Koç yaşamak için mücadele vermektedir ve hayatta kalmak için her yol mübahtır İşte Mars enerjisi de tam olarak budur. Mars, hayata tutunmak için bir nevi savaşma enerjisini içerir, dolayısıyla o yaşam gücü ve yaşam enerjisidir denebilir. Yaşam enerjisinin temelinde de alma arzusu bulunur. Kendisi icin alma arzusu empati kurma ya da başkalarıyla anlaşmanın önünde bir engel olmamalıdır.

  1. Almak için vermek

Spiritüel gelişimin bu safhası yalnız kendini sevmekle diğerlerini sevmek arasındaki geçiş evresidir. Bu evrede kişi spiritüel alemin fakındadır ve başkalarına verebilmektedir fakat bu vermenin ardındaki motivasyon diğerlerini koşulsuz sevebiliyor olmak değildir henüz. Vermenin ardındaki düşünce karşılığında bir şeyler alabilme düşüncesidir. Bu evrede vermek almak içindir. Bu durum bize Yengeç bilincini anlatmaktadır.

Yengeç dönemi bir bebek için ailenin farkına varıldığı, güvenliğin, korumanın duygusal olarak deneyimlendiği dönem olarak düşünülebilir. Dolayısıyla bebek tanıma ve taklit yoluyla ailesine karşı bir bakış açısı oluşturma aşamasındadır diyebiliriz ve ilgi görmek, istediğini alabilmek için ailenin duygusal yapısını taklit etmeye başlayacaktır.

Yengeç alıngandır, ilgi bekler ve sevildiğini ve değerini görmek ister. Zaten kendisi de şefkatli, naif, merhametlidir ve bu nedenle kendisine de böyle davranılmasını ister. Yengeç besleyici ve anaçtır. Bazen duygu sömürüsü yaparak bazen de vererek istediklerini elde edebilir. Bu kişinin bu yaşamda bağımsız olmayı öğrenmesi gerekir. Aşırı korumacılığından kaynaklı karşısındakine daima vererek onu kendisine bağımlı hale getirebilir.

Bir haritada Yengeç’in girdiği yerlerde kişilere özgüven aşılamak lazımdır. Yengeçlerin bağımlılık, kendilerine acıma ve aşırı sevgi isteklerinden sıyrılması gereklidir ki verirken bir alma amacı gütmesinler.

  1. Vermek için vermek

Bu safha sadece vermek niyetiyle vermeyi ifade eder. Vermenin ardında saf sevgi vardır. Vermenin ardında ne bu dünyada ne “olam ha ba”da bir şeyler elde etme motivasyonu yoktur. Bilgeler bu seviyeye tıkun yanı onarım seviyesi derler. Buna rağmen bu son safha değildir çünkü bizler yaradanın neşe ve memnuniyet dolu tüm hediyelerini almak için yaratıldık. Yine de bu aşama tanrının iyiliğini en yüksek mertebeden deneyimlediğimiz son aşama için gereklidir. Bu üçüncü safha Terazi safhasıdır.

İkili ilişkiler, partner, eş, ortaklıklar ve bize ayna olan kişiler yakın ilişki kapsamına girer. Paylaşım yaptığımız ve bire bir ilişki içinde olduğumuz her durum Terazi evresi tarafından sembolize edilir.

Kişi yavaş yavaş 7.evle birlikte hayatın gerçekleriyle karşılaşmaya başlar çünkü karşısında kendisine denk bir pozisyon bulunmakta ve artık eleştirileri buradan almaktadır, kişi çoktan ailesinin sevilen biricik çocuğu olma durumundan uzaklaşmıştır. Terazi bazı yüzleşmeler ve kaybetme korkusu yaşar. Bu yüzden karşı tarafı elde edebilmek için Koç benliği ile yani kendi olmakla, partnerin istediği gibi olma arasında gelgitler yaşar. Terazi’nin en büyük denge sarsılmaları kaba tabirle buralardan başlar. Kişi ilk defa kendi yansımasını seyretmeye başlar. Ağırlıklı olarak bu evre kişinin kendisinde eksik olana yöneldiği evredir. Bazen Terazi enerjisi, “ben” demeyi bırakıp karşıya odaklanabilir ve ardını düşünmeden verdikçe verebilir. Terazi kendi özvarlığını ortaya koymalıdır. Aksi halde benliği karşı tarafın benliğinde eriyebilir. Terazi’nin hayattan ve insanlardan beklentilerini gerçekçi bir seviyeye çekmesi gereklidir.

  1. Vermek için almak

Bir ikincil düşünce gütmeden, sadece verme niyetiyle vermeyi öğrenmek vermek için almayı öğenmenin önkoşuludur. Bu safhada iki şey gerçekleşir; yaradanın iyiliğinin verdiği tatmini hissederiz ve yaradanın verdiklerini kendi alma arzumuzu beslemek için değil yaradanın bizlere verme arzusunu yerine getirebilmesi için kabul ederiz. Yani yaradanı mutlu etmek için. Bu aşamada alma arzumuz yaradanın ihsan etme arzusu ile hizalanır ve yaradanın sonsuz ihsan etme arzusundan faydalanırız ki zaten bu da matarat habriya, yaratılma amacımızdır. Bu oğlak bilincine tekabül eder.

Oglak evresinde kişi yasam amacını anlamıştır ve ne için reenkarne olduysa onu gerçekleştirmeye çalışır. Tabi ki bu efor Satürnyen bir efordur yani Oğlak, tırnaklarıyla kazıyan bir yapıdır. Oğlak evresine ulaşmış kişi belli bir yasa gelmiş, olgunluğa ulaşmış deneyimli bir insanı temsil eder. Oğlak’ta kendi çıkarına ve yalnızca kendi güvenliği için çalışma hırsı bitmiştir. Bu yüzden Oğlak, çok emek verir ve maddeyi en iyi şekilde, en tepede kullanmanın peşindedir. Oğlak sistemdir, sistemin omurgasıdır, sistemden nasıl fayda sağlanacağını bilendir. Statü arzusu ve organizasyon yeteneği çoktur. Hedeflerine ağır ve sağlam adımlarla yönelir ve bunun için de elinden gelen her şeyi yaparlar. Oğlak için maddi güvence önemlidir ve dişiyle tırnağıyla zaman içerisinde istediği pozisyona gelir. Oğlak yaradanın verdiklerini onun mutlu etmek icin almayı en iyi bilen burçtur.

Son aşamaya gelip gelmediğimizi nasıl anlarız? Eğer bir Oğlak gibi emeklerimizin karşılığını başkaları için değil yaradanın mutluluğu için istiyorsak bu son aşamaya gelmişizdir.

Melekler ve İsimleri

Felsefede etkili neden ve nihai amaç denen iki konsept vardır. Etkili neden varlığı ortaya çıkaran şeydir, nihai amaç da varlığın amacıdır. Evrendeki her şeyin etkili nedeni yaradandır ve biz bunun böyle olduğunu biliyorsak ikinci aşama bazı yaratılmışların niçin yaratıldığını kavramaktır. Her varlığın bir görevi vardır. Örneğin hayat ağacındaki sefiralarda sefiraların doğasına uygun varlıklar bulunur ve melekler bir anlamda sefiranın doğasını denetlerler. Bu nedenle insan tekamülünde daha yüksek mertebelere çıkabilirken melekler evrende düzeni sürdürebilmek için aynı mertebede kalırlar. Zaten düzeni sürdürebilmek her varlığın nihai amacıdır. Hiçbir varlık şans eseri yaratılmış değildir.

Evrende bulunan bazı varlıklar şöyledir:

  1. Gezegensel varlıklar: Bir gezegenin majikal ve astrolojik veçhelerini taşıyan varlıklar veya ruhlar. Örneğin Venüs’ün gezegensel varlıkları aşk ve arkadaşlıkta bizlere yardımcı olurken, zihinsel konularda Merkür’ün gezegensel ruhları bizlere yardımcı olacaktır. Gezegensel zeka çok güçlüdür ve bu varlıklar aynı anda birden fazla görevi yerine getirebilirler.
  2. Elemental varlıklar: Bu varlıklar birçok etki alanı olan gezegensel ruhlardan farklı olarak tek bir konuda uzmandırlar. Bu zayıflık gibi görülmemelidir, bu varlıklar görevlerini yerine çok hızlı ve verimli bir biçimde getirirler. Bazı elementaller şunlardır; toprak elementi için cinler, hava elementi için hava perileri, ateş elementi için semenderler ve su elementi için su perileri.
  3. Demonik varlıklar: Kontrol etmesi en zor varlıklardır çünkü doğaları itibari ile majisyenin zıttıdırlar. Bu nedenle çalışmaların başında yanlış bilgi ve zayıf sonuçlar alma potansiyeli yüksektir.
  4. Goetik varlıklar: Goetik varlıklar doğasında demonik değildir. Örneğin Astaroth Astarte’den gelmektedir ve tarih boyunca bir medeniyetin tanrısı diğeri için demon olagelmiştir. Goetik varlıklar için de bu durum geçerlidir ve bu durum onlarla şifa da çalışılabileceğini gösterir.
  5. Tanrısal formlar: Çok yüksek bir güç açığa çıkaran varlıklardır, örneğin Mısır ruhları ile çalışmak çok zordur. Onlarla çalışmanın en güvenli yollarından biri invokas- yondur böylece kısıtlı ve kontrol edilebilir bir miktarda enerji açığa çıkar.
  6. Arketipal imge: Kolektif düşünce süreçleri üzerinden isteyerek veya istemeyerek yaratılan her varliğa arketipal imge denir.
  7. Astral varlıklar: Astral planda yaşayan ve akaşik kayıtlara ulaşabilen varlıklardır. Bu nedenle birbirini taklit edebildiklerinden tecrübe eksikliğinde birbiri ile karıştırılabilirler.
  8. Anjelik varlıklar: Yaradanın çeşitli görevler atadığı varlıklardır. Kontrol alanlarında çok güçlü enerjiler açığa çıkarırlar. Melekleri anlamak için hayat ağacındaki sefiralarla ilişkilerini öğrenmek önemlidir.

Keter sefirası Uranus ile ilişkilidir. Bu sefiranın baş meleği Metatron’dur. Keter melekleri ile zihinsel ve entelektüel konular üzerinde çalışılır. Hohma sefirası Neptün ile ilgilidir ve bas meleği Raziel’dir.

Hohma sefirası Neptün ile ilişkilidir. Bu sefiranın baş meleği Raziel’dir. Hohma melekleri ile durugörü, duruişiti gibi pşisik yetenekleri arttırmak için çalışılır.

Binah sefirası Satürn ile ilişkilidir. Bu sefiranın baş meleği Tsafkiel’dir. Yıkım, yok etme, ölüm, sınırlamalar ile ilişkilidir ancak pozitif yönü ile hastalıkları yok edebildiği, kötü alışkanlıkları öldürebildiği ve bazı kötücül etkileri de sınırlandırabildiği göz önünde tutulursa bu sefiranın işlevi daha doğru anlaşılır. Bu sefira ile örneğin okültizm veya uzak geçmiş zaman ile ilgili bazı gizli gerçekleri öğrenmek için çalışılır.

Hesed Jüpiter ile ilişkilidir ve bas meleği Tsadkiel’dir. Hesed melekleri ile zenginlik ve maddi zevk elde etme amacı ile çalışılır.

Gevurah sefirası Mars ile ilişkilidir ve sefiranın baş meleği Kamael’dir. Gevurah sefirası melekleriyle yaşama sevinci ve cesaret elde etme amacıyla çalışılır.

Tiferet sefirası Güneş ile ilişkilidir ve bas meleği Raphael’dir. Tiferet sefirası melekleriyle yaşamda sağlık, para, bilgelik vs. aracılığıyla uyum yakalamak için çalışılır.

Netzah sefirası Venüs ile ilişkilidir. Sefiranın baş meleği Haniel’dir. Netzah melekleri ile aşk, doğurganlık, arkadaşlık, yaratıcılık elde etme amacı ile çalışılır.

Hod sefirası Merkür ile ilgilidir. Sefiranın baş meleği Mikael’dir. Bu sefiranın melekleri ile öğrenmek istenen şeyde kolaylık elde etmek için çalışılır.

Yesod sefirası Ay ile ilgilidir ve sefiranın baş meleği Gabriel’dir. Bu sefiranın melekleri ile rüyalar, kehanet ve tezahür öğrenmek için çalışılır.

Malkut sefirası Dünya ile ilgilidir. Sefiranın baş meleği Sandalfon’dur. Bu sefiranın güçleri elemental varlıklara benzerler.

Peki meleklerin ismi nereden gelir? Gelin adım adım görelim…

Meleklerin isimlerini Tora yoluyla elde ederiz, isimlerin kökü tamamiyle Tora’dır. İsimleri elde etmek için izlenen metod şudur:

  • Çıkış’ın 14. bolümünün 19. , 20. ve 21. pasukları 72’şer harften oluşur.
  • Bu pasuklar üst üste konursa 72 sütundan oluşan 3’erli sıralar elde ederiz.
  • Pasuklardan 19. pasuk sağdan sola, 20. pasuk soldan sağa, 21. pasuk yine sağdan sola yazılır.
  • Ortaya bir isimler tablosu çıkar:

Bu tablodaki trigrammaton isimler yaradanın 72 ismidir. 72 ismin sonuna -ya veya -el takısı getirilerek melek isimleri elde edilmiş olur.

Kabalistik Astrolojide Tevet Ayı

Tevet İbrani takvimdeki onuncu aydır ve Satürn yönetimindedir. Satürn Bet harfi ve Oğlak da Ayin harfi tarafından oluşturulmuştur.

Tevet kabaladaki negatif aylardan biridir ancak bu negatifliği kelimenin literal anlamı ile karşılamamak lazımdır. Bizlerin negatif aylarda yalnızca daha çok çaba göstermesi gerekir ve elbette çabamız oranında da yaradana bağlanırız.

Satürn İbranice’de Sabtay olarak okunur ve Şin – Bet – Hey kökünden gelir. Bu kökten çalışmayı durdurma, grev gibi inaktivite belirten kelimeler türemiştir dolayısıyla Satürn durgunluğu temsil eder. Bu nedenle bu ayda durağan olmamız kötülüğe yer açar denir.

Pozitif yönüyle Satürn yine aynı kökten gelen Şabat ile bağlantılıdır. Şabat’ta dünyevi işlerimizi bir kenara koyar ve metafizik aleme yönelerek tefekkür ederiz.

Tevet ayında ayrıca nazar, kötü göz gibi kötü enerjilerin üstesinden gelmemiz gerekir ve arınma çalışmaları ya- parız. Eğer bu ayda alanımızı arındırmazsak üzerimizdeki kötü enerjiler yıl boyu bize baskın gelirler. Bu ayın harfi Ayin İbranice’de göz anlamına gelmektedir.

Tevet bir öfke ayıdır. Bu ayda öfkemizi tetikleyen konular tezahür edebilir. Tekamülümüz tam da öfke kontrolü üzerinedir. Bu ay büyüme ve olgunluk ayıdır. Öfke ile ilgili yıl boyu sürdüreceğimiz spiritüel disiplinimizin temelleri bu ayda atılır. Bu ayda egzersizimizi yapmazsak yıl içinde öfke patlaması yaşayarak bir şeyleri elimizden kaçırma veya kaybetme ihtimalimiz artmış olur.

Tevet Oğlak burcu ile ilişkilidir. Bu ay Oğlak gibi sıçrama ayıdır. Ne yöne sıçrayacağımızı olgunluk seviyemiz ve “geçen yıl beni öfkelendiren şeyler bu sene de beni öfkelendirmeye devam ediyor mu?” sorusuna verdiğimiz cevap belirler. İbranicede kızgınlık anlamına gelen rogez kelimesinin gematriası gevura sefirasının gematriasına eşittir, buradan öfkeyi kutsallıkla düzeltmemiz, ortadan kaldırmamız gerektiğini anlamaktayız.

Tevet’in bir sembolü de sembolü keçidir. Keçi sembolünü Yosef (Hz.Yusuf) hikayesinde görmekteyiz. Kardeşleri babası Yaakov’u oğlu Yosef’in öldüğüne inandırmak için ona Yosef’in keçi kanına bulanmış gömleğini koklatırlar. Tevet ayı bu hikayeden ötürü bize birşeylere inanıp hüküm vermekte acele etmemizi ve sabretmemiz gerektiğini öğütler.

Tevet ayı astrolojik olarak Murphy kanunlarının çalıştığı bir aydır. Bu ayda bir şeyin kötü gitme ihtimali varsa yüksek ihtimalle kötü gidecektir. Bu ayda barışçıl olmayan uluslar mutlaka büyük siyasi hatalar yaparlar. Bu ayda işler biraz kontrol dışıdır bu nedenle bu ayda astrolojiyi olacakları tahmin ve kontrol etmek için kullanmak hoş görülmeyen bir davranış sayılır zira astroloji kesin ve sabit bir geleceği değil potansiyelleri gösterir.

Tevet her ne kadar negatif bir ay olsa da bu illa ki başımız derde girecek anlamına gelmez. Kötü şeylere kapı açmak onların hayatımızdaki tezahürünü kolaylaştırır. Tora ve kabala rehberliği dışındaki davranışlarımız bu negatif zamanlarda yaşamımızda kötü sonuçlara yol açacaktır. Eğer bu ayda kötülükle karşılaşırsak bu yaradan öyle istediği için değil kötülüğün gelişinden kaçınacak kadar dikkatli olmadığımız içindir.

Oğlak toprak burcudur ve Oğlaklar davranışlarında yavaş ve ağırdırlar. Genellikle konuşkan değillerdir. Meşgul bir sosyal yaşama sahip olmaktansa kendi kendilerinin arkadaşı olmayı tercih ederler. Fiziksel aleme düşkünlerdir, alma arzusunu temsil ederler.

Erken yaşlarda sorumluluk almaları gerektiğini düşünürler, yetişkinliğe erken geçip gençlik hayallerini terk edebilirler. Ciddilerdir, kendilerini açmazlar. Oğlaklar her şeyin tırnaklarla kazanılması gerektiğini düşünürler, bakış açıları maddeci ve katı yürekli olabilir.

Sefer Yetzira’ya göre Satürn’ün içsel spiritüel enerjisi kuru ve soğuktur. Bu nedenle Oğlaklar sevgi alıp verme alanında zorluk yaşayabilirler. Oğlaklar Zodyak’ın en materyalistik burcudur. Zaman ve para onlar için önemli iki kavramdır. Çok çalışırlar ve bu çalışmaları sonucunda elde ettiklerine tutunurlar. Sahibi olduğu şeyleri ve alanını korumayı severler. Hak etmediği şeyleri istediğini düşün- dükleri insanlara sempati beslemezler.

Oğlak MC noktasıdır. Bulundukları noktanın avantajı yaşamın hem maddi hem de manevi amaçlarını iyi yakalayabilmektir. Ancak elbette pek az Oğlak bu avantajın farkındadır. Oğlaklar maddeyi severler fakat her zaman mana boyutu da var olmak koşulu ile.

Oğlaklar sahip olduklarınının sadece kendi çabaları sonucunda ortaya çıktığını düşünme eğilimindedirler, onlar sahip olduklarının aynı zamanda yaradanın ihsanı olduğunu unutmamalıdırlar. Maddeyle bağları kesildiğinde öfkelenip memnuniyetsizleştiklerini görmelidirler. Oğlaklar aynı zamanda paylaşmayı öğrenmelidirler, paylaşmak onların maddenin yanındaki manayı da görmelerine yardımcı olur.

Kabalaya göre Oğlak’ın geçmiş yaşam karması Yengeç ile ifade edilir. Oğlak geçmiş yaşamlarında daima güvenlik aramış ve problemlerini başkasının aklı ile çözmeye çalışarak sorumluluktan kaçmıştır. Bunun sonucu olarak o bir konformişttir. Kendi iç dünyasında ve maddeye bağlı yaşar. Yaşamın ona sunduğu diğer imkanlarla ilgilenmez. Kusurlarını aileden aldığını düşünebilir bu nedenle ailesiyle çok sıkı bağlar geliştirerek kusurları konusundaki sorumluluğu onlara atabilir.

Oğlak’ın tikkunu olgunlaşmak üzerinedir. Oğlak ailesi ile göbek bağını kesmeli ve sorumluluk almayı öğrenerek kendi ayakları üzerinde durmalıdır. Önceki yaşamlarında hiç alamadığı riskleri şimdiki yaşamında almalıdır. O, yalnızca evrenin merkezi olduğunu düşünmeyi bırakıp aynı zamanda büyük evrensel bir bütünün bir parçası olduğunu da kavramalıdır. Böylece yaşam amacını tamamlamış olacaktır.

Av, Tammuz ve Tevet kozmik potansiyel negatif aylar kabul edilirler. Negatifi açığa çıkarma sırasına göre dı- zersek, en güçlü ay Av’dir çünkü yöneticisi Güneş’tır. İkinci sırada Tammuz yer alır çünkü yöneticisi Ay’dir. Tevet en düşükte çalışır çünkü yöneticisi Satürn’dur. Potansiyel negatifi açığa çıkarma yönetici gezegenlerin Güneş’e yakınlığı ile ölçülür.

Her ne kadar Yeruşalayim’in Tevet’in 10. günü Nebukadnezar tarafından kuşatılması nedeniyle negatif bir ay olsa da Tevet kelimesi İbranice iyi anlamına gelen tov kelimesinden türemiştir. Bu nedenle iyiden ve doğrudan ayrılmayan için bu ay içinde kötülük yoktur.Tevet İbrani takvimdeki onuncu aydır ve Satürn tarafından yönetilir. Satürn Bet harfi tarafından oluşturulmuştur ve Oğlak da Ayin harfi tarafından oluşturulmuştur.

Tevet kabaladaki negatif aylardan biridir ancak bu negatifliği kelimenin literal anlamı ile karşılamamak lazımdır. Bizlerin negatif aylarda yalnızca daha çok çaba göstermesi gerekir ve elbette çabamız oranında da yaradana bağlanırız.

Satürn İbranice’de Sabtay olarak okunur ve Şin – Bet – Hey kökünden gelir. Bu kökten çalışmayı durdurma, grev gibi inaktivite belirten kelimeler türemiştir dolayısıyla Satürn durgunluğu temsil eder. Bu nedenle bu ayda durağan olmamız kötülüğe yer açar denir.

Pozitif yönüyle Satürn yine aynı kökten gelen Şabat ile bağlantılıdır. Şabat’ta dünyevi işlerimizi bir kenara koyar ve metafizik aleme yönelerek tefekkür ederiz.

Tevet ayında ayrıca nazar, kötü göz gibi kötü enerjilerin üstesinden gelmemiz gerekir ve arınma çalışmaları ya- parız. Eğer bu ayda alanımızı arındırmazsak üzerimizdeki kötü enerjiler yıl boyu bize baskın gelirler. Bu ayın harfi Ayin İbranice’de göz anlamına gelmektedir.

Tevet bir öfke ayıdır. Bu ayda öfkemizi tetikleyen konular tezahür edebilir. Tekamülümüz tam da öfke kontrolü üzerinedir. Bu ay büyüme ve olgunluk ayıdır. Öfke ile ilgili yıl boyu sürdüreceğimiz spiritüel disiplinimizin temelleri bu ayda atılır. Bu ayda egzersizimizi yapmazsak yıl içinde öfke patlaması yaşayarak bir şeyleri elimizden kaçırma veya kaybetme ihtimalimiz artmış olur.

Tevet Oğlak burcu ile ilişkilidir. Bu ay Oğlak gibi sıçrama ayıdır. Ne yöne sıçrayacağımızı olgunluk seviyemiz ve “geçen yıl beni öfkelendiren şeyler bu sene de beni öfkelendirmeye devam ediyor mu?” sorusuna verdiğimiz cevap belirler. İbranicede kızgınlık anlamına gelen rogez kelimesinin gematriası gevura sefirasının gematriasına eşittir, buradan öfkeyi kutsallıkla düzeltmemiz, ortadan kaldırmamız gerektiğini anlamaktayız.

Tevet’in bir sembolü de sembolü keçidir. Keçi sembolünü Yosef (Hz.Yusuf) hikayesinde görmekteyiz. Kardeşleri babası Yaakov’u oğlu Yosef’in öldüğüne inandırmak için ona Yosef’in keçi kanına bulanmış gömleğini koklatırlar. Tevet ayı bu hikayeden ötürü bize birşeylere inanıp hüküm vermekte acele etmemizi ve sabretmemiz gerektiğini öğütler.

Tevet ayı astrolojik olarak Murphy kanunlarının çalıştığı bir aydır. Bu ayda bir şeyin kötü gitme ihtimali varsa yüksek ihtimalle kötü gidecektir. Bu ayda barışçıl olmayan uluslar mutlaka büyük siyasi hatalar yaparlar. Bu ayda işler biraz kontrol dışıdır bu nedenle bu ayda astrolojiyi olacakları tahmin ve kontrol etmek için kullanmak hoş görülmeyen bir davranış sayılır zira astroloji kesin ve sabit bir geleceği değil potansiyelleri gösterir.

Tevet her ne kadar negatif bir ay olsa da bu illa ki başımız derde girecek anlamına gelmez. Kötü şeylere kapı açmak onların hayatımızdaki tezahürünü kolaylaştırır. Tora ve kabala rehberliği dışındaki davranışlarımız bu negatif zamanlarda yaşamımızda kötü sonuçlara yol açacaktır. Eğer bu ayda kötülükle karşılaşırsak bu yaradan öyle istediği için değil kötülüğün gelişinden kaçınacak kadar dikkatli olmadığımız içindir.

Oğlak toprak burcudur ve Oğlaklar davranışlarında yavaş ve ağırdırlar. Genellikle konuşkan değillerdir. Meşgul bir sosyal yaşama sahip olmaktansa kendi kendilerinin arkadaşı olmayı tercih ederler. Fiziksel aleme düşkünlerdir, alma arzusunu temsil ederler.

Erken yaşlarda sorumluluk almaları gerektiğini düşünürler, yetişkinliğe erken geçip gençlik hayallerini terk edebilirler. Ciddilerdir, kendilerini açmazlar. Oğlaklar her şeyin tırnaklarla kazanılması gerektiğini düşünürler, bakış açıları maddeci ve katı yürekli olabilir.

Sefer Yetzira’ya göre Satürn’ün içsel spiritüel enerjisi kuru ve soğuktur. Bu nedenle Oğlaklar sevgi alıp verme alanında zorluk yaşayabilirler. Oğlaklar Zodyak’ın en materyalistik burcudur. Zaman ve para onlar için önemli iki kavramdır. Çok çalışırlar ve bu çalışmaları sonucunda elde ettiklerine tutunurlar. Sahibi olduğu şeyleri ve alanını korumayı severler. Hak etmediği şeyleri istediğini düşün- dükleri insanlara sempati beslemezler.

Oğlak MC noktasıdır. Bulundukları noktanın avantajı yaşamın hem maddi hem de manevi amaçlarını iyi yakalayabilmektir. Ancak elbette pek az Oğlak bu avantajın farkındadır. Oğlaklar maddeyi severler fakat her zaman mana boyutu da var olmak koşulu ile.

Oğlaklar sahip olduklarınının sadece kendi çabaları sonucunda ortaya çıktığını düşünme eğilimindedirler, onlar sahip olduklarının aynı zamanda yaradanın ihsanı olduğunu unutmamalıdırlar. Maddeyle bağları kesildiğinde öfkelenip memnuniyetsizleştiklerini görmelidirler. Oğlaklar aynı zamanda paylaşmayı öğrenmelidirler, paylaşmak onların maddenin yanındaki manayı da görmelerine yardımcı olur.

Kabalaya göre Oğlak’ın geçmiş yaşam karması Yengeç ile ifade edilir. Oğlak geçmiş yaşamlarında daima güvenlik aramış ve problemlerini başkasının aklı ile çözmeye çalışarak sorumluluktan kaçmıştır. Bunun sonucu olarak o bir konformişttir. Kendi iç dünyasında ve maddeye bağlı yaşar. Yaşamın ona sunduğu diğer imkanlarla ilgilenmez. Kusurlarını aileden aldığını düşünebilir bu nedenle ailesiyle çok sıkı bağlar geliştirerek kusurları konusundaki sorumluluğu onlara atabilir.

Oğlak’ın tikkunu olgunlaşmak üzerinedir. Oğlak ailesi ile göbek bağını kesmeli ve sorumluluk almayı öğrenerek kendi ayakları üzerinde durmalıdır. Önceki yaşamlarında hiç alamadığı riskleri şimdiki yaşamında almalıdır. O, yalnızca evrenin merkezi olduğunu düşünmeyi bırakıp aynı zamanda büyük evrensel bir bütünün bir parçası olduğunu da kavramalıdır. Böylece yaşam amacını tamamlamış olacaktır.

Av, Tammuz ve Tevet kozmik potansiyel negatif aylar kabul edilirler. Negatifi açığa çıkarma sırasına göre dı- zersek, en güçlü ay Av’dir çünkü yöneticisi Güneş’tır. İkinci sırada Tammuz yer alır çünkü yöneticisi Ay’dir. Tevet en düşükte çalışır çünkü yöneticisi Satürn’dur. Potansiyel negatifi açığa çıkarma yönetici gezegenlerin Güneş’e yakınlığı ile ölçülür.

Her ne kadar Yeruşalayim’in Tevet’in 10. günü Nebukadnezar tarafından kuşatılması nedeniyle negatif bir ay olsa da Tevet kelimesi İbranice iyi anlamına gelen tov kelimesinden türemiştir. Bu nedenle iyiden ve doğrudan ayrılmayan için bu ay içinde kötülük yoktur.

Hanuka Bayramı

Kislev ayı karanlık zamanları anlatır. Bu ayda günler kısalarak geceler en uzun noktasına ulaşır. Hanuka bayramı ise bir ışıklar bayramıdır ve tam da bu karanlık günlerde Kislev ayının 25. gününden itibaren 8 gün boyunca kutlanır. Hanuka etimolojik olarak kökünden gelir ve adamak ve ortaya çıkarmak anlamlarına gelir.

Hanuka חנוכה sözcüğünü hanu-ka olarak da ayırmak mümkündür. Hanu İbranice durmak, park etmek, kamp kurmak fiilinin eril çoğul emir kipidir. harflerinin gematriası da 25 eder. Yani kelimeyi “25. günde durdu- lar olarak okumak da mümkündür.

HANUKA’NIN ORİJİNİ

Hanuka orijini en açıkça bilinen bayramlardan olmasına rağmen yine de onun da bazı gizemleri vardır.

Hanuka, rahip kabilesinden bir aile olan Makabiler ile Helenistik yöneticiler ve Helenleşmiş yahudiler arasında geçen M.Ö 169-166 tarihli savaşlara dayanır. Bu savaşlar hem anti sömürgeci bir savaş hem de bir iç savaş olmaları ile bilinir.

Bu tarihlerde Grek kralı 4. Antiohos bölgesel dinlerin kökünü kazımaya karar vermişti. Yahudilik de bu bölgesel dinlerden biriydi. Yeruşalayim’deki kutsal tapınakta pagan adetleri ve ritüelleri uygulanıyor, Helenistik kültürün gücüne kapılan birçok yahudi de bu adetleri uyguluyor, kralın emirlerine uyuyordu. Bunun yanısıra, örneğin sünnet, koşer yiyecekler ve Şabat tutmak ölümcül cezalardandı.

Elbette kralın emirlerini katı bularak onları uygulamayan Yahudiler de vardı ve Modin’de yaşayan Haşmonay sülalesinden ve 5 oğul sahibi rahip Matathias önderliğinde toplanmışlardı. Bu aileye Makabiler denirdi. Üç yıllık çetin bir savaştan sonra Makabi güçleri savaşı kazandılar. M.Ö. 166’da Yeruşalayim’i geri aldılar ve şehri tapınağa, yakılıp yıkılmış tapınağı da şehre tekrar kazandırdılar. Tapınak Kislev ayının 25’inde arındırılmıştı tam da yabancıların onu kirletmeye başladığı günün yıldönümünde. Tapınak yeniden kutsallığa adandıktan sonra kutlama 8 gün sürmüştü. Peki neden 8 gün?

Grekler tapınağa girdiklerinde kutsala saygısızlık ederek her yeri yakıp yıkmışlardı ve bunun bir sonucu olarak da buradaki menorayı yakmak için gereken bütün yağları manevi olarak kirletmişlerdi. Makabiler onları yenip tapınağa girdiklerinde aradılar ve ağzı baş kohen tarafından kapatılmış yani mührü kirilmamis tek bir küçük şişe zeytin yağı bulabildiler. Bu şişe mumları yakmak için sadece bir gün yetecekti buna rağmen bir mucize olmuş ve mumlar yeni bir yağ yapmaya yetecek 8 gün süresince yanmaya devam etmiştir. Zaten Makabiler savaşırken kutlayamadıkları için Sukot’a benzer bir kutlama yapmak niyetinde idiler. Sukot 7 gün sürer, onun sonu olan Şemini Atzeret ise 1 gün. Hanuka bu yüzden 8 gündür. Tek bir şişenin 8 gün yanabilmesinin spiritüel anlamı yaradanın yardımıyla en ufak adımların bile biz insanlar için son- suzluğa ve sonsuz spiritüel zenginlige uzanabilmesidir. Ayrıca evren 7 günde yaratılmıştır bu nedenle & sonsuzlu- gu temsil eder.

GÜNÜMÜZDE HANUKA

– Hanukiya nedir?

Tapınağın yeniden adandığı günden beri Yahudiler her yıl bu mucizeyi anmak için 9 kollu özel bir şamdan kullanırlar. Bu şamdana hanukiya denir. Şamdanın 8 kolu birbiri ile aynı boydadır yalnız bir de en ortada bulunan bir kol vardır. Bu kol diğerlerinden uzundur ve hanukiya mum- larını yakmak için kullanılır. Bu kola şamaş denir.


Dikkat edilmesi gereken iki konu vardır. Hanukiya aydınlatma görevi ile kullanılamaz, bu nedenle hanukiya yakılırken odada başka bir ışık kaynağının da bulunması önemlidir. Diğer bir husus da şudur; hanukiya yandığı süre boyunca odada yalnız bırakılmaz.

– Hanukiya nasıl yakılır?

Yüzümüzü hanukiyaya döndüğümüzde sağ basta kalan koldan başlayarak mumları yerleştiririz. İlk gece en sağımızdaki kola bir mum yerleştiririz, onu şamaş ile yakar ve kutsama dualarını okuruz. İkinci gece ve diğer gecelerde ilk mumun soluna bir mum daha ekleyerek mum sayısını birer birer arttırırız.

Sevivon, dreidel nedir?

Dört yüzlü topaç. Dört yüzünde şu harfler bulunur; nun, gimel, hey ve şin. Bu harfler “Nes gadol haya şam. yani “Orada büyük bir mucize vardı.” cümlesini oluşturan kelimelerin baş harfleridir. Yidiş dilinde ise, nun nits (hiçbir şey). gimel ganz (her şey), hey halb (yarı), şin ştel-arein (biraz koy) kelimelerinin baş harflerine tekabül eder.


– Dreidel nasıl oynanır?

Oyun genellikle şeker, çikolata veya kuruyemişle oynanır. Herkes bir kaba, ellerindeki eşit sayıdaki fındığı koyar. Topaç sırayla çevrilir. Nun gelirse hiçbir şey olmaz, hey gelirse oyuncu kaptaki fındıkların yarısını alır, şin gelirse elindeki fındıklardan bir kısmını kaba koymak zorundadır, gimel gelirse oyuncu kaptaki fındıkların tamamını alır ve diğer oyuncular yine başlangıç miktarı kadar fındığı kaba koyarlar. Bu durum herkes elindeki fındıkları tüketerek iflas edip geriye tek bir kazanan kalıncaya kadar devam eder.

– Latkes nasıl yapılır?

Latkes Hanuka bayramının geleneksel yiyeceklerindendir. İstediğiniz miktarda patatesi rendeleyin ve fazla suyunu sıkarak nemini alın. Rendelenmiş patatesi un, tuz, yumurta ve rendelenmiş soğanla karıştırın.
Karışımı avcunuzda top haline getirerek kızgın yağa atın ve bastırarak kızartin. Topların iki tarafı da altın rengini alıncaya kadar kızartmaya devam edin. Toplar iyice kızardıktan sonra kağıt havlu üzerine koyup fazla yağını alın. Latkes sabah kahvaltısında krem peynir yanında. öğlen ekşi acı sos ile, akşam ise somon füme ile yenebilir.


Bu yazımda sizlere Hanuka ruhunu tanıtmaya çalıştım. Aslında Yahudiler ile Grekler arasındaki mücadele her şeyden çok maneviydi, bu iki ayrı dünya arasındaki bir çatışmaydı; Tora düşüncesine karşı Grek düşüncesi… Ama bu aynı zamanda her birimizin içinde var olan içsel bir çatışmayı da simgeliyor.

Kabalistler Hanuka’yı üç ata ile de ilişkilendirmişlerdir. Ayın elemental harfi Şin, 3 tane Vav harfinden oluşur ve kendisini oluşturan 3 Vav harfinden dolayı 3 ata ile yani Avram, Yitshak ve Yaakov ile ilişkilendirilir. Her ata için bir Şin harfi alıp yanyana koyarsak bir hanukiya yani 9 kollu şamdanı elde ederiz. Hanuka mucizesi bu üç atanın her insanın ruhunda saklı olan ışığı yeniden canlandırma kabiliyetini temsil eder.

Hanuka karanlıktan ışığın, umutsuzluktan umudun doğduğu bir dönemdir. Diliyorum ki atalardan gelen gücünüz ve umutlarınız hiç tükenmesin.

Güneş Dil Teorisi

Yay burcunun yabancı kültürlerle ilişkisi hepimizce malumdur, onun işaretlerinden biri de dillerdir. Bu nedenle bu ayın konularından birini spiritüel camia tarafından da devamlı öne sürülerek safsatası eksik bırakılmayan Güneş dil teorisi olarak seçtim.

Güneş dil teorisi zaman zaman neden ve ne amaçla ortaya atılır anlamak ister misiniz? Öyleyse gelin yakından bakalım, neymiş bu Güneş dil teorisi…

Tora’daki Babil kulesi hikayesi bize dillerin ortaya nasıl çıktığını anlatır. Hikayeyi kısaca hatırlayalım…

Başlangıçta tüm yer yüzü tek bir dilde ve tek bir amaca sahipti der Tora. İnsanlar kendilerine bir şehir ve başı gökyüzüne erişen bir kule inşa ediyorlardı fakat tanrı şehir ve kuleyi görmek için yeryüzüne indiğinde onları oldukça kibirli buldu ve yapılan bu işi pek de beğenmedi. “Hepsi aynı dile sahip, tek bir millet bunlar ve ilk yaptıkları şey bu mu?” dedi ve ceza olarak onların dillerini karıştırdı. Artık kimse kimseyi anlamaz olmuştu. Şehrin ve kulenin yapımı durmuştu. Sonra insanların hepsi yeryüzüne işte buradan dağıldılar ve böylece diller ortaya çıktı der Toramız.

Bu hikaye dillerin nasıl ortaya çıktığını açıklasa da bize ilk dilin nasıl ortaya çıktığını vermez. Bu noktada dillerin ortaya çıkışı daima çeşitli teorilere beşiklik etmiştir. Bunlardan biri de Güneş dil teorisidir.

Dil bir kültür yansımasıdır. Bir millet milli bilinçle hareket etmek isterse, ortak bir dili benimsemek durumunda kalır. 1930’lar atmosferinde Mustafa Kemal Atatürk de kültürel atılımlarla milli bilinci arttırma çabasındaydı. Bu nedenledir ki Güneş dil teorisine temel ayak olan Dr. Hermann F. Kvergic’in dünyadaki dillerde bulunan bir çok kelimenin köken olarak Türkçe’den türediği ve Türkçe nin temel dil olduğu varsayımında bulunan çalışmasını beğenmiş ve dikkate almıştı. Bu teoriyi aslında bilimsel nedenlerden çok siyasi nedenlerle desteklemişti ve teorinin bazı çevrelerce destek bulması da yine aynı sebeple olmuştu.

Güneş Dil Teorisi Türkçe’nin dünya dillerinin kaynağı olduğunu öne süren 1930’lu yılların ikinci yarısında ortaya atılmış bir teoridir. Güneş dil Teorisi’ne göre, Güneş ilk insanlar için her şeyden üstün bir objedir ve dilin ortaya çıkışındaki ilk etkendir; insanlar ilkin Güneş’i tetkik ederek onun hareketlerinden ve büyüklük, kuvvet, ışık, sıcaklık, büyüme, parlaklık gibi vasıflarından yola çıkarak kavramlar oluşturmuşlardır. Yani teori merkezine Güneş kültünü oturtmaktadır.

Yine teoriye göre, öncelikle Türkçedeki kelime köklerinin anlamları belirlenmeli ve dilin nasıl oluşturulduğu anlaşılmalıydı. Türkçe kökler ilk insanların Güneş’i görünce çıkardığı seslerden oluşmaktaydı ve Türkçe aslında ilk insanlar kadar eskiydi. Bu sayede Türkçe köklerin başka dillerde bulunduğu varsayımının ileri sürülmesi kolaylaşmış oluyordu. Ayrıca dilde sadeleşme hareketince yabancı kelimelerin dışlanmasındansa Türkçe kökenli olduğu düşünüldüklerinden kullanılmalarında bir sakınca da görülmüyordu, bu kelimeler dil zenginliği olarak görüldüğünden sadeleşme hareketinin getirdiği yük azaltılmış oluyordu.

Devletler var olmak için temellerini güçlendirmek isterler. 1930’ların Türkiye’si için bunu sağlayacak ayaklardan biri milliyetçilikti ki milliyetçilik yeni kurulan ulus devletler için bir zaruriyettir. Cumhuriyet yeni kurulmuştu ve bu noktada Türk Dil ve Tarih tezlerinin bir parçası olan Güneş dil teorisi onu güçlendireceği öne sürülen bir teori olarak ortaya çıkıyordu. Yani cumhuriyeti güçlendirmek için milliyetçiliğe, milliyetçiliği güçlendirmek için Türk Dil ve Tarih tezlerine, bu ikisini güçlendirmek için de Güneş dil teorisine ihtiyaç duyulduğu fikri ortaya çıkmıştı.

Güneş dil teorisine ait ilk yazılar III. Dil kurultayı etrafında toplanmaktadır. Diğer merkezler ise Dil bayramı ve Bilimsel tetkiktir. Örneğin dönemin gazetelerinde Güneş dil teorisinden “akademik bir tez” ve onur “verecek yeni bir buluş” olarak bahsediliyordu, teorinin linguistik alanda bir devrim niteliğinde olduğundan dem vuruluyor, “ATA” gibi kelimelerin çözümlemesi yapılarak milliyetçilik söylemlerde bulunuluyordu. Bu sayede teorinin bilimselliğinin altı çizilmek isteniyordu. İkinci grup yazılar 1936 yılı Dil Bayramı etrafındadır. Bu yazılarda kurultay ve teorinin başarısından bahsediliyor Güneş dil teorisinin tanıtımı yapılarak devletin resmi ideolojisi güçlendirilmiş oluyordu.

Güneş dil teorisi Atatürk’ün ölümünden önce sönümlenmeye başlamış ve onun ölümü ile de terk edilmiştir. Dil bir ulusun birleştirici unsurudur elbette ki resmi ideolojiyi güçlendirmek için o dönemin şartları Güneş dil teorisine bel bağlanmasını gerektiriyordu ancak günümüzde Güneş dil teorisi elle tutulmayan, geçerliliğini yitirmiş bir teoridir ve buna rağmen spiritüel alanda bir takım kişisel çıkarları olan kişiler tarafından halen göz boyama amacı ile zaman zaman gündeme getirilmektedir. Bilinmelidir ki Türkiye’nin modernleşme sürecinde laik ve çağdaş ulusal kimliğin inşası açısından bir döneme damgasını vuran bu teori ne linguistik açıdan bir değer veya özgünlük taşımaktadır ne de akademik veya entelektüel açıdan bir değeri vardır.

Evet, Ataturk’umuz bu teoriye inanmış ve değerli bulmuştur fakat ömrü vefa etseydi belki de yapılan tetkiklerin sonucu olarak dönemin şartlarına rağmen bu fikri terk ettiğini görmemiz işten bile değildi.

Her tarihi durum dönemine göre değerlendirilmelidir. O dönemin şartları altında laik ve çağdaş Türkiye için bu teoriyi bir basamak olarak görmek oldukça anlaşılabilirdir. Artık bu teoriyi öne sürerek hiçbir zaman var olmamış ülkeler ve kıtalar ile bir takım uydurma dilsel söylemler üzerinden kişisel çıkar elde etmeye çalışan kişilerin niyetlerini anlayacağınızı umuyorum. Diğer spiritüel alanlar gibi astroloji de artık bu türden iddialardan tamamen temizlenmeli ve hakkı ile icra edilmelidir.

Bu vesile ile yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün inkılaplarının her alanda takipçisi olduğumu beyan etmek ve onu bir kez daha özlemle anmak isterim.

Kabalistik Astrolojide Kislev Ayı


“NE ZAMAN BULUTLARDA YAY GÖRÜNSE,
ONA BAKIP YERYÜZÜNDE YAŞAYAN
BÜTÜN CANLILARLA YAPTIĞIM
SONSUZA DEK GEÇERLİ ANTLAŞMAYI ANIMSAYACAĞIM.”

Kislev İbrani takvimdeki 9. aydır. Kasım ve Aralık aylarına denk düşer. Kislev ayı 25. gününde kutlanan Hanuka Bayramı ile bilinir ve karanlık kış günlerinde bize ışık ve umut verir. Genel olarak Kislev zorluklar arasında umut ışığı üzerine düşünmeyi teşvik eden bir aydır ve bu ayda karanlık ve ışık temaları ön plana çıkar. Kislev, Yay ve Jüpiter tarafından yönetilir. Bu nedenle ilgili harfler Yay’ı yöneten Sameh ve Jüpiter’i yöneten Gimel harfleridir. Yani bu ay iyi şans, bereket ve paylaşmakla da ilgilidir.


Bu ayın harflerinden Sameh, Sefer Yetzira’da uyku ile i- lişkilendirilir ve kabalaya göre Kislev ayı da içsel huzur, bilinçaltı ve rüyaların ayıdır. Bu ayda yaradan bizimle rüyalar aracılığı ile iletişim kurar, rüyamızdaki sembollerin ne anlama geldiğini gündelik yaşamımızdaki sembollere bakarak daha iyi anlarız. Bu ayda rüyalara ayrıca dikkat edilmelidir ve gerekirse üzerine çalışılmalıdır.


Yay Aramice’de keşet demektir ve gökkuşağı anlamına gelir. Tora’da gökkuşağı büyük sel felaketinin bittiğini Noa’ya haber veren bir işarettir ve umut ve yeni başlangıçları simgeler.


Yay ateş burcudur ve en yükseğe çıkmak için verilen mücadeleyi simgeler. Bu ayda, geçmiş yılda ne konuda en yükseğe çıkmak için mücadele verdiğimizi gözden geçiririz. Bu ay umut ayı olduğundan yaradan, ne ile mücadele ettiğimizin farkındalığını yaşamışsak bir daha onunla mücadele etmeyeceğimizi söyler. (Yaradılış 9:13-17)


Bu ayın elementi ateştir ve ayın teması mücadele vermek, yukarıya çıkmaktır. Bilindiği gibi yay burcunun sembolü de yukarıyı hedef alan bir oktur.


Yay burcu sonbaharın bitişi ve kışın başlangıcını işaretlediğinden değişken bir burçtur ve bu ayda yukarı yönlü bir değişimi daha kolay geçirebilir, kendimize çevremizdeki Yay burçlarından dünyevi ve spiritüel yükselişimiz için ipucu sağlayabiliriz. Elbette ki onların özellikle felsefe ve din öğrenmeye olan eğilimleri bizlere rehberlik edecektir. Bu ayda Yay burcunun temel enerjisini en iyi tanımlayan enerji mucizeler enerjisidir. Kabalistler bizlere mucizele- rin herhangi bir ilahi iradeye bağlı olmadığını, onların kişilerin kendisi tarafından yaratıldığını ve mucize yaratmaya yarayan sihirli anahtarın normal ve sıradan olanı bırakıp olağanüstünün dünyasına girmek olduğunu öğre- tirler. İşte bu mucizeler dünyasına açılan kapıya Yay burcu demek hiç yanlış olmaz. Bu ayda imkansızı gerçekleştirme ihtimalimiz çok daha fazladır.
Yay burcunu simgeleyen insan başlı at, centaur figürü tüm zevkleri deneyimleme, tüm yolları gezme, tüm özgürlükleri hissetme ve yaşama arzusunu yoğun bir şekilde hisseden insanoğlunun yarı hayvan doğasını anlatır. Keşfedilecek çok şey olduğu için bu yönüyle Yay sorumluluk kabul etmeye pek istekli değilizdir.
O sabırlı bir öğretmendir, anlayışlıdır, varlığıyla başkalarını daha iyi insanlar olmaya motive eden bir varlıktır. Bir noktada centaur ortadan kaybolur ve o tüm ihtişamıyla atının üzerinde duran bir kahraman gibi ortaya çıkar ancak ne var ki bu statüye ulaşmış olsa bile hedefine ulaşmayan oklarını toplamak için çok kez atından inmek zorunda kalacaktır.


Zaten en büyük ideallerinden biri olan bilgeliğini arttırma yoluna da bu sayede devam eder. Onlar için her zaman her zaman daha yeni, her zaman daha uzak bir hedef vardır.


Yaylar, çok erken yaşlarda kendilerine yeni mücadele alanları ararlar. Eğer bu davranışları iyi bir muhakeme yeteneği ile taçlandırılmazsa sorumsuzlaşabilirler. Örneğin önemli bir sınav için çalışmayı son güne bırakabilirler. Elbette ki başarısı baskı altında çalışmaktan gelen Yaylar da olacaktır fakat baskı altında verimli çalışabilme yetenekleri onları her zaman kurtarmayabilir. Bu durumda en başta her yeni fırsata ve imkana koşarak atlama dürtülerini kontrol etmelilerdir.


Amacın kendisinden çok amaca giden yoldan haz alırlar. Kendilerini kendi kendilerine kanıtlamaya öyle kaptırırlar ki etrafındakilerin gittikleri yol hakkındaki endişe ve korkularına duyarsız kalmakla suçlanabilirler. Yaylar ne pahasına olursa olsun tatmin ararlar ve özellikle bir iş ne kadar imkansızsa onu elde etmeye çalışmaktan o kadar çok haz duyarlar. Eğer başarısız olurlarsa kendilerini suçlu hissederek adeta yer bitirirler, başarısızlıklarına sebep olan olayları zihinlerinde defalarca yeniden yaşarlar.
Yaylar yeni öğrenme fırsatlarını severler ama onlar bizim geleneksel öğrenme biçimlerimiz dışındaki yöntemleri daha fazla tercih edeceklerdir. Rijitlik ve katılıktan hoşlanmazlar, zaten bu yüzden aynı yerde aynı koşullar altında uzun süre kalmaları zordur. Bu nedenle elbette ilişkileri de onların bu durumundan etkilenir. Yaylar eğer ilişkileri uzun ömürlü olsun istiyorlarsa partnerlerini de defalarca yeniden keşfetmenin yollarını aramalılardır. Böylece her seferinde partnerlerini yeniden öğrenip tanıyarak ilişkilerini güçlendireceklerdir.


Yaylar, hata yaptıklarında başkalarını suçlamazlar. Hatadaki paylarını güçlü bir şekilde göğüslerler. Öyle ki onlar başkalarının hatalarından da öğrenirler. Bu yüzden eleştiri kaldırabilir ve eleştirileri yapıcı bir biçimde değerlendirebilirler ve tıkkunları için kullanabilirler. Buna rağmen gururları onları hatalarını dışarıya karşı da itiraf ve kabul etmekten men eder. Hatalarını kendi içlerinde taşımayı tercih edeceklerdir.


Kabalaya göre tikkunu Yay olanların geçmiş enkarnasyonları İkizler’dir. Bu nedenle hayatlarında daima dualite olur ve her zaman iki farklı bakış açıları olur. Önceki yaşamlarından bu yaşamlarına kararasızlık sirayet etmiştir. Tek bir amaca yönelik hareket etmekte güçlük çekebilirler.


Erken yaştan itibaren konsantrasyon problemleri yaşa- yabilirler, bu durum onları derinliksiz biri gibi gösterecektir. Diğer yandan grupların içine kabul edilmek için sıklıkla bir bukalemun gibi görünümlerini değiştirebilir- ler. Bunun sonucu olarak ikiyüzlü ve samimiyetsiz olarak da adlandırılabilirler.


Tikkunu Yay olanlar onarımlarını gerçekleştirmek için kendilerine hedef belirleyip ona bağlı kalmayı öğrenmelidirler. Sorumluluk ve zorunlulukları kaçınılması ge- reken şeyler olarak değil fikir tayin etmede yararlı araçlar olarak görmelidir. Yaylar yeryüzündeki yaşam amaçlarını bu şekilde keşfedeceklerdir.
Her ay o aya özgü benzersiz ışığı çekmek için farklı bir tetragrammaton kombinasyonuna sahiptir. Tetragrammaton maneviyatın en yüksek seviyelerini ifade eder ve bizler bu dört kanal aracılığı ile ruhsal çalışmamız için gereken ışığı alırız. Bu ayın kombinasyonu Vav Yud He He’dir. Bu isim üzerine meditasyon yapmak bize Yay enerjisinden sonuna dek faydalanma imkanı verir. Böylece karşımıza bize yük değil fırsat olabilecek sorumluluklar çıkacaktır.